şükela:  tümü | bugün
18 entry daha
  • şehit kültürü üzerinde yücelmiş bir ordumuz olmasına rağmen bu cenaze defninin nasıl olacağı, usulü konusunda kesin kurallarla uyulan bir yönetmeliğinin olmayışı yüzünden ara ara münferit çok tatsız olaylara sebep olmaktadır.

    şehit cenazesi defni şehirlerde merkez komutanlıkları, ilçe ve kasabalarda garnizon komutanı her kimse onun öngördüğü birliklerin eliyle yapılıyor. şehit teoride bir askerin ulaşabileceği en yüksek nokta olduğu için garnizondaki her rütbeli de şehide son selamı verebilmek için bu merasimde hazır bulunur. cenazenin nereden geçeceği, kortejde kimler olacağı falan bellidir. ancak bunlar yazılı emir değildir. direktif tarzı şu yapılacak bu edilecek tarzı bir tür plandır.

    cenaze namazını müteakip şehit defnedilene kadar pek çok yerden geçer. bayrağa sarılı tabut dört altı asker tarafından omuzlarda taşınır, yahut top arabasına konur, yahut şehitlik uzaktaysa cenaze arabasıyla götürülür. şehidin ailesi bu sırada her daim tabutun yanındadır. sonra şehidin annesi veya eşi duygularına hakim olamayarak şöyle bağırır :

    "tabutu açın son bir kez daha göreyim"

    korteji yöneten komutanın ensesinden aşağı kaynar sular işte o anda iner. şehidin nasıl veya neresinden vurulduğunu bilemez. patlamada mı şehit oldu, mayına mı bastı, tek parça mı, tabutun içinde neyle karşılacak bilemez. ancak açın ya da açmayın diyecek otorite de kendisidir.

    "hayır!" der. "yapmayın. çocuğu nasıl hatırlıyorsanız öyle hatıranızda kalsın"

    ama öyle duyguların çağladığı bu ortamda mantıklı düşüncelerin bir hikmeti yoktur. komutandan umduğunu bulamayan şehidin anası babası daha rütbeli komutana, valiye bakana cumhurbaşkanına falan yalvarmaya başlarlar. içlerinden biri de bunu bir tür merhamet ya da daha kötüsü oy kaynağı olarak görüp bastırır :

    "açın. son bir kez daha görsünler. sünnettir, sevaptır"

    komutan lan yapmayın etmeyin derken şehidin yakınları allem eder kallem eder ve o bayrak sıyrılır, o tabut açılır ve kefenin içinde görmeyi hiç ummadıkları, hatıralarındaki kişiden çok çok farklı bir şey bulurlar. sonra çığlıklar yükselir :

    "allah cezamı verseydi de bakmasaydım!"

    değdi mi? acınızın üstüne bir o kadar daha eklemeye ne hacet vardı?

    amerikalının almanın rusun kendi askeri kayıplarını arlington askeri şehitliğinde falan baksanız, tam bir sessizlik içinde, tam bir ritüel halinde, tabutun üstündeki bayrağı törenle katlamak, bu bayrağı saklamaları için şehidin en yaşlı çocuğuna, çocuklar 5 yaşından küçükse eşine, şehit evlenmemişse anne babasına diz çökerek vermek, verirken "size borçlu olan milletimizin verdiği bu bayrağı kabul ediniz" demek. onlar da çocuklarını eşlerini babalarını kaybetmiş, ama üstüne kendilerini de kaybetmiyorlar. bu sükunete ve vakara imrenmediğimi söylersem yalan olur.

    ama şöyle de bir şey var ki bu derece kontrollü, duygulara falan ket vuran bir cenaze töreni de six feet under paradoksu yaratıyor. ellerinizi onun için kirletmeyecekseniz kimin için kirleteceksiniz.

    bunun bir arasını bulun ve kodifiye edin, lütfen.
2 entry daha