şükela:  tümü | bugün
106 entry daha
  • türk edebiyatının en ünlü şiirlerinden biri "makber"i yazmıştır. şiir, şiirin yazılış hikayesi ve bu hikayenin ardından yaşananlarla tartışılan şairlerimizden biridir. şiiri yazdıktan sonra cenazede tanıştığı kadınla evlendiği iddası tamamen yanlış bilgiden ibarettir. karısının ölümünden 5 yıl sonra evlenmiştir. hikayesi ise şöyledir:

    tanzimat döneminin önemli şairlerinden biri olan abdülhak hamid tarhan, paris’te milli eğitim müsteşarı olan babasıyla yaşarken iyi bir eğitim alır. yurda döndükten sonra robert koleji'ne gider. asıl öğreniminiyse evde özel ders hocalarından alır. bâb-ı ali tercüme odasında katip olarak çalışır. bir yıl sonra babasının tahran büyükelçisi olarak atanması üzerine onunla tahran’a gider, farsça öğrenir ve fars edebiyatını tanıma fırsatı bulur. babasının ölümü üzerine istanbul'a döner. bir yandan memuriyet hayatını sürdürür bir yandan da yazmaya başlar. bu dönemde recaizade mahmud ekrem'le tanışır. onun da yönlendirmesiyle "sabr u sebat, içli kız, duhteri hindu" gibi onu ünlendiren eserleri yazar.

    1874'te ilk eşi fatma hanım'la (fatma pirizade) tanışır. (fatma hanım bu sıralarda 14 yaşında olduğunu sanıyoruz.) tanışmalarına ve evlenmelerine dair pek çok rivayet bulunsa da şairin evliliğinde çok mutlu olduğu ve fatma hanım'ı daima kaybetme korkusu yaşadığı bilinmektedir. abdülhak hüseyin ve hamide nasib adında iki çocukları olur. fatma hanım'a büyük bir tutkuyla aşıktır. hatıralarında “beraber gezerken düşecek diye tutacak oluyordum. uyurken bir akşam uyanmayacak, ölecek gibi duruyordu. güldüğü zaman güzelliğini uçacak sanıyordum.” diyerek ona olan düşkünlüğünü anlatmıştır.

    1876’da paris’te görevlendirilen şair, ailesini ağabeyine emanet ederek paris'e gider. paris sefareti ikinci kâtipliği yapan şair, iki yılda bir yandan paris’in eğlence dünyasını keşfeder, bir yandan ünlü fransız şairleri tanımaya başlar. çapkınlığıyla tanınan şairin paris hayatına dair anılar "divaneliklerim" adlı eserde mevcuttur. paris'teyken yazdığı "nesteren" adlı eser yüzünden görevden alınır ve istanbul'a döner.

    ardından rize, berlin, beyrut gibi yerlerde çalışan şair, birçok görevi bu sıralarda ailesinden ayrı kalmamak için kabul etmez. 83'te eşi rahatsızlanır. havasının iyi geleceğini düşünerek mumbai'ye konsolos olarak gider. hatta doğal güzellikleri konu edinen birçok pastoral şiiri bu dönemde kaleme alır. 1885'te fatma hanım fenalaşır. verem illeti fatma hanım'ı öldürmek üzeredir. apar topar istanbul'a dönme kararı alırlar. fatma hanım, istanbul'a varamadan beyrut'ta maalesef hayatını kaybeder.

    kırk gün boyunca karısının beyrut'taki mezarının başından ayrılamaz şair. 40 günde zayıflar, takatten düşer, gözleri ve sağlığı bozulur. türk şiirinde metafizik ögelerin başlangıcı olarak kabul edilen, fatma hanım'ın zamansız ölümün yüreğinde meydana getirdiği o tarifsiz acıyı dizelere dökerek türk edebiyatının belki de en acıklı şiirlerinden biri olan "makber" şiirini kaleme almıştır.

    şiirden bazı alıntılar şöyledir:

    "her yer karanlık, pür-nûr o mevki!..
    mağrib mi yoksa, makber mi yâ rab?
    yâ hâbgâh-ı dilber mi yâ rab;
    rü’yâ değil bu, ayniyle vâki!..

    (...)

    eyvah!.. ne yer ne yar kaldı,
    gönlüm dolu ah u zar kaldı.
    şimdi buradaydı gitdi elden,
    gitdi ebede, gelip ezelden.
    ben gitdim, o hak-sar kaldı,
    bir kus¸ede tar-mar kaldı;
    baki o enis-i dilden, eyvah!..
    beyrut'da bir mezar kaldı."

    istanbul’a döndüğünde kendisini tamamen edebiyata veren şair, karısıyla ilgili “ölü, bunlar o’dur ve hacle” adlı eserlerini yayımlar ve hindistan izlenimlerini kaleme alır.

    şair, çok ilginçtir ki "insan bu hacle olmasa neylerdi ey ilah, / evlenmemek değiil mi hakikatte bir günah / hep ah u vah ile geçiyordu demim benim / teskine yetti zikrimi bir nazenin nigah." mısralarıyla durumunu ve bu konudaki gerekçesini ortaya koyan şair fatma hanım vefat ettikten sonra, ingiliz nelly clower ile 1890 yılında evlenmiş, islam dinini kabullenen, fakat çocuğu olmayan bu hanımını da veremden 1911'de kaybetmiştir. sonrasında ağabeyi nasuhi bey'in telkiniyle komşu kızı cemile hanım'la evlenmiş, çok kısa süren bu evlilik ayrılıkla sonuçlanmıştır. en sonunda, brüksel sefiriyken 1912'de belçikalı bayan lucienne hanım ile evlenmiştir. islamiyet'i kabul edip nasib betül adını alan bu eşinden çocuğu olmamıştır.

    şairin fatma hanım'ın ölümü üzerine cenazede tanışıp evlendiği söylentisi tamamen yalandan ibarettir. ikinci karısıyla ingiltere'de görev esnasında tanışmıştır. anılarında ve kendisiyle ilgili hatıralarda her daim fatma hanım'ı ne kadar sevdiği sürekli vurgulanmıştır.

    "bildir bana nerde, nerde yarab?
    kim attı beni bu derde yarab?
    ........................................
    çıık fatıma lahddan kıyam et,
    yadımdaki haline devam et."
9 entry daha