şükela:  tümü | bugün
98 entry daha
  • tanım: misafir olup bir kahve içecek kadar oturmaktan çok keyif alacağım ama içerisinde yaşamak istemeyeceğim evleri tanıtan güzel bir youtube kanalı.

    bugün yayınladıkları videoyu taze taze izleyip hakkında birkaç kelam etmek istedim. mottosu "gerçek insanların gerçek evleri" ama gerçek insanların önüne kalburüstü sıfatını ekleseler bence herkes rahat eder. kanalın kurucusu eda hanım'ın dediği gibi belki direkt holding sahibi x bey ve karısının evini göstermiyorlar ama onların çocuk, torun, yeğen gibi uzantılarının evlerini gösteriyorlar, bunda anlaşalım.
    gelin evi programının beyaz yakalı versiyonu demek haksızlık olur. birincisi bu evlerde yaşayan insanlar beyaz yakalı değiller, üstte belirttiğim gibi herhangi bir yakaları yok aileden zenginler. çünkü kimse çanta, obje tasarlayıp bitki aranjmanı yaparak o evlerdeki yaşamı döndürecek parayı kazanamaz, yemeyelim birbirimizi. mesela şu beyoğlu'ndaki yüksek tavanlı evi özel demircisiyle tasarlayan hanımefendi çok büyük bir iplik fabrikasının veliahtı. kanaldaki herkesi tek tek araştırmasam da pek çoğu yine bizim adını bile duymadığımız şirketlerin sahiplerinin bir şeyleridir eminim.
    ikincisi, o programdaki evlerle bunları kıyaslamak olayı duygudan arındırıp, sadece paranın satın alabileceği şeyler vs. zevkin satın alabilecekleri düzeyine indirgemiş olur fakat bu kanalda ben aynı zamanda kök ve bağlılık gibi duyguları da görüyorum.

    bu kanaldaki evler bir kez daha şunu anlamama yardımcı oldu: türk evi çok kalabalık. yaşanmışlık veya gösteriş adına evi tepemizden eşyalar dökülecek kadar doldurmaya bayılıyoruz (neden kendimi kattıysam? nefret ederim). kredi çekerek masko'dan biçimsiz oturma odaları satın alıp evi instagram'da gördükleri kıvır zıvırla dolduran orta-dar gelirlinin evi de, evindeki her objenin, her kullanım alanının üzerinde uzun uzun düşünecek kadar vakti olan çok zenginin evi de insanda boğulma hissi yaratacak kadar sıkış tepiş. şahsen tanıtılan evlerde yaşayan insanların hiçbirinin kendi evini kendisinin temizlediğine inanmıyorum. duvarlar, komodinler, sehpalar üzerindeki o kadar objenin, bitkinin, dekorasyon amaçlı açıkta bırakılan kitap yığınlarının arasında tek kişi yaşasa bile toz oturmaması mümkün değil. bazı sabahlar, televizyon ünitesinin üzerindeki kadın figürünü hareket ettirince etrafında biriken tozu gördüğü için kriz geçirerek temizlik yapmaya başlayan ben, 3-4 gün bile şu kanalın içinde yaşasam obsesyondan hastaneye kaldırılırım mesela. ayrıca hep şunu merak ediyorum, çoğu home office çalışan bu insanlar bu renk ve desen cümbüşünün içinde nasıl huzurla oturabiliyor ve dikkat dağınıklığı yaşamadan çalışabiliyor, her yerden bir renk patlar ve bir şeyler sarkarken hem de?
    sanıyorum sadece tiny house bölümündeki ailenin 2 çocuğu vardı. gösterilen evler çocukla yaşarken çok kolay kaza mahaline dönüşebilecek yerler. buradan tam bir varoş gibi çocuksuz aileleri kınadığım fikri çıkmasın, şu yüzden belirttim, evli ve çocuk sahibi olmayı planlayan çiftler için pek sürdürülebilir olmayan bir tarz bu.

    kanal üstte yazdığım gibi sebeplerden gerçek insanların gerçek evleri sloganındaki gerçekliği biraz yitirse de, izlemekten keyif almamı sağlayan çok nokta var. en önemlisi şu, evlerde oturma grubu yok. bir eve dair beni oturma grubu kadar geren ve irrite eden başka bir şey yok sanırım. genel olarak evdeki oda sayısına göre alınmış takım mobilyalardan nefret ettiğim için bu evlerdeki o takım dışılığı seviyorum. düğüne 3 ay kala büyük bir mobilyacılar çarşısından vakit ve maddiyat kısıtının, ailelerin ve evin şeklinin yarattığı baskı altında "eh bunu beğenelim bari" çaresizliği içinde satın alınmış toplu oda takımlarından ne kadar rahatsız olduğumu sabaha kadar yazabilirim. masko'dan da roche bobois'dan da alınsa fark etmez, takım halinde alınmış her şeyi istisnasız ruhsuz buluyorum. bu sebeple kanaldaki parça toplayarak yaşam alanı oluşturma trendi hoşuma gidiyor. evli ya da değil, bir evi paylaşan çiftler için bir alanı birlikte peyderpey yaratmak bence çok anlamlı. kanaldaki insanlar kadar büyük bütçeler ayırmadan, dünyanın çeşitli yerlerinden koltuk, halı toplamadan da yapılabilecek bir şey bu.
    ikinci sevdiğim nokta da kanalın konuklarının aileye, köke, anıya verdikleri değer. barış bey'in izmir'deki dairesini izlediğimde, annesinden bahsederken sesinin tınısının değişmesinden çok etkilenmiştim. kanalda belki dışarıda veya sosyal medyada görseniz ailesiyle hiçbir bağı olacağını düşünmeyeceğiniz insanların aile yadigarlarına verdiği önem çok hoşuma gidiyor.

    özetle, kalburüstülüğün ve kaosun dozu biraz yüksek olsa da pazar günleri yeni videolarını izlemekten keyif aldığım bir youtube fikri, en azından o evlere uğrasam mezar taşı rahatlığında bir koltuğa oturtulup zorla düğün videosu izletilmeyeceğini bilmenin huzurunu veriyor. uzun soluklu olmasını dilerim.
215 entry daha