şükela:  tümü | bugün
32 entry daha
  • primatolog frans de waal tarafından gerçekleştirilen ve primatlarda da doğal bir ahlak anlayışı olduğunu ve eşitliğin evrensel bir norm olduğunu ortaya çıkaran muazzam deneydir.

    deney, kapuçin maymunları üzerinde gerçekleştirilmiştir. yan yana duran iki tane kafese birbirlerinin hareketlerini görebilecek şekilde 2 tane kapuçin maymunu konmuştur. frans de wall, maymunların taş karşılığında (taşları insanlara vererek) yiyecek alabilmesi için 2 maymunu da eğitmişlerdir. yani burada taş bir nevi ilkel bir para görevi görmektedir. maymunlar sırasıyla her bir taşa karşılık bir yiyecek alırlar. en başta maymunlara verilen ödül, bir parça salatalıktır. maymunlar başta hiç sorunsuz taşlarını sırasıyla verirler ve salatalıklarını alırlar.

    deneyin ikinci kısmında bu kez taşı veren ilk maymuna salatalık yerine üzüm verilir. üzümler, doğal olarak salatalıktan çok daha lezzetli olduğu için maymun, üzümü anında hüpletir. diğer maymun ise bu sırada olayı izlemektedir. sıra diğer maymuna geldiğinde, maymun taşı verir; ama üzüm yerine salatalık alır. bunun üzerine öfkelenmeye başlar, şaşkınlıkla bakarak öfkeyle çığlık atarak, salatalığı araştırmacılara fırlatır. diğer arkadaşı gibi üzüm alamadığı için deliye döner. halbuki deneyin başında iki maymun da afiyetle salatalıkların keyfini çıkarıyorlardı. aşağıdaki linkten de izleyebileceğiniz über deney, maymunların da amiyane tabirle enayi olmadıklarını, primatlarda da evrensel bir ahlak ve eşitlik anlayışı olduğunu bize göstermektedir.

    insanlarda da primatlarda da klasik ekonomi teorilerinin dikte ettiği gibi, bireylerin düşük teklifleri haksız bulmayacağı anlayışı çökmektedir. tam tersine davranışsal ekonominin önemi ortaya çıkmaktadır. sapiens, saf bir matematik yerine duygularının kontrolünde hareket eder. bu durum ultimatom oyunuyla da gösterilmiştir.

    (bkz: ultimatom oyunu)

    https://youtu.be/meiu6txyscg

    yuval noah harrari'nin homo deus kitabında da bahsetiği gibi, bütün bunlar şempazeler, bazı maymunlar ve küçük avcı-toplayıcı gruplarında temelde gerçekten böyle olmasına rağmen, özellikle tarım devrimi sonrasında yaratılan büyük insan kitlelerinde böyle işlemez. çünkü insanlar hayali kurgu ve hikaye (ortak mitler, dinler ve milliyetçi kahramanlık hikayeleri gibi) anlatma yetenekleri ile, birbirlerini kandırabilirler ve bu ortak hikayelere inanıp, eşitsizliğin hakim olduğu bir toplumda köleleştirilebilirler. tıpkı antik mısırda firavunların kitleleri yönettiği gibi. (yuval noah harari, homo deus: yarının kısa bir tarihi, kolektif kitap)

    eğer biraz da bilim-kurguya girersek, teknolojinin inanılmaz boyutlara ulaştığı aldous huxley'in cesur yeni dünyasında bile, o kadar genetik manipülasyon, şartlandırma ve doğuştan yaratılan alfa, beta, gama, delta, epsilon gibi sınıf bilinçlerine rağmen, toplumsal istikrarı sağlayabilmek için "ford hazretleri" - "fordumuz" ile yaratılan ortak bir kurguya ihtiyaç duyulması da bir hayli şaşırtıcıdır. örneğin kitapta eşitsizliğin hakim olduğu bir toplum yerine, herkesin alfa+ 'lardan oluştuğu bir dünya düzeni üzerine dünya denetçisi mustafa mond'un şu sözleri bir hayli vurucudur:

    "mutluluğa ve istikrara inanıyoruz. alfalardan oluşan bir toplum, eninde sonunda istikrarsız ve sefil olmaya mahkûmdur. çalışanlarını sadece alfaların oluşturduğu bir fabrikayı düşünün - yani ayrı olan ve akrabalık bağları olmayan, iyi bir mirasa sahip, özgür (sınırlar dahilinde) iradesiyle seçim yapabilecek ve sorumluluk alabilecek bireylerden oluşsun. " (aldous huxley-cesur yeni dünya, ithaki yayınları)

    hatta bununla ilgili hayali bir kıbrıs deneyinden de bahseder:

    "f.s.473 yılında başladı. yöneticiler, kıbrıs adasının tüm sakinlerini boşaltıp özel olarak hazırlanmış, yirmi iki bin alfadan oluşan bir grup yerleştirdiler. tüm kültürel ve endüstriyel donanım kendilerine devredildi ve kendi işlerini kendileri idare etmek üzere bırakıldılar. sonuç, tüm teorik öngörüleri tam olarak doğallar nitelikteydi. toprak uygun şekilde işlenmemişti; bütün fabrikalarda grevler çıkmış, yasalar hiçe sayılmış, emirlere karşı konulmuştu. düşük seviyeli işlerde görev verilen bütün insanlar, yüksek seviyeli işler için sürekli entrikalar çeviriyor, buna karşılık olarak da yüksek seviyede çalışan insanlar, ne pahasına olursa olsun konumlarını korumak için entrikalar çeviriyorlardı. altı yıl geçtiğinde birinci sınıf bir iç savaşa girdiler." (aldous huxley-cesur yeni dünya, ithaki yayınları)

    kısacası doğalarında evrensel bir eşitlik anlayışı olmasına yani bu şekilde evrimleşmesine rağmen, büyük kitlelerin, toplumsal bir istikrar halinde yaşayabilmesi için bir şekilde toplumsal eşitsizlik yaratılmıştır. bu eşitsizlik de ancak insanların ortak mitler yaratabilme ve var olmayan şeyler hakkında düşünebilmesiyle oluşturulabilmiştir.