şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • bir türkiye cumhuriyeti devlet adamlığı icadıdır.

    son yazdığım entaride kavramı cb adına kendim buldum zannetsem de(konuyu yazarken önce demokratik diktatör deyip sonra bu herhalde sözlük formatına daha uygun olur diyerek demokrat diktatör diye bkz verdiğim) yukarıda başlığı açmış bulunan bam telindeki damla nın yerinde gözlemleyip keşfederek literatürümüze eklediği saçma görünen gerçek bir siyasi unsurdur.

    türkiyeye özgüdür. zira muhtemelen sadece türkiye cumhuriyeti devleti kurucu liderin vasiyeti gereği en gelişmiş çağdaş ülkelerle eşdeğer olmak isterken, bunun gerçek manasının ne olduğuna bir türlü karar verememiştir.

    şöyle ki, lider yani atatürk cumhuriyeti kurarken gerek ilkeler bazında gerek işleyiş açısından, nihayetinde halkın demokratik talepleri doğrultusunda ilerleyebilen pragmatist ama ilerici bir liberal ülke hayal ederken, halk kitlelerinin de bu doğrultuda yeniden biçimlendirilmesinin zaruri olduğunu zamanında görmüştür. bu sebebten feodal bağların birçoğu ile devlet arasına mesafe koymakla işe başlamış olmalıdır. (eğitim reformu, uluscu milliyetçi anlayışın yeniden tertibi ve hanedanları yücelten din anlayışına bu noktada seküler bir bakış açısı ile çizilen laiklik balansı gibi) bunu ne ölçüde ne kadar başrabildiği tartışılabilir olsa da niyetin bu olduğundan şüphe yok, zaten ondan sonraki bütün cunta ve diktatörlüklerde de ağırlıklı olarak bu çatışkıyı gözlemleriz.

    yani kısacası tc de ve devlet anlayışında hali hazırda atatürk ün düşünce sisteminin üzerine çıkabilmiş bir anlayış yoktur hala, aksine o aşılamadığı, en azından bir eşdeğeri de yaratılamadığı devamlı zoraki yollardan sağa ve sola a çekildiği için,(muhafazakar türk islam sentezi bağlamındaki sağ ile avrupa usulü özyönetime özgü federalist sosyal demokrat anlayışı bağlamındaki burjuva sol anlayışı) ne toplum feodaliteden arınabilmiş, modernize olabilmiştir, ne de ülke olarak batı standartlarına yaklaşılabilmiştir. genelde ataerkil gelenekçi nedenlerle tüm emperyal ve kapitalist ülkelerde de yaygın olan sağ gibi bizim sağcıların ileri medeniyetten tek anladığı da askeri ve siyasi açıdan tabi ekonomi de şart, en güçlü ülke olmaya çalışmaktır. bunun için atatürk önce avrupa değerlerini yeni cumhuriyete entegre ederek sistemi oluşturmalıyız derken, ondan sonrakiler "sistemi falan siktir et biz yunan a arada sırada atar yapalım, herkese haddini bildirelim, ne kadar güçlüyüz gösterelim yeter" demişlerdir.(2)

    nitekim bürokratik devlet aygıtı yanına yandaş olarak aldığı veya bizat örgütlediği batı usulü ırkçı faşizme de bel bağladığı noktada birtakım öcüleri hedef göstererek diktatörlüğe ve bu anlayışa daha yakın duran kişilere göz kırpmıştır.

    bu yamuk zihniyet aslında atatürk ün nihai ideallerine rağmen tartışmaların mümkün olduğu parlamenter sistemin de yardımı ile daha cumhuriyetin başlarında ve atatürk ün iktidar döneminden beri de başlamış sayılabilir. zira teori ile pratiği birbirine uydurmak çok kolay değildir hele de siyasi rejimin tamamen değiştiği durumlarda. yani hiç bir şey pek mükkemmel değildi hatta hiç mükemmel değildi ve çok reform gerekliydi. en önemlileri ve en zorları yapıldı da. (hayır efendim recep tayyip erdoğan ın hiç bir çok mühim reformu olmadı o kadar)

