şükela:  tümü | bugün
34 entry daha
  • ilk filmleri ses getiren yönetmenlerin ikinci filmleri genelde lanetli olur. artık bütün gözler onların üzerindedir ve ne yapacakları herkesin merak konusudur. hele de korku türünde film çekiyorlarsa vay hallerine. ari aster, tam da bahsettiğim kategoriye giren bir yönetmen. ilk filmi hereditary, korku janrı adına son yıllarda yapılagelmiş en iyi şeydi. baştan sona korku türünün tüm klişelerini çok iyi kullanıyor, bunları filme büyük bir beceri ve olgunlukla yediriyor, kendinden bir şeyler katmayı da ihmal etmiyordu. hele o efsaneleşen son yirmi dakikası ile biz korku severleri resmen mest etmişti. hereditary, korkunç, merak uyandırıcı ve zekiceydi. peki bunları ikinci filmi midsommar için söylemek mümkün mü? kısmen evet.

    filmin en büyük eksikliği korkutucu olmaması. hatta bence tam anlamıyla bir korku filmi yoktu karşımızda. korku filmlerinin olmazsa olmazı "cult" ve "pagan" öğelerini merkezine almış psikolojik bir gerilim filmi ve daha çok da dramatik bir film izledik. bu filmden korkacak olanlar türe daha yeni yeni alışmaya başlayan kişiler olabilir. korku türüne hakim biri için başından sonuna filmde neler yaşanacağı apaçık ortadaydı. şimdi gelelim filmin artılarına ve eksilerine.

    -spoiler-

    filmin anlattığı mesele artık korkunç gelmiyor bize. ne bileyim film belki 1600'lü yıllarda geçse beni ciddi anlamda gerebilirdi. ama gelin görün ki günümüzde, isveç'in göbeğinde, ikisi ingiliz üçü amerikan vatandaşı gencin bu denli pervasızca öldürülebiliyor olmasını kimse bana inandıramaz. her korku filminde olan "aa burada telefonlarımız çekmiyor" geyiğini bile yapmadınız utanın be. en azından o klişeyi yapsaydınız da biraz akıllı hissetseydik kendimizi. yıllardır varlığından haberdar olunan bir pagan grup, isveç'in dağlarında cayır cayır amerikalı yakacak ve biz de buna inanacağız. filmin en büyük eksiği buydu bana göre. çok büyük bir eksiklik, sanki hiç yokmuşçasına izleyiciye yutturulmaya çalışılmış.

    ikincisi, filmin bir odak noktası yok. hereditary filmini iyi yapan şey, sabit ve sağlam bir konuyu baz alarak yolundan hiç sapmadan ilerliyor oluşuydu. bu filmde odak noktası dağılıp duruyor. ana tema ne burada? yalnız bırakılan bir kadının vahşi birine dönüşmesi mi, pagan kültünün acımasızlığı mı, akademisyenlerin anlamsız hırsları mı, birbirini anlamayan çiftlerin doğru düzgün iletişim kuramayışları mı? film, bir türlü kendine özgü bir yol bulamıyor. bu sebeple, filmin sonundaki o rahatsız edici sırıtış havada kalıyor. tamam kızımız, onunla ilgilenmeyen erkek arkadaşını yaktı. bu mu bizi korkutmalı?

    ne kadar eleştirsem de şunu da söylemeliyim ki mutlaka izlenmesi gereken bir film. hele de korku tutkunları kaçırmamalı. sonuçta çok iyi bir korku sever olup bu filmden inanılmaz derecede hoşlanan birileri mutlaka olacaktır.

    filmin en büyük artısı atmosferi. ilk defa bir korku filminde bu denli aydınlık ve renkli bir atmosfere denk geldim. genelde korku janrı karanlığı ve loş ortamları sever. bu film ise inadına aydınlık inadına apaçık. güneşin altında insanları gerebilmek büyük bir beceri ister. film bunda başarılı olmuş. ayrıca, muhteşem kamera açılarının ve harikulade müziklerin etkisi de hiç yadsınamaz.

    bu arada filmdeki seks ritüelinin çoğu kişiyi rahatsız etmiş olabileceğini tahmin ediyor olsam da bence filmin en etkileyici sahnesiydi. amerika gibi muhafazakar bir sinema anlayışına sahip bir ülke için böylesine cesur ve cüretkar sahnelerin çekilebilmesi takdire şayan.

    filmin en çok hoşuma giden yanı ise bireysel olarak hissedilen acı ve haz duygularının komün hayat içerisinde topluca özümsenerek yaşanmasıydı. özellikle, baş roldeki kızımızın ağladığı ve köydeki diğer kadınların da onla birlikte acısına ortak oldukları sahne muazzamdı. o ufacık sahnede acı nedir ve acıya nasıl ortak olunmalıdır sorularına kaba ama kesin bir cevap vermiş yönetmen.

    -spoiler-

    son olarak bu türün bana göre en iyi filmi hala 1973 yapımı the wicker man filmidir. meraklılar mutlaka bu filmi de izlemeli ve klişelerin nasıl zekice ters düz edilebileceğini açık açık görmelidir.
491 entry daha

hesabın var mı? giriş yap