şükela:  tümü | bugün
7 entry daha
  • cengiz çakmak hoca 'nın lucerna 98 'deki çalışmasının özlerinden.

    "
    sümer ile babil mitolojilerinin temel kabulleri üzerine bir araştirma

    ..

    sümer mitolojisi
    mezopotamya (ırmaklar arasındaki yer) adı verilen, bugünkü fırat ve dicle arasındaki düzlük alanlarda kurulmuş kentlerde, m.ö. 4000'li yıllara ve daha öncesine inen tarihlerde, kendilerine sümerli denilen bir halkın yüksek bir medeniyet meydana getirmiş olduğunu görüyoruz. medeniyetin en temel göstergeleri olan yazı, şehir, devlet gibi kurumlar ile tekerlek gibi teknik aletleri icat edenler sümer halkı olmuştur. sümer halkının mezopotamya deltasına kuzeydoğudaki dağlık bölgeden geldikleri sanılıyor. yazıyı icat eden bu halkın, türkçe'ye benzeyen 'bitişken' bir dil kullanmalarının dışında, ne kökenleri ne de bağlı bulundukları dil öbeğine ilişkin açık bir bilgiye sahibiz. mimarlık, tarım, edebiyat, hukuk, sanat/bilim ve mitolojide yüksek düşünce örnekleri ortaya koymuş bu halk, yaklaşık m.ö. 2000 yıllarına doğru sami kökenli halkların akınları sonucunda yıkılmıştır. sümer dünyası, eski yunan kültürü ölçüsünde bir philosophia ortaya koymamış olmakla birlikte, özellikle astronomi, geometri, aritmetik, tıp, botanik, hukuk ve mimarlık gibi alanlarda büyük bir başarı göstermiştir. mezopotamya dünyası, evrenin meydana gelişi ve düzeni, insanın yaratılışı ve anlamı gibi temel konulardaki düşüncelerini mitolojik, şiirsel bir üslupla dile getirmiştir. nedense astronomi, tıp, botanik ve benzeri sahalarda elde ettikleri bilgiler ile kozmogoni, antropogoni hakkındaki düşüncelerini harmanlayıp bütünsel bir dünya tasavvuru oluşturmamışlardır. sanki, evrenin bilimsel ve teorik yorumu ile dinsel ve praksise yönelik yorumunu, yani bilim ile dini birbirinden bağımsız şekilde değerlendirmemişlerdir.

    1.1 - evrenin ortaya çıkışı
    evrenin kökeni ve ortaya çıkışını anlatan sümer metinleri bölük pörçük, dağınık ve eksiklerle dolu tabletlerden oluşur. en önemli kaynak, n. s. kramer'in "gılgamış, enkidu ve yer altı dünyası" adını verdiği şiirin giriş kısmında yer alır"'. hemen hemen bütün mitolojik düşünüş tarzlarında olduğu gibi, sümer mitolojisinde yoktan varolma * düşüncesi yoktur. evrenin kendisinden meydana geldiği temel varlık (ana malzeme), ezeli ve ebedi bir varlıktın yaratılmamıştır ve belirli bir zamanda varlığa gelmemiştir. bu açıdan sümer şâiri, eski yunan dünyasının şâir ve filozofları gibi. evrenin kendisinden meydana geldiği ana malzemenin nasıl ortaya çıktığını soru konusu yapmamıştır. sümer kozmogonisinde, başlangıçta, her şeyi doğuran, her şeyi kendisinden meydana getiren, uçsuz bucaksız, en eski su olan ve "deniz" işaretiyle belirtilen "ana tanrıça" nammu bulunurdu.'. doğurgan ana nammu'nun nasıl meydana geldiği araştırma konusu yapılmaz. anlaşılabildiği kadarıyla her şeyin öncesinde bulunan doğurgan ana nammu. birden fazla unsuru bünyesinde barındıran bir varlık olarak düşünülmüştür. tabanı yeri; tepesi gökyüzünü temsil eden bir dağ olarak hayal edilen nammu, nasıl ayrılmış ve kendisinden diğer tanrıları veya varlıkları nasıl meydana getirmiştir? "kazmanın yaratılışı"'3' adlı şiirde altı yer; üstü gökyüzü olarak düşünülen bu dağı, hava tanrısı enlil'in ayırdığını görüyoruz. enlil, gök ile yer arasında bulunan; rüzgar, hava, nefes, ruh gibi bir madde olarak hayal edilmiştir. hava tanrısı enlil, evren dağını meydana getiren iki temel kütle olan gökyüzü (an) ile yeryüzünün (ki) sevişmeleri ve birleşmeleri sonucunda doğar. enlil'in doğmasıyla birbirleriyle kaynaşık nammu dağını meydana getiren an (gökyüzü) ile ki (yeryüzü) ayrılır. enlil yer ile gök arasını hava. soluk, rüzgarla doldurarak evren dağının, gökyüzü, hava ve yeryüzü olarak üç temel kışıma ayrılmasına neden olur. gökyüzü tanrısı an. göksel bir maden olarak düşünülen kalaydan yapılmış gökyüzünü ve enlil'de anası yeryüzünü alıp götürdükten sonra, sıra evrenin bir plan çerçevesince düzenlenmesine gelir.
