şükela:  tümü | bugün
180 entry daha
  • bu durumu çokça düşünen, belirli bir kapsamda ve çapta araştırmış, hem dünyanın batısı hem de doğusunda 30 civarında ülke görmüş, ek olarak bir avrupa ülkesinde yaşayan biri olarak söylemek istediğim şeyler var.

    öncelikle batı doğudan üstün mü? hangi parametreleri baz alacağız? bu coğrafi bir tanım mı? japonya, singapur gibi ülkeleri nereye koyacağız?...vs

    evet batı doğudan, bir insanın temel alabileceği bir çok parametreye göre üstün.totalde üstün. kalkıp "ülkemizde çok güzel güneş var" diyebilsek de bu total durumunu bozamıyoruz.
    diğer yandan, batı, bir zihniyet, paradigma tanımlamasıdır, coğrafyadan bağımsızdır. o nedenle japonya, güney kore, singapur gibi ülkeleri de bu kapsam içine alıyorum.

    peki hangi kriterler bu kriterler. bence en önemli ve totaldeki durumu çok etkileyen bir madde var, o da bireysellik. bireyin hak ve özgürlükleri.

    tüm sistemini -iyi kötü- bireyin din, vicdan, düşünce, ifade özgürlüğü üzerine inşa eden, etmeye çalışan ülkeler üstün oluyor.

    bu kavramlar, doğu toplumlarında -daha çok- gelişimin ve ilerlemenin araçları olarak görülmediği için de doğu üstün değil. coğrafi zenginlikleri kat be kat fazla olan pakistan ile bir bataklığın üzerine kurulu isveç'i -temel bazda- ayıran en güçlü fark bu.

    bizim gibi toplumlarda sanıyoruz ki birey hak ve özgürlükler, toplumsal adalet, toplumsal eşitlik...vs gibi kavramları sonra da halledebiliriz, yeter ki önce iyi binalar, yollar yapıp iyi arabalara binelim(ki bunlar da bir ilizyon), ifade hürriyetine sonra bakarız. ama olmuyor. toplumsal adaleti -mükemmel olmasa bile- sağlayamadan gelişebileceğimizi sanıyoruz. gelişemiyor, büyük resme bakınca ne kadar geriye gittiğimizi fark ediyoruz. misal türkiye. dünya üzerinde daha iyi bir örnek yok.

    önem sırasına göre;
    -bireyin hak ve özgürlükleri(bu kavram sandığımız kadar kolay bir kavram değil. sindirmesi, olgun karşılanması çok zor bir kavram. her şeyi, ama her şeyi tartışılabilmek, eleştirilebilmek, hatta kötülenebilir bir zemine çekmektir ifade özgürlüğü. şu an türkiye özelinde örnekleyecek olursak, ülkede son yıllarda yaşanan bir çok gelişme hakkında konuşulamıyor)

    -toplumsal adalet. bana lütfen "ya batıda mükemmel mi, abd'de 100 dolar için adam öldürülüyor" söylemiyle gelmeyin. daha geniş ve total olarak bakıyorum olaya.

    -ifade özgürlüğü. bunun önemini, batıda yaşamaya başlayınca çok daha iyi anladım. ne demek olduğunu da çok daha iyi anladım. insan, her şey ama her şey hakkında konuşabilmeli. bu konuşmalar hiçbir kutsallığın(devlet, din, cemaat, cemiyet, şahıs, lider...) gölgesi altında kalmamalı. ve bu konuşmalar anayasa, yargı ve yürütme güçleri ile, amasız, fakatsız, eklemesiz çıkarmasız şekilde koruma altına alınmalı.

    -okumak. biliyorum, bi "kitap okuyun" baskısı var. goygoyu bile diyebiliriz ancak okumak, bir toplumun yapabileceği en önemli ve hayati vazife. doğu okumuyor, batı okuyor. olay bu.

    -proactivity . bu kavramı çok önemsiyorum. toplumsal kapsamda bu kavramı şöyle açıklayabilirim; bir toplum ve yönetimi, dünyanın geleceğiyle ilgili gidişatı görüp ona göre erkenden pozisyon alırsa proaktif davranmış olur. proaktif davranınca da söz dinleyen değil, sözü dinlenen ülke oluyor. toplum oluyor.

    - flu tv'de en son yayınlanan videoda emrah safa gürkançok enfes bir laf söyledi, ""bugünle ve yarınla ilgili umut azaldıkça geçmişle ilgili heves artar."". ilerlemek isteyen toplumlar, büyük bir cesaret ve kararlılıkla, geçmişe dair bilinen her tarihi gelişmeyi, adet, görenek, ritüel ve retorikleri tekrar masaya yatırıp bunlarla dövüşmeli. ilerlemek ve üstün olmak istiyorsa bunu yapmaktan başka şansı yok. batı bunu yaptı. hiçbir kutsala bel bağlamadan ölümüne geçmişiyle yüzleşti ve üstün oldu. türkiye için bir çıkış yolu olacaksa -mümkün olduğu kadar acımasız şekilde- bunu yapmalı. biliyorum zor, ama başka şansımızın olmadığını önümüzdeki süreçlerde daha fazla idrak edeceğiz.

    özetle "üstünlük" kavramı tabiki tartışılabilir ancak hayat aslında çok basit. ya iyi bir eğitim, iyi beslenme, kaliteli alışkanlıklar, güçlü bir ögzüven, nitelikli tüketim...vs sahibi oluyorsunuz, ya da olmuyorsunuz. olay bu kadar düz aslında.

    türkiye özelinde ise durum pek umut vadetmiyor. hem çok şanslı hem de çok şanssız bir ülkeyiz. hem çok şanslıyız çünkü sistemi baştan sona anlamış ve ona göre büyük bir devrim motivasyonuyla pozisyon almış mustafa kemal atatürk gibi bir insanın savaşı vardı. çok şanssızız çünkü bağnazlık ve onun yarattığı rejim bu savaşta galip geldi.
1189 entry daha