şükela:  tümü | bugün
5 entry daha
  • aslında, bir yönetmenin takıntılarının, kişisel zaaflarının, sinemasını yaratan unsurların en ön plana çıktığı film, o yönetmenin en kişisel filmidir dersek, hatari herhalde hawks'un en kişisel filmidir. en kişisel filmin en iyi film olduğu iddiasını ise otör teorisi manyaklarına bırakıyoruz.

    evvela bir "do the job!" filmidir. daha evvel pilotların, kasaba şeriflerinin, ne bileyim kovboyların hayatını meslekleri açısından ele alan, profesyonelliği ön plana çıkaran ve yapılan mesleği hayatının merkezi haline getirmiş karakterleri sıklıkla anlatmış olan hawks, bu sefer vahşi hayvan avcılığı gibi diğer bir maço mesleğe el atıyor. bu sefer manzara afrikanın uçsuz bucaksız manzaraları olduğuna, meslek avcılık olduğuna göre, hemen hemingway'e bkz. vermek lazım. neden? hemingway ile hawks dost idi.

    bir yandan amerikanın western dünyasını, diğer yandan bu afrikayı içine alan filmografinin anahtar kelimesi nedir diye soralım? cevap: macera.

    macera aksiyon veya gerilimle bir değil. macera, bir insan kendini maceraya atınca macera oluyor. aksiyon sizi bulursa macera yaşamazsınız, siz aksiyona giderseniz, bu bir macera olur. buna bir çeşit hayat felsefesi diyelim: hawks böyle yaşamayı seven, bunu bir hayat biçimi haline getirmiş karakterleri seviyor. risk almayı seven adamlar. risk almayı hayat felsefesi haline getirmişseniz, yaptığınız işi en iyi şekilde yapmalısınız ki kazanabilmelisiniz. hawks'un karakterlerinin mesleklerine olan işkolik yaklaşımı bundan.

    hatari bir "do the job!" filmi olduğu kadar, bir bastırılmış eşcinsellik filmi. gözden kaçırmak zor. john wayne ile red buttons'ın, italyan kadın gazeteci ile bölünen dostluğu, aynı meslekte çalışan ve birbirini seven iki adamdan birinin bir kadın yüzünden mesleğine ve arkadaşına konstantre olamamasının hikayesi var. john wayne'in durmadan kadından rahatsız olmasına, kadınla her yakınlaşmalarında ise adamın romantik anı bölmesine dikkat. hawks'da çok rastlıyoruz, özellikle only angels have wings'de. bu üstü kapalı garip ilişkinin hawks bile farkında değil büyük ihtimalle, bu kadar bariz bir hale gelmiş olması ise ancak "kişisel film" tanımlamasıyla biraz açıklık kazanıyor. karakterlerin psikolojileri açısından karman çorman, ne dediğinin pek farkında olmayan bir film.

    sonra bir kötü adamın olmaması. yine tipik hawks, öyle ki en azından diğer filmlerde zayıf bile varolan kötü adam, burada hiç yok. tam anlamıyla harmonik, aylak, gündüz iş akşam alkol ve eğlence, ailevi, sıcak bir dünya bu. ebavt nating partikulırdan kasıt bu. hani çatışma? çatışma hesapta john wayne ile italyan kadının romantik ilişkisinde, ama hawks ondan ziyade bu maceralı yaşam biçiminin binbir güzelliğine, işini iyi yapan insanların hayatın tadını nasıl çıkardıklarına bakıyor. şarkılar söyleniyor, içki içiliyor, günün her saati başka bir tad veriyor. bir çeşit tekdüzelik içinde en ufak olaylar bir maceraya dönüşüyor. bilemiyorum belki kulağa "boş" bir film gibi geliyordur böyle anlatınca. ama hatari'nin, aynen rio bravo gibi izlenmeye doyulmaz bir yanı var. tüm saydığım özellikleriyle filmi övmeye çalışıyorum aslında ama hawks'un tarzına sempati duymuyorsanız saydıklarım negatif de gelebilir insana sanırım.

    şöyle anlatmaya çalışayım, hawks'ın belli bir yaşam stilinin, daha isabetlisi hayata belli bir şekilde yaklaşan insanların birlikte yaşayıp gitmelerini anlatıyor. fassbinder'de beraber yaşama kavramının önüne bencillik ve sömürü geçiyordu, lukas moodyson'un "tilsammen"inde aşırı kuralcılık. hawks'un dünyasında ise yapılan işe profesyonel yaklaşım ve hayatın bir macera olduğu duygusuyla, beraber yaşamın sorunları 2 saatlik ve hepsi de çözülebilir bir eğlenceye dönüşüyor ve bir nebze inandırıcı olmayı bile beceriyor. sanat hep eleştirmek, "irdelemek" zorunda değil ya...
37 entry daha