şükela:  tümü | bugün
45 entry daha
  • modern sinemanın usta minimalist yönetmeni olarak anılan fransız robert
    bresson’un, klasik sinemanın konvansiyonlarının çok dışında bir sinema anlayışı
    benimsediği ve birçok çağdaşını/ardılını etkilediğini söylemek mümkündür. bresson
    sinemasının karakteristik özelliklerini mercek altına almanın, geçmişten günümüzde
    sanat sineması adına var edilen yapıtları anlayabilmek adına faydalı bir rota sunacağı
    söylenebilir. zira robert bresson sineması, sinema tarihini derinden etkilemiş ve
    güçlü yapıtlar yaratmış jean-luc godard, andrey tarkovsky ve ülkemizden nuri bilge ceylan, reha erdem gibi birçok önemli yönetmeni etkilemiştir. bu bağlamda robert bresson sinemasının ayırt edici niteliklerinin kısa bir özetini sunmaya çalışacağım.

    robert bresson sinemasının muhtemelen en karakteristik niteliği son derece dural ve
    sakin oyunculuklardır. bresson filmlerinde oynattığı kişileri oyuncu yerine “model”
    olarak adlandırmayı tercih eder. çünkü ona göre oyunculuk, abartının ve aşırılığın
    hâkim olduğu tiyatroya özgü bir kavramdır ve bresson tiyatroyu “alçak ve aşağılık bir
    sanat” olarak görmektedir. bu sebeple bresson'un “modelleri” çoğunlukla amatör ve sıradan kişilerden oluşur. yüzlerine bakıldığında karakterin hissiyatını anlamak neredeyse imkansızdır, zira modellerin yüzlerine son derece donuk ve nötr bir ifade hakimdir. hatta au hasard balthazar filminde başrol olarak adlandırılabilecek bresson'un modeli bir eşektir, l'argent filminde ise 500 franklık bir kâğıt banknottur.

    paralel olarak filmlerin öyküleri de temelde gündelik yaşamın olağan akışı
    içerisinden, görece basit olgular üzerinde durur. her şey yalın ve sade bir biçimde,
    yaşam içerisinde göze çarpmayan detayların kamera aracılığıyla ön plana
    çıkartılmasıyla, incelikle işlenir. bresson sinemasında “fazlalıklara” yer yoktur.
    örneğin lancelot du lac filminde kralın şatosu olarak kullanılan mekân, alışılageldik görkemli şatolardan biri değildir. aksine son derece basit, gösterişsiz, ilk bakışta bir şato olduğu anlaşılamayacak bir niteliktedir. benzer biçimde, bresson’un başyapıtı sayılan un condamne a mort s'est echappe filminin büyük çoğunluğu, dört duvar arasında, küçük bir hapishane hücresinde gelişir. bununla paralel olarak birçok durumda bresson, orta- yakın planlar kullanmayı tercih eder. modellerinin yüzlerini, ellerini veya mekâna içkin nesneleri, detayları çerçeve içerisinde vurgular. bresson’un bu estetik tercihlerindeki temel gaye, daha önce de ifade edildiği gibi, hayatın olağan akışı içerisinde belki de çoğunlukla fark etmediğimiz önemli ayrıntıları vurgulamak istemesidir. pickpocket filminde net bir biçimde görülebileceği gibi, kimi zaman hayatın koşturmacası içerisinde fark edilemeyecek kadar küçük bir eylem olan basit bir parmak hareketi, büyük ve derinlikli olayların/olguların altında yatan asıl sebep olarak rol üstlenebilmektedir.

    ayrıca tragedya anlatısı geleneğine dayanan, aristotelesçi klasik anaakım sinemanın
    tersine bresson, çerçevenin dışında kalan alanı yoğun bir biçimde kullanır. yani salt
    ekrandaki imgeyle yetinmez, sinematografinin tüm imkanlarını zorlar. çerçeve
    içerisinde görülmeyen fakat duyulan sesler aracılığıyla izleyiciler görüntüye anlam
    yüklerler. bununla beraber bresson, eksiltili anlatıya çokça başvurur. filmin anlatısı çerçevesi çizili, bitmiş bir ürün sunmak yerine birçok boşluk ve soru işareti barındırır. anlamlandırma sürecinde yine başat iş alımlayan kişilere, yani seyirciye düşmektedir.

    sonuç olarak robert bresson filmlerinin, sinema tarihi içerisinde ayrıksı ve özel bir yeri olduğu kuşkusuz ifade edilebilir. bresson sineması, tüm bu sebeplerle modern sanat sineması içerisinde minimalist bir çizginin en önemli temsilcilerinden birisidir. sinemanın geçmişinde ve bugününde bresson estetiğinin derin etkileri vardır ve elbette gelecekte de izlerinin olacağını söylemek mümkündür.
15 entry daha