    bu noktada gazi m. kemal atatürk ilk diktatördür ve aynı zamanda onun bu ünvanı zorunludur da. yani aksi mümkün değildir. rejimi değiştiriyorsun ve buna mecbursun, demokratik yoldan mümkün değil o, daha zaten o sistemi baştan oluşturman gerekiyor. buradaki yapısal sorun şudur. eğer kurucu hayatta iken sistem oturtulup ardından da onu tasviye etmez (herhangi gerekçe olabilir bu, sağlık da dahil) toplum ve yeni devlet kişinin yerine sistemi geçiremez olursa uzun yıllar daha bu gerçekleştirilemeyecektir. maalesef. sistem atatürkün sağlığı bozulduğunda onun yerini aldı ama o yaşarken onu emekli edecek kişisel kudretten hariç bir kudrete de erişememişti. (yerine başkasını inönü yü geçirmek değil, zaten o da onun kişisel kudretinden faydalanarak, mecburen kendi diktasını ilan etmiş oldu.)

    hali hazırda cumhuriyet sonrası türkiyenin veya demokratikleşememiş cumhuriyet ile yönetilen ortadoğu ve arap ülkelerinin değişmez diktatorya sorununun kökeni de buradadır. halka paylaştırılamayan, denetim gücünün bir türlü halka bırakılamadığı bir asyatik devlet aygıtı sorunu.(3)

    bitmez tükenmez bir askeri veya sivil görünüşlü bonapartizmin devamlı hakimiyeti sorunudur bu. (4)

    ister mısır olsun ister şeriat yönetimi altında olmayan arap ülkeleri hepsinin sorunu türkiye ile benzer ve oldukça da ataerkil ve asyatiktir. sivil yoldan seçim ile veya darbe ile başa geçmiş birtakım liderlerin tek başına devlet kadar önemli ve vazgeçilmez olduğu yanılgısıdır bu. bu ülkelerde bir siyasi oluşum sivil yoldan iktidar olma hakkını elde ettiğinde de kendi hanedanlığını kurmakta ve kendi siyasi unsurlarını vazgeçilmez birer unsur olarak devlet ile eşdeğer bir hale getirmeye çabalamakta, rakiplerini ekarte edecek olursa da bu sefer kendi üstü kapalı diktatörlüğünü devletin birincil hedefleri ve güvenliği gibi bahanelerle dayatmaya başlamasıdır. bu açıdan türkiyedeki ataürkçülük bile problemlidir hatta. lakin atatürkümn kendisi atatürkçü değildir reformisttir pragmatist ve liberaldir. atatürkçülük ise örneğin bundan önce onun en mühim dediği 6 ilkesinden milliyetçiliğine ve devletçiliğine ve ikinci değişmez yasa olması sebeiyle de laikliğe sarılmıştır. bunlardan laiklik iyi olsa da milliyetçilik+devletçilik+ laiklik cumhuriyet dahilinde muasır bir medeniyete yol açmamaktadır çünkü diktatörlüğün ne zaman sona ereceği ne koşullarda gerekli veya gereksiz olacağı konusu açık değildir. dolayısıyla her çağdaş ulus devlet kendi liderini yemekle de mükelleftir.

    ancak maalesef türkiyede bu durum geçerli değildir. hala atatürk hakkında doğru veya yanlış fikirlere kapılmak devletin de ona göre doğru veya yanlış yönlenmesine yol açmaktadır. nasıl yani ataürke mi bağlı hala devletin geleceği? evet çünkü toplumun tamamı onu anlayıp onu aşacak seviyeye gelemedi. üstelik aksine daha geri gitmeye çabalayan, cahil hayal perestlerle uğraşmak zorunda olan, bir ingilizin aksine cahil olma lüksü de bulunmayan bir toplum bu.

    halkın demokratik talepleri ve cumhuriyetin tanımı noktasında atatürk ü referans almak yerine sarı çizmeli mehmet ağaya göre düşünmek bir sorun bu sorun önce adnan menderes in iktidara tırmanıp siyasi hırsı ile herkesi karşısına almasına, ardından da askeri cuntanın olaya el koyup bir de mer,arifet sergilercesine seçilmiş lideri darağacına göndermesi ile sonuçlanabilir.(5)

    türkiye için akp sonrası zincirleme reaksiyon daha akp nin iktidarı ile başlar nitekim 12 eylül felaketine karşı bir ilaç bir reçete oluşturulamadan(6) onun onayı ile iktidara gelmiş üstelik kalıcı olamayacağı bunun mümkün olmadığı konusunda da devamlı olarak uyarılmaktadır. (laikliğe aykırı eylemlerin odağı olan parti olması suçlamasıyla. bunun bir sonraki adımı 28 şubat sürecinin bir tekrarıdır.)