    evrenin nasıl düzenlendiğine geçmeden önce. sümer dünyasının bazı önemli temel özelliklerini belirtmek gereklidir. bu halkın yaşadığı bölgenin en temel özelliği, tarımın insan gücüyle açılan sulama kanallarına bağlı olmasıdır. sulama kanallarının gerekli işlevi yerine getirebilmesi, dicle ve fırat nehirlerinin su seviyelerindeki değişmelerine bağlıdır. suların denetimi ise, su ve bilgelik tanrısı ve ki'nin (yeryüzü tanrıçası) dölleyicisi olarak düşünülmüş olan enki'nin (babil'deki adıyla ea) elindedir. sümer şiirlerinde enki'nin nasıl ortaya çıktığı anlatılmaz; ancak anlaşılan o ki. mezopotamya'ya hayat veren dicle ve fırat nehirlerinin taşıdığı taze su, ezeli ve ebedi bir varlık olarak düşünülmüş olmalıdır. sümer kozmolojisinde evrendeki temel güçlerin denetimi yukarıda belirtilen dört tanrının elindedir. evrendeki düzen ve yasa dört temel tanrının uyumlu bir şekilde çalışmasına bağlıdır. dört temel tanrının uyumlu bir şekilde çalışabilmeleri, evren ve toplumsal ilişkilerdeki her şeyi bir plana göre düzenleyen ve işleten, temel kural ve düzenlemeleri kapsayan me'lere uygun davranmalarına bağlıdır. me'lerin ne olduğu tam olarak anlaşılmış değildir. anlaşıldığı kadarıyla me'ler, mezopotamya devlet düzeninin temeli olan ve kral dahil herkesin yetki ve sorumluluk alanlarını belirleyen yasa düzeninden esinlenerek kurgulanmış olmalıdır. dört temel tanrı arasında me'ler çerçevesinde bir sıradüzeni. emir ve komuta zinciri vardır. sıradüzeninin tepesinde, sarsılmaz düzeni, adaleti ve yasayı temsil eden gökyüzü tanrısı anu (veya an) bulunur. anu. devleti belirli yasa ve kurallara göre yöneten ve adaletten şaşmaması gereken sümerli kralın kozmolojik karşılığıdır. enlil ise, elinde, yürütme ve yargı gücüyle, meteorolojik ve astronomik olayların denetimini tutan bir tanrıdır. ceza ve ödülün uygulanmasından sorumludur. sümer dünyasının en güçlü tanrısı olmasına karşın, yasaya uygun davranmadığında kendisi de cezalandırılmıştır^). su ve bilgelik tanrısı olan enki, enlil'in denetiminde sulama kanallarının açılması, ahırların yapımı, hayvancılığın düzene sokulması ve tarımdan sorumludur. insanlara karşı merhametli ve koruyucu bir rol üstlenmiştir. doğurgan ana, toprak tanrıçası ki ise, kendisini dölleyen enki sayesinde insanlara besin sağlamakla yükümlüdür. nasıl sümer devlet modelinde yönetimin başı olan bir kral, kralın devlet işlerini yürütürken baş vurduğu danışmanlar ve danışmanların da kendisine karşı sorumlu olduğu rahipler kurulu varsa, evreni yöneten tanrılar dünyasında da danışma kurulları, tartışma meclisleri bulunur. en üsteki tanrı ya da tanrılardan, en alttaki küçük işlerden sorumlu tanrılara kadar, herkesin yetki ve sorumluluğu me'ler tarafından belirlenmiştir. ister güçlü ister zayıf olsun herhangi bir tanrı, kurallara ve yasalara uymazsa evrende kargaşa ve khaos dolayısıyla bozulma ortaya çıkar. bu bakımdan düzeni bozmaya kalkışan, keyfi davranan kim olursa olsun cezalandırılır.
