şükela:  tümü | bugün
81 entry daha
  • 90'lar hem türkiye, hem de dünya için ilginç bir dönem. çünkü 60'larda ve 70'lerde insanlar özgürlüğe inanıyordu ve geleceğe umut ile bakıyordu. 80'lerde bu mücadele ruhu kayboldu ve insanlar kendilerini bireysel olarak ifade etmenin yollarını aramaya başladılar. bu yüzden renkli ve dikkat çekici ancak çirkin, karakter olarak amaçsız bir hal aldılar. bu dönemin kimseye bir şey sağlamadığı fark edilince de şuan içinde bulunduğumuz dönemin de başlatıcısı olan 90'lar başladı.

    bu dönemde artık dünyayı daha iyi bir yer yapmak isteyen insanlar yoktu. yada çoğu insanın fark ettiği üzere 80'lerdeki o eğlenceli görüntü insanın iç sıkıntısını gidermiyordu. bu nedenle 90'lar karamsar bir şekilde başladı. bu düşünce hayata yayılırken en belirgin etki sinema ve müzikte görüldü. bu dönemde ortalığı sallayan the rolling stones gibi grupların yerini seattle merkezli daha depresif gruplar aldı. sinemada da bir şeyler anlatma çabası bırakıldı. çünkü sinemada bir şey anlatmanın artık bir şey değiştirmeyeceği düşünülüyordu.

    bu etkiyi türk sinemasında da görebilirsiniz. burada da başlığı açılmış mesela. (bkz: 90ların ilk yarısındaki bunalımlı film çekme ekolü) o dönemde zaten bizim ülkemiz de bunalımlı zamanlar geçirdiği için bu durum sinemaya da yansımış ve yönetmenimiz zeki demirkubuz da bu dönemde ilk filmi olan c blok'u yapmış.

    her ne kadar yönetmenimiz daha sonra bu filmi beğenmediğini söylese de ben bu filmi incelemek istiyorum. çünkü ilk filmlerde görülebilecek bazı problemleri olsa da yer yer ilginç noktaları da var. şimdi hazırsanız, üzerinize oturmayan dev gibi kazağınızı giyin çünkü 94 yapımı filmimizi incelemeye başlıyoruz.

    --- spoiler ---

    öncelikle filmin konusuna bakalım. ana karakterimiz tülay, doksanlardaki zenginlik belirtilerinden birini işaret eder şekilde bir sitede oturur. evlidir ancak eşi ile pek bir iletişimi yoktur. tülay'ın sebebini bilmediği bir iç sıkıntısı vardır. film başladıktan kısa bir süre sonra tülay, evinde çalışan aslı ve mental olarak sorunlu kapıcı halit'in birlikte olduğunu görür. bu andan sonra tülay, bu iki karakteri incelemeye başlar. her ikisi de kendi durumundan farklı hayatlara sahiptir. çünkü tülay, bütün gün araba ile gezebilecek boş zamana sahipken, halit ve aslı sürekli olarak fiziksel işlerde çalışırlar. ancak onun elde edemediği tutku ve enerjiye sahiptirler. bu nedenle tülay iç sıkıntısını geçirmek için anlamsız ve rastgele seks arayışına girer.

    film tülay'ın net bir portresini yapmaz. bu nedenle bu iç sıkıntısının nedenini yada gelişim sürecini bize söylemez. ancak gösterdiği uzun uzun apartmanlar ve tülay'ın ailesinin evinde kaldığı zaman huzur bulduğunu söylemesiyle anlarız ki tülay aslında bulunduğu atmosferden rahatsızdır. çünkü tülay her ne kadar artık hiç belli etmese de "mahalle" kültüründen gelen bir insandır ve şehir hayatının o griliğinden ve tek düzeliğinden sıkılmıştır.

    burada görüntü yönetimini de övmem lazım. o zamanlar türkiye'de color grading işleri nasıldı tam bir fikrim yok ancak denize, gökyüzüne ve ağaçlara bile güçlü bir griliğin başarıyla hakim olduğunu söylemeliyim. ayrıca fotoğrafçılığa yeni başlayanlara verilen bir tavsiye, çizgileri kullanmalarıdır. eğer bu çizgileri kareye düzgün bir proporsiyon ile yerleştirirseniz insanlar verdiğiniz görüntülere daha uzun süre bakarlar. çünkü gözleri istemsiz olarak da olsa çizgileri takip etme eğilimindedir. çektiğiniz görüntüye daha uzun süre baktıklarında da görüntüyü beğenme oranları artar. filmin görüntü yönetmeni ertunç şenkay da bu prensibi çok güzel uygulamış filmde.

    ancak dediğim gibi bu bir fotoğrafçılık kuralı, yani videoya geçtiğinizde bu görseli sadece arka planda kullanabilirsiniz. bundan sonra işin içine akıcılık dahil olur. bu film ise bu konuda çok problemli. yani bir karakter durgun olabilir, bir hikaye de durgun olabilir ancak bir filmin sabit olmaması gerekir. yoksa izleyicisini kaybeder. mesela iki karakter sevgili olsun ve aynı evde yaşasınlar ancak aralarındaki iletişim bitsin. filmin konusu bu olsa bile bir sekansta eğer iki karakterin konuşmadığını gösteriyorsanız ikinci sekansta bu karakterleri "daha da" konuşturmamanız gerekir. ancak bu filmde o şekilde net bir akış yok maalesef.

    ayrıca filmdeki diyalogların okuması da çok ilginç geldi bana. bunu bilerek mi yaptılar bilmiyorum ancak diyaloglar çok mekanik. bu durum karakterler az konuştuğu için böyle değil ama. baya önlerinde text var da oradan okuyorlarmış gibi geliyor insanın kulağına.

    --- spoiler ---

    sonuç olarak şunu söyleyeceğim. karakterin hayatındaki anlamsızlığı doldurmak için seks yaptığı filmlerde çoğunlukla ana karakter erkektir. ancak bu filmde dönemine göre cesur bir şekilde ana karakteri kadın seçmişler. bu da filmin takdir edilecek bir farklılığı.

    ayrıca filmin tekniğine laf ettim ama siz ona aldırmayın. çünkü o dönemde türkiye'de ne tür kameralar, lensler, mikrofonlar falan kullanmak zorunda kaldılar düşünmek bile istemiyorum. bu yüzden filmin tekniğinden ziyade yapmaya çalıştığı şeye bakıyorum. bu alanda evet diyaloglar biraz garip okunmuş (ki bu bir ilk film için normal) ayrıca senaryo da biraz kopuk görünüyor (ki bu da bir ilk film için normal) ancak film anlatmaya çalıştığı şeyi size bir şekilde aktarıyor. o yüzden bence kötü bir film değil c blok. çünkü elindeki bütün karakterleri filme çok dahil edemese de tülay karakterini ve onun sıkıntılarını izleyicisine bir şekilde ifade etmeyi başarmış.
46 entry daha
hesabın var mı? giriş yap