şükela:  tümü | bugün
8 entry daha
  • the dark crystal, rahmetli jim henson'ın yazdığı, çizdiği, tasarladığı hatta bizzat filmini çekip can verdiği zamanının ötesinde bir eserdir. kendisini the muppet show, susam sokağı gibi meşhur yapımlarından hatırlayabilirsiniz.

    bu ise netflix'in the jim henson company ile birlikte üzerine titreyerek hazırlattığı dizisi. sneak peak videosundan görebileceğiniz üzere oldukça emek harcanmış bir yapım. sanatsal tarafı miras gibi devam ediyor. jim henson'ın kızı lisa henson ve ilk filmin tasarımcılarından brian ve wendy froud var. onlara bir de oğulları eklenmiş. tam bir bu işler bize baba yadigarı geyiği çevrilebilecek ortam. bittabi ki orijinalinde olduğu gibi burada da her şey elle hazırlanmış. yalnız bu teknolojinin nimetlerinden faydalanmadıkları, hayvan gibi cgi kullanmadıkları anlamına gelmiyor. lan madem bu kadar cgi olacaktı neden komple 3d animasyon yapılmadı diyebilirsiniz. o vakit olay jim henson'ın eserinden kopacak tamamiyle farklı ve sıradan bir 3d animasyon filmi olacaktı zira izleyenlerin farkedeceği üzere hikayesinin pek bir numarası yok.

    şahsen ben çıkan sonucu çok beğendim. seslendirme kadrosu şampiyonlar ligi gibi. sigourney weaver, helena bonham carter, simon pegg, jason ısaacs, luke mark hamill skywalker dahil kimi ararsanız var. hatta ufak bir game of thrones ekibi var desem yeridir çünkü lena headey, natalie dormer, canımız cicimiz missandei'miz nathalie emmanuel bile var. aralarında ise en çok simon pegg'in çıkardığı işe hayran kaldım. tercümesine mabeynci mi desem ne desem bilemediğim chamberlain olan skeksil resmen yaşıyor. karakter görsel olarak ilk filmdeki gibi fakat her cümle sonuna eklediği karakteri ayırt edici hımlamalar adamın ses tonuyla şahane olmuş. bir de kendisinin de şurada anlattığı üzere kukla karakterleri seslendirmek çok daha farklı bir iş. animasyon filmlerde önce ses kaydedilir ve animasyon ona göre hazırlanır. burada ise karakter ile senkronize şekilde seslendirme yapmak gerekiyor ki bu oldukça vakit ve sabır gerektiren bir iş.

    kuklalar hazırlandıktan sonra bütün çekimler ingiltere'de yapılmış. filmdeki gibi özellikle skeksiller şahane olmuş. eminim yapım ekibi üzerinde çalışırken izleyicilerden daha fazla eğlenmiştir. 1982'de gösterime giren filminin yapımı beş yıl sürmüştü. o yıllarda nasıl çekilmiş diye merak ediyorsanız şuradan izleyebilirsiniz. böyle el emeğinin bol olduğu bir projede çalışmak için her hangi bir uzvumu verebilirdim. ilk yapımın konsept çizimleri dahi öyle detaylı, öyle emek harcanmış ki ağzınız açık kalıyor.

    bu da bizi başka bir konuya getiriyor. hani bir haftada bütün prodüksiyonu tamamlanıp ertesi hafta gösterime giren yeşilçam filmlerine bakıyoruz da neden bizim boktan bir sinemamız var diyoruz ya. sebebi burada yatıyor. kuklalarla yapılmış bir filmin sadece storyboard aşamasına altı aydan fazla vakit harcamış adamlar. bizim sinemamız bugün dahi bir haftada film üretmekle, storyboard olmadan çekmekle övünüyor. yahu şu yapımın making of videosunu izleyin. o vakit bu işin sadece bütçeyle imkansızlıkla ilgili olmadığını anlayacaksınız.

    aman bunlar ne kadar osuruktan ve sevimsiz karakterler konusuna ise ben sizin estetik algınıza sokayım diyorum. bu tarz yapımlar hele otuz yıldan önceki dönemde çok cesur yapımlardı. gişede çakılması yönetmen ve yapımcı başta olmak üzere herkesi sıkıntıya sokan işlerdi. yani öyle her babayiğidin girebileceği yapımlar değillerdi. bugün dahi fantastik ve bilim kurgu projelerine öyle herkes giremiyor. bu ise hepsinden ayrılan bir proje. zaten deneysel her yapımın kendine has bir dünyası var. bunu anlamaya çalışmak yerine kendi gelişmemiş estetik algısıyla bir yapımı yargılamak ise tam bir orta doğulu yaklaşımı. mesela dizi sitelerinden birisinde "ya bu ne be? eline kukla giydirip çekselermiş bari!" şeklinde bir serzeniş okudum. şimdi buna güleyim mi? ağlayayım mı? ulan zaten film öyle çekildi. dahası bu yapımın bütün olayı kuklalardan ibaret. çocukken anneniz sütten kesildi de sizi gremlinler mi emzirdi bilmiyorum ki.

    tamam kitlesel medya, hollywood bilmem ne hepimizi etkiliyor da her karakterin kedi yavrusu, süt kuzusu kadar sevimli tasarlanması gerektiği yanılgısına nereden kapılıyor bu insanlar? açın shrek izleyin o vakit. kedi ne şirin öyle hem ricky martin şarkıları söylüyor. gerçi bu genel bir sorun haline geldi. netflix gibi hizmetlerin oturma odamıza kadar böyle yapımları getirmesi bir yandan iyi fakat öte yandan öyle bir beyin tembelliği yaratıyor ki kimse izleyeceği yapım hakkında bir satır okumadan basıyor play düğmesine. sonra saçma sapan yorumlarını her yerde okumak zorunda kalıyoruz. yazmaya harcadıkları vakti okumaya harcasalar dünya çok daha güzel bir yer olurdu.
21 entry daha