    şimdi evrenin tanrı enlil tarafından nasıl düzenlenmiş olduğunu araştırmaya geçebiliriz. enlil, yer ile gök'ü birbirinden ayırdıktan sonra, ilk olarak gökyüzünün düzene sokulmasıyla uğraşır. gök cisimlerinin ortaya çıkışı ve göklerin düzene sokulması "enlil ile ninlil" ve "nanna'nın nippur'a yolculuğu" adlı şiirlerde anlatılır'. oldukça karanlık, karışık ve eksikliklerle dolu tabletlerde ay, güneş, venüs ile diğer gök cisimlerinin nasıl meydana geldiği açıklanmaya çalışılır. hava tanrısı enlil, ninlil adlı bir tanrıçanın ırzına geçer ve cezalandırılarak yeraltına, kur'a sürülür. enlil'in peşinden gelen ninlil, ay tanrısı nanna'yı (diğer adı sin) doğurur. daha sonra nanna ile ningal'ın birleşmesinden güneş tanrısı utu ile venüs tanrısı inanna dünyaya gelir. enlil, yeraltında doğan ışıklı gök tanrılarını kurduğu bir düzenle buradan çıkararak gökyüzüne yerleştirir ve yollarını (yörüngelerini) belirler. onların ve diğer gök cisimlerinin görevi aydınlatmak ve zamanı belirlemek olarak saptanır. anlaşıldığı kadarıyla sümerli mitos şairleri, gökcisimlerinin aydınlık ve parlak bir hava maddesinden meydana geldiğine ve gökyüzünde kayıklar içerisinde hareket ettiklerine inanıyorlardı.

    gökyüzünün düzene sokulmasından sonra sıra yeryüzünün düzenlenmesine gelir. yeryüzünün, yani dünyanın düzene sokulmasında enlil ve enki birlikte rol alırlar. yeryüzünün nasıl düzene sokulduğu "emes ile enten", "kazmanın yaratılışı", "enki ve dünya düzeni" adlı şiirlerde anlatılır!8). enlil'in planı doğrultusunda insanın yaratılmasından önce dağlar, denizler, nehirler, bitkiler dünyası, hayvancılık, tarım araçları ve her türlü zanaat icat edilir ve düzene sokulur. daha küçük düzeydeki tanrılar enlil tarafından bu işleri yönetmekle memur edilir. ilk iki şiirde ve kramer. tarafından çevirisi yapılmış bir başka şiirde' enlit şehirlerin dolayısıyla medeniyetin kurucusu ve koruyucusu olarak anlatılır. "enki ve dünya düzeni" adlı şiirde ise, yeryüzünü düzenleyenin ve medeniyeti yaratanın enlil'in görevlendirmiş bulunduğu enki olduğu söylenir. dünyanın şekillenmesi ve bitkilerin ortaya çıkışı su (enki) ile toprak (ninhursaq, nintu, ninmah, ve genel ad olarak ki) arasındaki aşındırma, taşıma, sulama ilişkisi sonucunda ortaya çıkmıştır'10). enki, dünyayı düzenlemeye, mezopotamya dünyasının temel su kaynaklan olan fırat