şükela:  tümü | bugün
2011 entry daha
  • kendisi hakkındaki iyi oyuncu/kötü oyuncu tartışmasının temelinde, güncel futbol teorisindeki bilgisizlik yatıyor gözlemlediğim kadarıyla.

    elifin transfer sürecinde gerek tvdeki futbol programlarında, gerek internetteki yazılarda futbolun güncel metagameini (e-spor dünyasından ödünç aldığım bir kelime, güzel bir kavram) takip edememiş, ezberlenmiş kalıplarla konuşan insanların yorumlarına şahit oldum bol bol. basitçe özetlersek, son 8 yıldaki ortasaha dizilimdeki -ihtiyaç üzerine- yeni keşfedilmiş/üretilmiş rollerle, artık eskimiş olan 6/8/10 sistemi ve düşünce şeklinin çatışmasından doğuyor bu problem.

    çok uzun makalelerin konusu olabilecek bu mevzuyu, nostalji ve edebiyattan kafalarını kaldıramayan futbol dergilerimize havale ederek, kısaca köşe taşları ve keywordlerle açmaya çalışalım.

    -94 dünya kupasında carlos alberto parreiranın brezilyanın hücum gücünü artırmak adına, iki stoperin arkasında oynayan, kaleciden aldığı topu oyuna sokmakla vazifeli liberoyu, iki stoperin önüne, ortasayaha koyması ve ön libero mevkisinin keşfi. bu turnuvada dunga tarihteki ilk ön libero olarak yer alırken, brezilya da bu yeni anlayış ve hücum ağırlıklı keyifli futboluyla kupayı kaldıran taraf oldu. kupanın diğer favorisi, lothar matthaeusla liberolu 3lü savunma oynayan almanya bekleneni veremedi ve erken havlu attı. bu turnuva ön libero modifiyeli 4lü savunmanın yükselişi, 3'lü savunmanın ise düşüşü oldu. dikkat etmemiz gereken nokta, ön libero günümüzdeki kanının aksine, savunmadan bir oyuncunun ileri taşınması ile takımın hücum yönünü artırmaya yönelik bir hamle idi.

    - 98 dünya kupasında ise fransa 3 -evet yanlış duymadınız- 3 ön liberolu (karembeu, petit, deschamps) 4-3-1-2 ile bu yeni sistemi bir adım öne götürüyor ve finalde de dungalı 4-2-3-1 oynayan brezilyayı 3-0 la domine ederek yeni trendi belirliyordu. bu yeni sistem bir kaç yıl sonra fatih terim tarafından türkiyeye taşınarak, okan, emre, suatlı 4-3-1-2 ile avrupayı şoka uğratacaktı. (evet, fatih terim güncel futbol teorisini sandığınızdan daha iyi takip ediyor, ankaragücü teknik direktörüyken 4'lü savunmayı türkiye'ye getiren isim olmuştur. şu an bile güncel trendleri yakalama isteğinin izlerini görmek mümkün, ilerde anlatacağım.)

    -2002 los galacticos kadrosu. figo, zidane, raul, solari gibi hücumcu yıldızları orta sahasına toplayan read madridin, istediği başarıları elde edememesi üzerine, makalelenin bu kadronun savunma açığını toparlaması amacıyla defansif vazifelerle ilk 11'e monte edilmesi. evvelinde oyun kurucu ve dinamik ortasaha vazifeleri olan ön liberoların, tamamen defansif odaklı kullanılması ve anchorman/çapa/6 numara denilen pozisyonun keşfi.

    -2006 dünya kupası. artık dünya futbolunda yeni trend olan 6 numaranın, bu turnuvada italya tarafından çift ön libero sistemi içinde kullanılması. bu pozisyondaki oyuncu (gattuso) yanında genelde hücuma destek verebilen başka bir ön libero ile (pirlo) değerlendirilmiş, böylece 8 numara/segundo volante dediğimiz mevki oluşmuştur. rakibe göre zaman zaman çift 6 numara ile de oynanan bu defansif sistemle italya toplamda sadece 2 gol yiyerek şampiyon olmuştur.