    ardından siyasi iktidar buna karşı bir hamleye cüret ederek(7) vesayete karşı her daim aşırı sağ a yakın duran aşırı sağ vektörlerce kadrolaştırılmış olan derin devlet ile işbirliğine gider. biz bunu legal fethullah gülen dönemi iktidarın deyimi ile onların hizmet dönemi olarak biliyoruz.
    bunun nihayeti yani idam fermanı, yaklaşan askeri darbenin engellenme operasyonudur.(8)

    o ana dek akp nin ilk iktidar süresi boyunca bir başka harici güce bağlanarak denetim altında tutulmuş olan derin devletin adı "fetö terör örgütü" olarak değiştirilerek deşifre edilirken, bu defa eski veya görevleri gereği cuntacılar(anayasa gereği orduya böyle de bir görev tanımı yapılmış 12 eylülde bu amaçla ve ordu yüzünden de bu yasa değiştirilememiş) ile derin devlet, siyasi iktidar tarafından birbirine bağlanır. (bunun için bütün adalet mekanizmasını ve polis gücünü fetullahçılara teslim etmek zorunda kalırlar. aksi halde bu kurumlar iktidara her durumda hizmet etmezler)

    hızını alamayan başına büyük belalar açmış bulunan bu yeni iktidar 11 eylül döneminde icat edilmiş olan "terör işbirliği ve uluslar arası teröre karşı ortak eylem planı" dahilinde aniden terör örgütüne dönüşen örgüt ile de pkk yı, bazı başka radikal siyasi unsurları hatta bunların siyasi kolunu ve siyasi kolu olarak etiketlediği her unsuru da işbirliği içinde ilan eder. (9) bütün unsurlar akp ye karşı bir komplonun parçası olmuşlardır.
    akp ye karşı olma nedenlerini de iktidar akp sayesinde türkiyenin çağ atlaması olarak lanse eder ki aslında bu bize yabancı değildir, recep den önceki demokrat diktatörlerden birisi de turgut özal dır. nitekim özal da aynı akp lideri gibi ya muhalefeti ve yazılı basını susturmuştur ya da bunu yapamamış ise küçük düşürmüş zor durumda bırakmıştır. (10)

    dolayısıyla devamlı surette şu tip bir iktidar ve şu tip liderler ülkede gerek vesayet zoruyla gerek sermaye veya bürokratik devlet aygıtının zorlamasıyla hüküm sürmüştür.

    "biz çağdaş bir yönetimden, halk oyunun iktidarından, demokrasiden yanayız bundan kimse şüphe edemez! türkiye cumhuriyeti bir hukuk devletidir!"

    yersen
    bunu kimler söylüyorlar?
    aslında zamanında cunta liderleri bile söyleyebildi bunları çünkü hiç bir zaman uygulanmayan bir durum. gerekçeler başından beri aynı. dış düşmanlar/mihraklar, içerdeki hainler,terör ve "anarşi" faaliyetleri vs.
    bunların içinde en anlamsızı fakat en çok başvurulanı artık kavram olarak bahsi geçmese de anarşi faaliyetleridir.

    bundan kasıt birilerinin bir devlet başkanını ve iradesini seçilmiş iktidar partisini ve programını reddetme olasılığıdır. evet hatta olasılığı da tehdit sayılır.

    sonuç olarak medeniyet açısından feodal bağlarından arındırılamamış ve çağdaş demkatik sistemini tam oturtamamış her toplum liderlere yönelik freud un modern söylemi ile ilişkilendirirsek (en çok da gene aynı nedenden yani dominant etkinliği olan ataerkil geleneklerden ötürü asya kültürlerinde bu çok daha yaygındır) devlete ve liderine karşı oidipal bir ilişki içindedir. yani baba olarak görülen bu unsurlar (batı kültürü sanayi devriminin 3. aşamasından sonra bunu tamamen terketti denilebilir zira 1. aşamasında bile sadece sömürgeci ve tabi ırkçı faaliyetleri için sömürgelerindeki propaganda için besliyordu) zorba veya haksız bile olsalar onlara karşı çıkan veya muhalif düşünen her birey anlamı oldukça derin bir komplekse(karmaşa/çatışkı hali) tabidir.

