şükela:  tümü | bugün
  • size dünyanın en yalnız ağacının hikayesini anlatacağım. o bir akasya ağacı. herkes onu “tenere ağacı” diye bilir. çünkü ismini sahra çölü’ndeki 400 bin km karelik tenere bölgesinden alıyor. ona en yakın ağaç da 400 km uzaklıkta. “ténéré”, tuareg dilinde “çöllerin çölü” demek...

    tenere bölgesi milyonlarca yıl önce denizmiş. sonra envai çeşit vahşi hayvanın cirit attığı tropikal ormanlara dönüşmüş. hatta agadez'in güneydoğusunda büyük bir dinozor mezarlığı bile var. düşünün, öyle çok fosil var ki, geçenlerde bana dinozor dişi satmaya çalıştılar...

    10 bin yıl öncesine kadar yemyeşil ve bereketli tropik bir bölge olan sahra, iklim ve bitki örtüsünün değişmesi, dünyanın yörüngesinin kaymasına bağlı enlem etkileriyle yavaş yavaş dünyanın en büyük sıcak çölüne dönüştü sonra bir bilim insanı çıktı, “tarım ve hayvancılıkla uğraşan insan topluluklarının bitki örtüsünde yarattığı tahribat iklimsel değişimi etkiledi” dedi. yani “sahra’yı insanoğlu çölleştirdi” diyordu. ntv de bu haberi duyururken benim çöldeki fotoğrafımı kullanarak suçu attı! sahra’yı kişisel olarak ben çölleştirmedim ama bilim insanının iddasının gerçeklik payının çok yüksek olduğunu birazdan anlatmaya başlayacağım “tenere ağacı”nın hikayesi de doğruluyor

    dünyanın en sert iklim koşullarının yaşandığı sahra çölü’nün tenere bölgesinde, yüz yıl öncesine kadar bugünkü gibi kavurucu sıcaklar yoktu. tenere ağacı da çöldeki kumların yuttuğu eski bir ormanın en son ağacıydı. yaşı tam olarak bilinmese de belki de yüzlerce yıl kum fırtınalarıyla savaşarak dimdik ayakta kalabilmeyi başarmıştı. uçsuz bucaksız çölde çok uzaklardan görülebilen tenere ağacı, agadez - bilma arasında gidip gelen kervanlar için adeta canlı bir deniz feneri gibiydi agadez’den darı götürüp bilma’dan tuz getirmek üzere yola çıkan kervanlar, tenere’deki bin kilometrelik yolculukta mutlaka tenere ağacı’nın dibinde konaklardı. kervan derken kafanızda 50-100 deveden oluşan bir konvoy canlanmasın. bazı kervanlarda deve sayısı 10 bine kadar çıkar! işte bu yalnız akasya ağacını hayata bağlayan tek şey belki de bu tür kervanların ona gösterdikleri değer ve ilgiydi. hatta tuaregler onu kutsallaştırmıştı. asla çay yapmak için ağacın dallarını kırıp yakmazlardı, develer de ağacın yapraklarını yemezdi

    paris dakar rallisi’nin güzergahı da bir ara tenere’nin kuzey-batısından geçerdi. fransız kaşif henri lhote bu izole ağacı ilk kez 1934’de, dinozor kemiklerinin bulunduğu bölgenin yakınlarında, djanet ve agadez arasındaki ilk otomobil seferi için tenere’ye gittiğinde görmüştü

    henri lhote, “destansı tenere” adlı kitabında şöyle yazmış: “dünyanın en yalnız ağacı bir akasyaydı. uçsuz bucaksız bir çölün tam ortasındaydı. üç metre boyunda, iki gövdesi, çok güzel yeşil yaprakları ve sarı çiçekleri vardı.”

    yıllarca yalnız yaşamaya alışan ama hiç yalnız kalmayan bu mucizevi ağacın sırrı, yanında 40 metrelik bir kuyu açıldığında ortaya çıkmış. çölün yüzeyi çorak toprakken tenere ağacı’nın kökleri 36 metre aşağıya inip oradaki su tabakasından besleniyormuş ne yazık ki, tenere ağacı, bu kadar güçlü köklere sahip olmasına rağmen yine hayatta kalmayı başaramıyor. 1973 yılında libyalı sarhoş bir kamyon sürücüsü koca çölün ortasındaki tek ağaca çarparak dibinden kırıyor ve dünyanın en yalnız ağacını öldürüyor

    sahra çölü’nün en kavurucu sıcaklarına ve kum fırtınalarına direnen bu akasya ağacının sonunu yine bir insanoğlu getiriyor. ağacın cansız gövdesi şu an nijer ulusal müzesi’nde sergilenirken yerine de onun anısına metal bir heykel dikilmiş

    hasan söylemez'in paylaşımını bir yazar arkadaşımız tenere ağacı başlığına eklemiş, ancak bu güzel hikaye daha fazla insana ulaşmalı. tabii başlık dikkat çekerse...
1 entry daha