    -mourinhonun altın çağı. çift ön liberolu bu yeni sistemin en önemli temsilcisi olan mourinho, portodaki 4-3-1-2 günlerinden sonra, chelsea'de, italyanın çift ön liberolu sistemini daha da ileriye götürdü. 2 tane 6 numaranın (essien ve obi mikel) önüne bir tane defansif vazifeli forvet arkası (lampard) ekleyerek, takımını dönemin devleri arasına yükseltmeyi başardı. aynı sistemi 2013'te ayrılana kadar real madrid'te de kullandı(khedira - alonso - modric). öyle ki bu orta saha dizilimini bozmamak adına klasik bir 10 numara olan mesut özili sağ kanatta değerlendiriyordu. diğer kanattaki ronaldo ile birlikte takımın yaratıcılık sorumluluğu tamamen kanatlara ve forvete terkediliyor, orta saha topu ileri taşımak ve tempo yapmak dışında hücum aksiyonlarında kullanılmıyordu. bu sistemi barçanın tiki-taka futboluyla başa çıkmanın yegane yolu olarak görüyordu. gerçekten de o kadar etkiliydi ki bu sistem, tüm dünya tarafından üst seviye takımlara karşı oynamanın en standart yolu olarak benimsendi.

    - alex'li fenerbahçe ve anadolu takımlarının yükselişi. 2002'deki lorant kadrosunda los galacticosa benzer şekilde 10 numara enflasyonu yaşayan fenerbahçe (ortega, revivo, rapaiç, yusuf şimşek, ceyhun eriş) büyük bir hezimet yaşayarak ligi 6. sırada bitirir. bir sonraki yıl kadrosunu kurarken kendi makalelesini bulur, marco aurelio. böylece 2004'te alexi de transfer ettiğinde daha dengeli bir orta saha kuracak ve ön libero trendini yakalayacaktır. alex sanılanın aksine, sadece oyun kurma aksiyonuyla görevli klasik 10 numaradan (mesela maradona) farklı, daha fazla skor üreten, ceza sahası çevresinde oynayan 10,5 numara (mustafa denizliye selam*) hüviyetinde olduğundan, önünde pivot santrafor (anelka/kejman yerine mert nobre/semih şentürk) ve defansif yükünü taşıması için arkasında çift ön libero (aurelio-selçuk) ile oynamayı seven bir oyuncuydu. böylece 2004-2012 arasında türkiye'de trend belirleyici faktör alex ve fenerbahçe oldu dersek abartmış olmayız. bu süre zarfında sürekli aynı sistemle oynayan bir fenerbahçe, ve bir karşı-strateji üretmeye çalışan diğer takımları izledik. bu 8 yılda fenerbahçe sürekli şampiyonluk mücadelesi içinde kalmayı başarırken, anadolu takımları da büyük takımlara karşı nasıl oynanması gerektiğini test etmek için yeterli fırsatı buldu. ve neticede türk tipi bir mourinho sistemi, 4'lü savunma/2 adet 6 numara/koşan 10 numara/fizik gücü yüksek santrafor/topu hızlı ileri taşıyabilen kanatlar şeklinde anadolu takımlarınca benimsendi. topu rakibe teslim eden bu sistemde, 3'lü orta saha rakibin iki orta saha oyuncusunu, santrafor da rakibin stoperlerini fizik mücadelesi ve derin koşularla yoruyor, kanattan hızlı hücumlarla da gol aranıyordu. zaman zaman başarılı sonuçlar elde edildi fakat asıl başarısını alex ve 3 temmuz sonrası dönemde, büyüklerin düşüşüyle elde etti diyebiliriz. günümüzde de geçerli olan bu sistem, 4 büyükler ve başakşehir dışında tüm anadolu takımları tarafından hala uygulanıyor. öyle ki anadolu futbolu trend belirleyici faktör olmayı büyüklerin elinden almayı başardı diyebiliriz. artık büyükler bu futbola adapte olma veya bir antisini bulma uğraşı içerisinde. bu karşı-sistemlere örnek olarak başakşehir ve aykut kocaman fenerbahçesine ayrı parantez açacağız, şimdi avrupa futbolundaki metagamee geri dönelim.