    yani suçlu psikolojisi hisseder ve toplumdaki genel kanı da bu yöndedir. ergeç en radikal unsurlar bile veya radikal olduğu sanılan kişilerin daimi olarak bir baba barışı hayal etmesini, devlet ve aile arasında doğrudan bir kurulmasını, bu unsurlara karşı olarak da devamlı surette borçlu hissetmesini hatta hayat borcu hissetmesini ve bu toprakların tarihi boyunca çok az hükümdarın evladı tarafından tahtından indirilip aksine yüzlerce evladın babaları tarafından bir isyan ihtimali için katledildikleri gerçeği de beraberce düşünülürse durum daha net anlaşılabilir.(11)

    dipnotlar: (parantez içi paragraf olacağı için numarlandırılmışlardır)

    (1)atatürkün bizzat kendisi diktatör müydü değil miydi tartışmam çünkü kurucular mecburen diktatördür başka türlü devletin yenisi kurulamaz 37. padişah olarak yeni hanedan kurabilirdi ama gene o devlet osmanlı olarak devam edemezdi çünü osmanlı hanedanı değişmiş oluyordu. çaktın mı köfteyi osmanlıcı? tabi ki hayır. hiç bir şeyden haberin yok çünkü senin. avrupadaki ve tüm tarihteki hanedanların adının manasını bile bilmiyor osmanlıyı da bir ulus devlet gibi türk devleti sanıyorsun, cahilsin hep.

    (2)sistemsizlik nedeniyle bunu hiç bir olimpiyat müsabakasında bile yapamadık o ayrı, onu şimdi hiç karıştırma, halkı milleti aşağılama bak!*)

    (3)ne devletmiş arkadaş peygamberliğini ilan etmeden teslim alamıyorsun mereti. bir sürü ayin falan. halbuki halkın bunun üstündeki bir kudret sadık olunması gereken asli bir unsur olması gerekiyor köle değil. asya da halk daima köledir bu değişmez, çünkü kültürlerinde kölecilik ve köle ticareti ezelinden beri çok yaygın ve yasaklanamadı doğrudan. asıl köleciliği başta romalılar ve ardından da sonra gene sömürgeci batılılar yapmış olsa da burada bir nüans gözden kaçıyor. roma döneminde de roma vatandaşları ve sömürgecilerin afrikalı köleleri asla kendi ülke vatandaşlarından değillerdi zafer kazndıkları yerde bir arap veya afrikalı köle olabilir oysa. üstelik de bu zavallıyı özgürlüğünden ederek kafesleyip köle olarak ona satan başka bir afrikalı veya arap olur. dolayısıyla asyalı çağlardır köleliğe, özgürlüğün bir lütuf olduğu gerçeğine alışmıştır kimse ona devlet emanet etmez, bu komik bir talep olarak, halkı aşan bir eylem gibi düşünülür hatta devlet tanrı sayılır halk ise kuldur.

    (4)napolyonu da parlamento emekli etmişti o istemediği halde en son. abd de kurucu lider son derece sağcı ve ırkçı bir herif aslında bu arada ama onun da siyasi dehası tartışılamaz ve başkanlık sistemini iki seçim dönemi ile sınırlayıp kendi emekliliğini zorunlu kılmış başka türlüsünün yönetim açısından bir sorun oluşturacağını önceden öngörmüştü.
    osmanlıda da böyleydi. devlet padişahtı hanedan üyeleriydi geri kalan her birey vezirine kadar kuldu. kendine ait bir şeyi olamaz ancak ve ancak efendisi hediye eder onaylarsa kişisel mülke veya zenginliğe sahip olabilirdi. tabi padişaha tanrı denemiyordu ama mevkisi ve sistem böyle kurulmuştur, atasal gelenek sayesinde.

    (5)sağ iktidarlar bu trajedide sadece asılma kısmına odaklanırlar hakları da var. ancak bir de çarpık yani halk demokrasisini dışlayan, istemeyen bir sistemdeki güçlü iktidar liderliğinin diktatör demokrat olma hırsı var o da problemin diğer bir kısmıdır ve diğerinden daha az problem oluşturmaz.