ile dicle'yi düzene sokarak başlar. nehirleri su ve balıkla doldurduktan sonra, nehirdeki suları ve balıkları gözetecek, denetleyecek tanrıların atanmasını gerçekleştirir. enki, basra körfezine inerek denizi düzene sokar ve tanrıça siraya'yı denizi yönetmekle görevlendirir. sonra yağmurları getiren rüzgarları düzene sokarak idarelerini tanrı işkur'a bırakır. daha sonra kanallar açtırarak ve sabanlar kullanarak bahçeler hazırlatır ve her türlü tahıl, sebze ve meyvenin yetiştirilmesini olanaklı kılar. bu işlerin başına kanal tanrısı en-kimdu'yu ve tahıl tanrıçası aşnan'ı atar. kazma ile tuğla kalıpları hazırlar ve tuğla tanrısı kabta'yı tuğlalar üzerinde görevlendirir. tuğlalarla evler, tapınaklar ve şehirler inşa edilir ve mimar tanrı muşdamma yapıcılığın sorumlu tanrısı olarak atanır. son olarak yaban hayat düzenlenir ve ahırlar inşa edilerek hayvancılık geliştirilir. hayvancılıktan sorumlu tanrı ise dumuzi (temmuz) olur. sümerdeki evrenin ortaya çıkışı ve düzenlenişiyle ilgili şiirlere yakından bakıldığında iki temei özellik göze çarpar: birincisi evrenin oluşumu ve düzeni kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. evrenin ortaya çıkışına ve biçimlenişine bir tanrının iradesi ve eylemi sebep olmuştur. evrenin düzeni ve işleyişi bu tanrı tarafından planlanmış ve tanrılar aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. ikinci olarak ideal bir plana göre düzenlenmiş evren, insanların yaşaması için değil, tanrıların yaşaması için yaratılmıştır. evren veya dünya çiftliği ölümsüz tanrılara uygun bir yapıda planlanmış ve gerçekleştirilmiştir. şimdi, bu ideal dünya düzeninde insanın yeri nedir? tanrılar gibi ölümsüz ve güçlü olmayan insan niçin yaratılmıştır? sorularına cevap aramamız gerekir. '*
    1.2 - insanın yaratılışı
    insanın dünyadaki yeri ve anlamı nedir? tanrıların, toprakların, her türlü yararlı hayvan ile sebze ve tahılın bulunduğu ve her şeyin düzenli olduğu bir dünyada, insanın eksikliği niçin hissedilmiştir? sümer mitolojisine göre, hem insansız bir dünya eksik dünyadır hem de insanlı dünya ideal olmayan, hastalıklarla, ölümle ve çatışmalarla dolu bir dünyadır: ya eksik hissedilen insansız bir ideal dünya ya da eksiksiz ve insanlı bozulabilir bir dünya. bu ikilem sümerli düşünürlerin üzerinde en fazla durdukları, çözümlemeye çalıştıkları bir sorun olmuştur.