    -2009, mourinhoya cevaplar. bizim büyüklerimiz anadolu futbolunu çözmeye çalışadursun, avrupa devleri için defter çoktan kapanmış durumda. 2010-2013 arası inanılmaz çekişmeli geçen el-classicoların tadı hala damağımızda. bunun en önemli sebebi, guardiola- mourinho arasında geçen taktik savaşları hiç şüphesiz. eto'o'nun 2009'daki ayrılışından sonra 3 yıl boyunca, pek çoklarına garip gelecek şekilde, messi merkez santrafor olarak denendi. arkasında yatan neden ise guardiolanın mourinho etkisiyle tabiri caizse kale önüne otobüs çeken takımlara karşı bir çözüm üretmek istemesi idi. kısmen başarılı da oldu; klasik olarak kapanan takımlara karşı fizik gücü yüksek uzun santraforlar oynatılırken, guardiola messi ile false nine olarak literatüre geçen pozisyonu deniyordu. bu yeni sistemde messi kasik forvetlerin aksine topla buluşmak için çok daha gerilere geliyor, onu markajla sorumlu stoperleri de kendisiyla birlikte orta sahaya kadar sürüklüyordu. böylece rakibin defans hattında oluşan boşluklara da kanat forvetler sızmaya çalışıyordu. barça suarezin gelişine kadar bu sistemle başarılı oldu diyebiliriz. bizde de dünya kupası elemelerinde 2016'da izlanda ile yaptığımız ve 2-0 yenildiğimiz maçta fatih terim, emre moru tek santrfor olarak sahaya sürecek ve benzer bir sistemi deneyecekti fakat basın tarafından başarısız bir deneme, hatta skandal olarak nitelendirilecekti.

    -juventusun 2011 sezonu, pirlo'nun yeniden keşfi. küme düştüğü 2006 sezonundan beri başarısız sonuçlar alan ve şampiyonluğa hasret kalan juventus, 2011 sezonuna şampiyonluk parolasıyla iddialı bir kadroyla girmişti. bu kadroya milanda sözleşmesi sona eren pirlo eklendiğinde, yaş başı geçmiş bir oyuncunun yıldızlar topluluğunda yeri yok şeklinde eleştirilmişti fakat devrimsel fikirlerin adamı antonio conte, 31 yaşındaki pirloyu yeni bir görevle baştan yaratacak ve sonraki yıllarda ligi domine edecek juventus hegemonyasını başlatacaktı. ligimizde de büyük takımlar arasında moda olan çift ön liberolu sistemler skor odaklı ve uzun vadede başarı getiren sistemlerdi fakat önemli bir sıkıntıları vardı. başa baş ve daha iyi takımlara karşı her zaman iyi sonuç veriyorlardı ama nasıl oynaması gerektiğini bilen ve kapanan küçük takımlara karşı defans-hücum bağlantısında teklediği de çok oluyordu. özellikle fenerbahçeliler çok iyi hatırlayacaktır, vitor pereira ve dick advocaat dönemlerinde şu klasik manzara ile sık sık karşılaşılırdı: mehmet topal defanstan topu alır, hücum başlatmak ister ama topu atabileceği müsait hiç bir arkadaşı yoktur, sağa döner bulamaz, sola döner bulamaz, hepsi en az iki oyuncu ile tutulmuştur, o da en sonunda ellerini veryansınla iki yana açar ve tirübünlerdeki ıslık sesi eşliğinde geriye oynardı... bu sıkıntı fenerbahçeye özgü değildi, avrupanın devleri de benzer şeyler yaşıyordu ve çözüm arayışı içindeydiler. iyi bir 8 numara bulunduğu takdirde 6/8/10 dizilimi tercih edilirdi fakat, hem defansif vazifelerini aksatmayacak, hem de oyun kurma beceresi yüksek ve modern tempolu oyuna uyum sağlayacak kadar fiziksel kalitesi olan birini bulmak her zaman mümkün olmuyordu. bknz: 2010 emresi. dolayısıyla sistemde bir değişikliğe ihtiyaç vardı ve o devrim regista şeklinde pirlo ile gerçekleşti. bu yeni sistemde pirlo orta sahanın en gerisinde ve defansın önünde konumlanıyor fakat 6 numaranın aksine defansif beklentiler olmadan, sadece topu ileri aktarma ve geriden oyun kurma vazifeleri ile görevlendiriliyordu. zaten yaşından dolayı 6 numara kadar fizik kalite gösteremezdi, bu yüzden önündeki iki oyuncuda da rol değişikliğine gidildi. vidal ve marchisio ile mücadeleci, defansif katkıları üst düzey ve hücumdaki tek görevleri toplu veya topsuz olarak regista ve hücum hattı arasında koşmak olan yeni bir rol tanımlandı; carrilero/shuttler veya türkçe dinamo diyebiliriz. fm 2019'tan da aşina olduğumuz tabirler. başlangıçta yaşlı pirloya yer açmak için üretilen bu sistem beklenenden daha verimli oldu, çift ön liberonun sıkıntılarından müzdarip diğer büyük takımlar (özellikle ingilizler) arasında da yayıldı. bugün chelseade jorginho/kante/kovacic, manchester cityde ilkay/silva/silva, liverpoolda henderson/wijnaldum/keita şeklinde küçük değişiklerle farklı varyasyonlarını gördüğümüz bu sistem, eplin son yıllarda la liga ve bundesliga karşısındaki yükselişinin de en büyük sebebi. bu yeni roller hakkında daha ayrıntılı bilgi için bknz: #51078664 @keane

