şükela:  tümü | bugün
401 entry daha
  • herkes kendi bildiğini yazmış haklı olarak, ilk entry ise 2000 yılında girilmiş,
    burada; 70'lerde bizzat istanbulda sokak satıcılarından
    veya eminönü, küçükpazar, karaköy,beyazıt,şehzadebaşı, kocamustafapaşa da
    açılan börekçilerde "bir ikili bol pudra şekerli birde ayrı sade, yanına da sıcak süt alayım"
    şeklinde sipariş verenlere söz vermek gerekir.
    #91810048 no'lu entry ne de güzel ve doğru anlatmış.

    bizzat 75-78 yıllarında okulumuza yakın, tabelasında "şehzadebaşı börekçisi" yazıp ta
    camekanında "kürt böreği" yazan mekanda hem ucuz hem pratik diye alümiyum şekerlikten
    az mı pudra şekeri döktük o şimdi adını değiştirdikleri böreğe.

    2018 de küt böreği mi kürt böreği mi sorunsalı olarak memleketimizin sorunları arasında yerini almıştır.

    böreğin en bilinen tarihçesi de şöyledir :
    istanbul da 5000’e yakın börekçilikle geçinen esnaf vardır, sahibi veya ustasının %90'ı bingöl’ün kiğı ilçesi kökenlidir. babadan ya da dededen kalma mesleklerini devam ettiren kiğılı esnafının ürettiği böreklerin lezzetini ve bu lezzet konusunda hiçbir şekilde tüyo vermediklerini anlatıyor yeni börekçiler.
    3-4 çeşit un türünün karışımından farklı lezzetler ortaya çıkartıp bu tarifleri de sır gibi saklarlarmış.
    mesela maya kullanmadıkları bir hamur karışımı ile açılan böreğin mideyi ekşitmediğini söylerler.

    kürt böreği hikayesi 1800’lü yılların osmanlı dönemine uzanıyor.
    o zamanlar istanbul’da çalışmak için doğu illerinden göç eden ve çoğunluğu hamallık ve taşımacılık gibi mesleklere sahip işçilerden biri olan sarı mehmet’in ağır çuvalları taşıyamaması ve yükünün ağırlığı sebebiyle denize düştüğü ve arkadaşları tarafından kurtarılması sonrası, hamallığı bırakıp kürtçe adı kılor /parxaç ile başlayıp geliştirilmiş bir hali olan kürt böreğinin mucidi olduğu da anlatılıyor.
    bingöl’ün kiğı ilçesine bağlı bilice nin alıkan köyünden, yürüyerek önce pülümür muti köprüsüne oradan erzincan üzeri trabzona kadar yürüyüp, buradan da gemi ile istanbul’a sağ salim varanlardan biri,

    hamallıkla geçimini sağlayan rengo (sarışın olmasından kaynaklı mehmet’e köyde verilen lakap.) sarı mehmet’in yük taşıma konusundaki yetersizliği nedeni ile farklı bir iş denemek ister. sadece bir un alan ve hamur açmaya koyulan sarı mehmet, türkçe kete denilen parxaç/kılor’u kendi köylüsü hamallara içerisine koyduğu yağla birlikte pişirir ve satar. arkadaşlarının tadını beğenmesi üzerine satışları büyüyen sarı mehmet, bir dükkan kiralar ve işini büyütür. zaman içerisinde sadece işçilere değil diğer vatandaşlara da börek satmasıyla birlikte ünü gittikçe büyür.
    rengo “kuleng” denilen sırtta taşınan kapalı ber kutunun/camekan içinde parxaçları satmaya başlar. işte böyle başlar kürt böreği’nin yola çıkış serüveni. bir süre sonra işler o kadar büyür ki kuleng, yere iner tekerlekli “tevla” ile satılmaya başlar; o da yetmeyince iş büyüyünce dükkan açılır. parxaç da kürt hamalların bir yiyeceği olarak yeni haliyle büyük rağbet gördüğü için de doğal olarak kürt böreği adını alır.
    rengo giderek dönemin un piyasasında önenli bir kişi haline gelir ve artık rengo değil mehmed efendi ismiyle tanınır. ondan izinsiz kimse börek dükkanı açamaz.
    kürt böreği hikâyesini oluşturan en önemli unsur ise, böreği dükkandan satın alan vatandaşların yapan kişinin ismi hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadığı için ‘’kürt’ten aldık ya da ‘’kürt’ün böreği benzeri söylemleriyle birlikte kürt böreği bugüne uzanır ve son on yıl içinde biri çıkar ve yooo o küttür küt der, belki de "r" leri söyleyemeyen biridir

    kaynak: yeni yaşam gzt.
11 entry daha