    insanın yaradılışını anlatan iki temel metin "davar ile tahılve "enki ile ninmah" adlı şiirlerdir!. enki'nin bilgece öğüdüyle enlil, tanrı anu'nun çocuklarını, yani tanrıları beslemek amacıyla tahıldan sorumlu tanrıça aşnan ile davar tanrısı lahar 'ı yaratır. ancak aşnan ile lahar'ın ürettikleri, tanrıların beslenebilecekleri ölçüde yeterli olmaz. ayrıca lahar ile aşnan bir gün çok şarap içip tartışmaya başlayınca görevlerini unuturlar ve tanrıların ihtiyaçlarını karşılayamazlar. bunun üzerine tanrılar kendi ihtiyaçlarını kendileri karşılamak zorunda kalırlar. fakat tanrılar kendi işlerini yapmaktan yorgun düşerler ve bu duruma çözüm bulunmasını isterler. "bütün tanrıları doğuran anne" nammu, bilge enki'den bu duruma bir çözüm bulmasını rica eder. böylece tanrılar doyabilsinler diye insana soluk verilecektir. "enki ile ninmah" adlı, kırık ve eksiklerle dolu tabletlerde sümer mitolojisinin en ilginç ve karanlık öyküsü, yani insanın yaratılışı anlatılır. enki'ni önerileri doğrultusunda derin ve eski suyun (ap-su) üzerinden, bütün tanrıların annesi olan nam-mu'nun bedeninden bir miktar balçık, doğum ve yine bir toprak tanrıçası olan ninmah tarafından çocuk doğurtulur gibi sökülüp getirilir. ninmah'ın bu başarısını kutlamak amacıyla tanrılar tarafından bir şölen düzenlenir. bu şölende enki ile ninmah sarhoş olurlar. sarhoş olan ninmah balçıkla oynayarak altı tuhaf yaratık meydana getirir. bunlardan ikisinin ne olduklarını tabletten çıkarabiliyoruz. birisi doğurma yeteneği bulunmayan kısır bir kadın, diğeri ise hadım bir erkektir. enki bu iki yaratığın kaderini, toplum içindeki konumlarını belirler. kısır kadının yerini tapınak görevlisi, hadımın yerini ise kralın hizmetlisi olarak saptar. daha sonra enki elde kalan balçıktan insanı yaratır ve ninmah'dan bu yaratıkların dünyadaki yerlerini ve kaderlerini belirlemesini talep eder. ninmah başlangıçta bu tuhaf ve çelimsiz yaratığa yardım etmek amacıyla konuşmak ister, fakat yaratık onun dilini anlayamaz. yemesi için ekmek uzatır, fakat yaratık çelimsiz ve güçsüz olduğundan uzanıp ekmeği alamaz. ninmah, böyle güçsüz ve anlayışsız bir yaratık meydana getirdiği için enki'ye kızar ve insanı lanetler. bu zayıf ve "günleri uzak yaratığın ismi u-mu-ul olur. u-mu-ul, yani "günleri uzak" yaşlanabilir, ölümlü varlık olan insandır. ninmah, u-mu-ul'un ideal dünyada bozgunculuk yapacağını düşünür. gerçekten de insan dünyaya ölümü getirir ve şehirleri yıkar. insanın yaratılış öyküsü, etiolojik açıdan üç temel noktada sorularımıza cevap getiriyor: insan nisi niçin aynı son bekliyor? soruları insanları rahatsız etmeye başlar.

    sümerli gılgamış'ın öyküleri ve daha sonra akadça yazılmış olan gılgamış destanı bu paradoksal sorunların üstesinden gelmek, tutarlı bir hayat görüşü sunmak amacıyla kaleme alınmıştır. sümer insanının başına gelen her şey âdil tanrıların takdiridir. adil tanrıların izni olmaksızın hiçbir kötü cin veya bela insana musallat olamaz. eski yunan mitolojisinde olduğu gibi, sümer insanının başına gelen olaylar tanrıların kaprislerinden ve keyfi tutumlarından kaynaklanmaz. dünyada ölüm varsa, bunun mutlaka tanrı katında bir sebebi bukunur. bu noktada, yiğit ve ölümün yanı başından korkmadan geçmiş gılgamış, kazandığı bütün ün ve güce karşın, ölümün adaletsizliği ve anlamsızlığı üzerine düşünmeye başlar. ilkin ölümden, acıklı sondan taşınmaya, kaçınmaya ve "diriler ülkesi" denilen ülkeye ulaşmaya çalışır. ancak ölümün kaçınılmazlığını kavradıktan sonra, kendisine düşen payın mümkün olduğunca kendi adını ve tanrıların isimlerini yüceltmek olduğunu kabul eder. hiçbir insanın "göğe ulaşamayacağını", tanrısal hakikatiarın'aslını kavrayamayacağını düşünür. ,*:-::-v....