    -2015 emrenin başakşehire transferi ve yeni trendin ülkemizdeki yansımaları. başakşehire 2015'te 35 yaşında transfer olduğunda emrenin de pirlo benzeri bir dönüşüm yaşayacağını kimse tahmin etmiyordu, fakat güncel trendleri takip eden diğer bir antrenörümüz abdullah avcı onu regista olarak görevlendirmekten çekinmedi. yaşından kaynaklı oluşabilecek defansif zaaflarını kapatan mahmut tekdemir ve mossoro ile kısmen de olsa bu 1 regista/2 carrilerolu sistem denendi ve emre 35 yaşında adeta yeniden küllerinden doğduğu bir 3 yıl yaşadı. geçtiğimiz sezonun ikinci yarısında mahmutun stopere kaydırılması ve defansif yükün tamamen emrenin üstüne binmesiyle, sistem tahrip olana kadar da başarıyla uygulandığını söyleyebiliriz. onun dışında zaman zaman diğer takımlarımızda küçük denemeler yapıldı, fatih terimin 2011-2013 arası selçuk inanı savunmanın önündeki tek adam yapma denemeleri gibi. fakat gerek kadro yapılanması, gerek taraftar baskısı altında başakşehirdeki gibi bir değişim yaşanamadı maalesef.

    -ve çok tartışılan aykut kocaman fenerbahçesi. topal/emre/alexle ideal bir 6/8/10 sistemi oynattığı 2010-2012 arası dönemi bir kenara bırakırsak, asıl eleştirildiği döneme, alex ve emre sonrası döneme odaklanalım. hem 2012 sezonunda hem de ikinci gelişi olan 2017 sezonunda, içinde bulunduğu olağanüstü şartları değişim için bir fırsat gördüğünü söyleyebiliriz. yükselen anadolu futboluna bir çare üretmek ve metagamee uygun bir futbol anlayışı geliştirmek maksadıyla, taraftarın pek de alışık olmadığı bir fenerbahçe izletti. kapanan ve hızlı hücumlarla rakibini alt eden anadolu futbolu öyle bir seviyeye gelmişti ki, artık topa sahip olma istatistiği yüksek olan takımın kesin yenilgisiyle sonuçlanan maçlar izliyorduk. küçük takımlar bilerek topu teslim eder ve fırsat kollar olmuştu. soğukkanlı savunmalara karşı çaresizce hücum yapan ve gol arayan büyükler, ani hücumlarla hazırlıksız yakalanıyor ve bu takımlara yakıştıramadığımız savunma hataları ile goller yiyorlardı. kocaman da buna çare olarak oyunun ilk bölümlerinde topu dolaştıran, minimum riskle rakibe kontra şansı vermeyen, 65 sonrasında da değişiklerle baskıyı artıran sabırlı bir anlayışı uygun görmüştü. fakat ne taraftarda ne de yönetimde o sabır yoktu ve hafızalarda acı bir tat bırakarak ayrıldı. genel anlayışı değiştirme üzerine olan fikirlerini, roller ve diziliş üzerinden de desteklese, uygun transferlerle avrupa'daki bahsettiğimiz trendlere ayak uydursa, belki de başarılı olabilirdi.

