şükela:  tümü | bugün
22 entry daha
  • şu aralar sscb'nin son başbakanı nikolay ivanoviç rıjkov 'un perestroyka ve sscb'nin dağılması dönemiyle birlikte anılarını da anlattığı kitabını okuyorum. şimdi bunun başlıkla ne alakası var demeyin, oraya da geleceğiz.

    neyse ne diyorduk rijkov yoldaş hayata en diplerden başlamış bir köylü çocuğu. babası, dedesi, yedi sülalesi maden işçisi. ve bu okuduğum kitabı bizzat kendi yazmış, anılarını yazan siyasetçilerin yaptığı gibi ghostwriter kullanmamış (türkçesini bulamadım şimdi). kendi yazdığı çok bariz, atara atar gidere gider yapıyor, millete lafları bilezik gibi geçirip yeri geliyor sinir olduğu kim varsa çok pis gömüyor, yeri geliyor duygusala bağlayıp damardan giriyor. amcamın çok müstesna bir karakteri var, 100 metreden tanırım. ghostwriter'ın en kralı gelse sikseler karakterini, tarzını öyle taklit edemez. o kadar yeteneği varsa zaten ghostwriter olmaz gider bestseller yazar parayı kırar. amcamın zaten siyaset tarihi-ekonomi vs konulu 23 kitabı daha var. başlıkla alakasına doğru kırdık direksiyonu gidiyoruz şimdi.

    rıjkov baba cicero'nun meşhur o tempora, o mores lafını kitap bölümlerinden birine başlık yapmış. okumaya başlamadan önce şöyle bir göz gezdirdim, bir adet socrates, bir adet goethe alıntısı gözüme çarptı. anlattığı konuya cuk oturan alıntılar. bir yerinde bireysel toplum yapısına geçişin insanları yalnızlaştırması konusunda felsefe yapmış biraz, gençliğindeki komün tarzı apartman hayatını anlatıp nostalji yapmış falan. kitabın girişi bayağı profesyonel bir yazar gibi, çarmıha gerilme metaforuyla direkt girizgah yapmış, ağzım açık kaldı.

    diğer vereceğim örnek: reaktör uzmanı, nükleer fizik profesörü alexander kalugin'le yapılan bir röportaj izledim, arka planda piyano var, notalar falan vardı açık. video kalitesi berbat olduğundan eserin ismini seçemedim ama nota aralıkları az biraz seçiliyordu, oradan rachmaninoff olduğunu tahmin ediyorum. diyeceğim piyano öyle süs mobilyası olarak durmuyor belli ki sürekli çalıyor amcam. fizik profesörü ve piyano normalde yanyana düşünülmez ama sovyet rusya'da gayet olağandı.

    heriflerin sistemi böyleydi. totaliter rejimdir şudur budur, boktan rezil tarafları çoktu ama herifler yalınayak köylü çocuklarını alıp bu seviyeye çıkarıyordu monşer.
    zamanında atatürk'ün büyük bir vizyon eseri olarak kurduğu köy enstitüleri türkiye'de benzer şekilde köylü çocuklarını eğitip entelektüel seviyesi yüksek aydın öğretmenler olarak yetiştirip onlar aracılığıyla anadolu köylüsünün seviyesini yükseltecekti ama maalesef ömrü yetmedi ve ardılları sıçıp batırdı, biri işlevsizleştirdi, diğeri marshall yardımları karşılığı kapattı.