    ölümün kaçınılmaz ve insanın payı olduğunu kavramakla sorun, gerçekte çözülmüş olmaz. çünkü hem dürüst ve tanrılara saygılı insanların başına yaşarken büyük belalar gelmesi hem de öldükten sonra dürüst, eğri herkesi aynı akıbetin beklemesi gerilim yaratmaya devam eder. birinci sorun iki şekilde tutarlı bir biçimde çözümlenmeye çalışılır: ilkin insanın maruz kaldığı her türlü felaketin sebebi mutlaka onun gizli ya da açık, farkında olarak ya da olmayarak işlediği bir kusurdur. yok eğer, "sümerli eyüp"de anlatıldığı gibi, insan iyi, dürüst ve yasalara saygılı bir hayat sürdüğünden eminse ve buna rağmen başına kötülükler geldiyse, yakınmamalı ve şikayet etmemelidir. mademki tanrılar kesin olarak âdildirler, o halde başınıza gelen belanın özel bir anlamı vardır. bu noktada sümer insanı ilahi adaletin ne olduğunu kavrayabilecek bir güçte bulunmadığını kabul ederek başına gelenlere tahammül etmeli, tanrılara güvenmeli, ümidini yitirmeden beklemelidir. bunun bir sınav ve geçici bir durum olduğunu kabul etmeli; mutlaka tanrıların merhametini göstereceğini ve iyilik ışığını göndereceğini bilmelidir. tanrılara isyana kalkışmadan dua ve tövbe etmelidir. bu yaklaşım ve açıklamalar dürüst insanları belirli ölçüde tatmin ve teselli etse bile, öldükten sonra dürüst insanların da başına aynı acı sonun gelecek olması yine de çözümlenmeden kalmıştır. ölümden sonra dürüst ve âdil insanları bekleyen adaletsiz sondan kurtulabilmenin yöntemi hakkında "sümer tufan öyküsü'ndeo6) örtük de olsa bir takım ipuçlarına rastlıyoruz. sümer mitolojisinde cennet sadece ölümsüz tanrıların yurdudur. hiçbir ölümlü insan tanrıların cennetine girebilme şansına sahip değildir. ancak sümer tufan öyküsünün kahramanı ziusudra (akadça destanda ut-napiştim) dindarca ve sofuca bir yaşayış sonucunda ailesiyle birlikte insanlardan uzakta bir adada ölümsüz hayatla ödüllendirilmiştir. kramer'e göre dindar, tanrı korkusu bilen, rüyada veya falla devamlı olarak tanrısal vahiy alan ziusudrat1), bu özellikleri sayesinde kur'a gitmekten kurtulmuştur.

    gerek sümer gerek babil mitoslarında ölümden sonra ödül (cennet) ve ceza (cehennem) fikirlerinin açık olmamasından sorun tam olarak çözülememiştir. bu noktada şunu belirtmeliyiz: mezopotamya mitoslarında esas sorun ölümsüz bir hayat peşinde koşmak değil, ölümden sonra dürüst insanların başına gelecek acıklı sondan kaçınmaktır. odysseus, kalypso tarafından kendisine bağışlanan ölümsüz hayatı, yurduna dönmek uğruna geri çevirirken, gılgamış, ölümden sonra kendisini bekleyen trajik sondan kaçabilmek amacıyla olumsuz hayatı arzuluyordu. odysseus'un tutumu bu dünyayı merkeze alan bir yaşama biçimini öncelerken, gılgamış'ın ve ziusudra 'nın tavırları öte dünya yaşamını merkeze alan bir hayat anlayışını öncelemiştir."

    lucerna 98, sf: 7-12

    satılan diğer lucerna sayısı için link:

    http://www.ideefixe.com/…p?sid=qzd6mlo6ek3kio8fo8cj
    http://www.pandora.com.tr/urun.asp?id=119478
20 entry daha