    -ligimizdeki güncel durum. anadolu takımları git gide çift ön liberolu sistemlerini oturtup, üstüne kanatlarda ve forvette kalite de ekleyerek gelişmelerini sürdürüyorlar. büyükler ise fırsatları ıskalamaya ve 6/8/10 modeli üzerine ısrarda devam ediyorlar. hala en büyük sıkıntıları topu defanstan hücum hattına taşımak. beşiktaşın iki şampiyonluğunda bu görev quaresmanın bireysel yetenekleri üzerinden sağlanırken, galatasarayın şampiyonluklarında da forvet ve kanatların dönemlik performans yükseltmeleri ile sağlandı. iki takımın da kadrosunda orta sahalar beklenen hücum aksiyonlarını sağlamaktan uzaktı. fenerbahçe ise malum, yukarıda anlattık. ellerindeki fırsatları bile değerlendirmekten uzakta, salih uçanı regista veya eljif elması carrilero olarak düşünmeyi ve bu değişimi yaşamayı göze alamıyorlar. bu rollerin mucidi italyanlar ise fırsatları kaçırmıyor ve tereddütsüz transfer ediyorlar bu isimleri. onların görüp de bizim göremediğimiz şey bu. yoksa eljif doğru değerlendirildiğinde bırakın 18 milyonu, potansiyeliyle çok daha fazla eder. umarım gelişimini sürdürür ve kendisini elit bir carrilero olarak premier ligte de izleriz.

    büyüklerin yeni sezondaki yapılanmalarında da değişiklik yok gibi görünüyor. taraftarlar arasında en popüler rol hala 10 numara. kulüpler de buna uygun transferler yapıyor. tekrar aynı sıkıntıları yaşayacaklarına ve işler bir sistem yerine bireysel yetenekler üzerinden gol arayacaklarına şüphem yok. çünkü anadolu futboluna hala bir çare geliştirebilmiş değiller, dolayısıyla büyükler arasında bol bol hayal kırıklığı, anadolu takımları arasında da sürpriz performansıyla sivrilen ekipler göreceğiz tekrardan.

    eljifin rolünü anlatacağım diye başladığım yazı nereden nereye geldi. kafamdaki haliyle kısa tutar diye düşünüyordum, yazdıkça uzadı, kusura bakmayın. bu haline daha çok "defansif ortasaha rollerinin evrimi" gibi bir başlık koymak uygun düşecek.

    edit: ilginiz ve temennileriniz teşekkür ederim. çok soru geldiği için yazıyorum, spor yazarlığı yapmıyorum. işin analitik boyutu ilgimi çekiyordu, biriktirdiklerimi yazdım. bundan başka futbol konusunda yazacak bilgim ve kültürüm olduğunu da düşünmüyorum. 94 ve 98 kupalarını bilinçli olarak takip edecek yaşta değildim, o kupaların analizi aslında kemal belgine aittir diyebilirim. her ne kadar sevmeyeni çok olsa da, kendisinin analitik ve taktik bilgisine saygım büyüktür. ondan başka, hıncal uluç ve ömer üründülü de takip ederim. bu isimlerin sözlük çevresinde pek sevilmediklerinin farkındayım ama tarihten, tecrübeden ve birikimden yararlanmak adına bazen büyüklerimizin kusurlarına tahammül etmeyi bilmeliyiz değil mi *

    önemli edit: kanser hastası ve yardıma ihtiyacı olan bir hasta için yapılan yardım kampanyası arkadaşlar. her debe entrisi gibi benden de üzerime düşeni yapmam istendi. lütfen vakit ayırıp bir göz atın.
    (bkz: #90319155)
    acele ve önem arz eden bir konu olduğu için valilik izni çıkana kadar bizim bir şekilde yardım etmemiz gerekiyor. raporlarını ve aldıkları ilaçları sürekli paylaştığı için bende hiç bir şüphe uyandırmadı. zaten doğru olan bu tür yardım kampanyalarına iyi niyetle ve hüsnüzanla yaklaşmak. neticede ticari bir yatırım yapmıyoruz, toplumsal vazifemizi yerine getiriyoruz.
532 entry daha