    sovyetler ise eğitim hamlesini sistematik ve organize bir şekilde en ücra yerlere kadar götürdü. sibirya'da göçebe yaşayan kutup kabilelerinin bazılarını yerleşik hayata geçirmese bile okuryazar yaptı. mobil okullar, kütüphaneler yollayıp adamlara en azından okuma yazma öğretti, kitap dergi okuma alışkanlığı edindirdi. bildiğin çadırda yaşayan kutup ırkları var, okuma yazma bilmeyeni yok. en ücra köyde doğmuş insan büyük şehre gitmeden kaliteli bir mühendislik ya da teknik bir meslek eğitimi alabiliyordu mesela. yalınayak gezen fakir köylü çocuğu eğer yetenek sahibiyse gayet sınıf atlayıp yükselebiliyordu. rıjkov'u da kgb reisi andropov keşfedip siyasete sokmuştur mesela, kgb ajanları keşfettikleri vatana devlete sadık, zeki yetenekli gençleri rapor ediyordu bunun potansiyeli var diye. herifler ellerindeki insan kaynağını çok güzel değerlendiriyordu. amerika'da ne kadar süper zeki, yetenekli olursan ol diplerde doğduysan o kast sisteminin dışına çıkamazsın mesela. tek tük burs kazananlar sayılmaz, sistematik olarak yanlış yerde yanlış kastta doğanları alıp değerlendirme olayı yok kesinlikle. dışarıdan bol miktarda beyin göçü aldıkları için siklerinde de değil açıkçası. ne uğraşsın herif alabama'daki rednecklere, chicago gettosundaki siyahilere kaliteli eğitim götürmekle, fırsat eşitliği sağlamakla? dünyanın dört bir yanından tecrübeli, kalifiye beyaz yakalı göçmen yağarken kim niye masraf etsin?

    sovyetler ise herkesi eğitip yontmak ve ellerindeki insan kaynağı potansiyelini değerlendirmek için kesenin ağzını açtı.

    rıjkov teknokrattır mesela, meslek olarak vinç vs. tasarımı yapan makina mühendisidir ama adam socrates'ten goethe'den alıntı yapıyor, felsefe döktürüyor kardeşim. yazım tarzı, tasvirleri, metaforları kullanışı falan yüksek kültür seviyesinin yansıması tamamen. dünya kadar kitap okuduğu çok bariz. adamların siyasetçisi böyle, atom profesörleri çatır çatır rachmaninoff çalıyor, klasik müzik konserlerine gidiyor. profesöründen memuruna alayı bütün rus klasiklerini zaten hatmetmiş onu söylemeye bile gerek yok. sohbet arasinda konstantin simonov beyiti patlatır mesela, dostoyevski'den örnek verir. valery legasov* reaktörü patlatan yozlaşmış sistemi temelinden eleştirirken tolstoy romanından örnek veriyordu, anlatabiliyor muyum altan?

    yani sormanız gereken soru türk insanında neden kültür ve sanat yoksunluğu olduğu değil, elalemde neden olmadığı ve bunu nasıl, hangi yöntemlerle çözdükleri. dünya çapında bu konuda zirve yapmış ve avrupalının en kralının bile halen yetişemediği sovyet rusya'ya bakacaksınız. rejimini, totaliterliğini falan siktir edip eğitim sistemini analiz edeceksiniz.
    eyyorlamam bu kadar.

    edit: millet kitabın ismini soruyor, google books sayfası

    yabancı bir dile çevrilmemiş, baskısı yok, amazon'da uçuk fiyatlara bulunabiliyor. online aratınca rus kitap sitelerinde online versiyonları var onları google translate'le okumak mümkün. ancak google translate zamirsiz cümlelerde saçmalıyor, kafasına göre zamir uyduruyor, kim ne yapmış ne olmuş kafa karıştırabiliyor. konu gidişinden bağlamdan anlaşılabilir sanırım.

    bilgi editi: rusya'da 2. el kitap satan sitelerde, sahaf dükkanlarında bulunuyormuş.

    çernobil'i anlattığı kısım dikkate şayan.
    bence yeniden baskısının yapılması lazım bunun. sovyetlerin dağılma sürecini devletin tepesinde mevki sahibi olmuş birinin perspektifinden okumak ilginç. extended edition yapsın çernobil kısmına daha da detay eklesin, ingilizceye çevrilirse müşterisi çok.

    edit: rıjkov öyle derya bir adam ki ona manas destanı gibi entry yazdım anlattım. daha bu yarısı bile değil. bir de devlet adamlığı ve insanlık dersi verdiği efsane bir videosu var: (bkz: nikolay ivanoviç rıjkov/@sorg)

    edit 2: rıjkov'un akıl hocası, üstadı andropov da pek mürekkep yalamış biriymiş, çok şahane şiirleri var, onu da eklemek elzem (bkz: yuri andropov/@sorg)

    edit 3: kitaptan çeviri numuneleri ilk kısım: (bkz: #96755871)
13 entry daha