    (6) ilginç bir türkiye anekdotu olarak kendisini seküler demokrat ve aydın olarak tanımlayan bazı çevrelerin aynı anda sırf birtakım tehditler sebebiyle cunta rejimlerini onaylayarak " bazen olur öyle, devlet güvenliği adına olmalıdır" diyerek beri taraftan sosyal demokrasi adına da konuştukları gözlenebilir. olağan şartlarda aydın kesim içinden aşırı sağcıların çıkması sürpriz olmasa da türkiyede bu kişilerin kendilerini sağ a en uzakta tanımladıkları görülür. batı usulü bir aşırı sağcı büyük ihtimal hıristiyan belki az ihtimal ateist veya alternatif inançlıdır. türk aydınları içindeki en etkili seküler kişiler ise aynı zamanda ırkçı olabilirler ve bu konuda yani milliyetçilik konusunda halen alman ekolüne bağlıdırlar.

    (7)evet cüret ederek. lakin devletçi militarist milliyetçi ve atatürkçü partilerle klasik onay almış siyasi çevreler asla böyle bir şeye cüret edemez veya chp ve türevleri dersek onlar zaten devlet oldukları için bilerek cüret etmezler. bu unsurlar olayların sonucu darbe veya idam gibi trajik olduğunda da hiç bir sorumluluk kabul etmez devlet ağzı ile konuşmaya devam ederek o sıradaki iktidarı suçlar bunu da siyasi bir muhalefet sanırlar. oysa siyasi muhalefet iktidarı eleştirirken gayri meşru güçlerin gerekçelerini meşrulaştıramaz.

    (8) o an olması veya planlanmış olması önemli değil, illa ki olacak ve bunun için önleyici saldırı bağlamındaki birtakım komplo davaları konusu operasyonun hemen arkasından olayın bir komplo olduğunun itirafı geldiği anda hem de birebir ve koşulsuz aynı anda fetullah hareketi ile siyasi iktidar kan kardeşlik yani dava arkadaşlığı safhasından amansız düşmanlık aşamasına geçmiştir.

    (9) aksi halde kendini de terörist ilan etmiş olacaktı, "kandırıldık!" söylemi ve fiili savaş için bir tarihin belirlenerek bunun milad olarak kabul edilişi tamamen siyasi bir manevradır herhangi anlamı yoktur. aksine kimse kimseyi kandırmamış bilinçli olarak ve siyasi nedenlerle biraz da zorunluluk sebebiyle fetö ile bir işbirliği oluşturulmuş hatta ve hatta fetullah gülen in küçük örgütlenmesi bu amaçla eli her yere uzanabilen uluslar arası dev bir teşkilata dönüştürülmüştür. aksi halde polisin kozmik odalara girebilecek sözde gerekçeler oluşturabileceği ölçüde örgütlü bir komplo ve siyasi şantaj örgütü kurulamaz, akp nin "daha değişik alternatif bir yoldan" iktidardan uzaklaştırılmasının önüne de geçilemezdi.
    strateji planlamanın merkezi olan bir kurum olan tsk bu konuda 28 şubattan da tecrübeler çıkartmıştı ve giderek derin devlete dönüşme onunla birleşme eğilimindeydi. hatta dönüşmüştü de. nitekim 2000 li yıllarda siyasi iktidarı 28 şubat sürecinden sonra talimatla iktidardan etmek mümkün görünmüyordu, teoride bu mümkün olsa da bazı sakıncaları vardı. bu noktada aslen ordu yani tsk içindeki fetöcü subaylar da akp yi bu unsurlara karşı kollamak için ve iktidarı gelişmelerden anında haberdar edebilmek için oradaydılar, ona darbe yapmak için değil. yüksek askeri şura kararları ile olağan şartlarda tasviye edilecek olan bu kişiler başkanın inisiyatifi sayesinde oradaydılar ve yine onun sayesinde kıdem alabiliyorlardı. muhalefetin "tiyatro" söyleminin ve akp nin darbecilere dair yaptığı "bunlar küçük bir grup ordunun tamamı değil" açıklaması ile beraber okunması gerekir. zira asıl anlam burada saklıdır. fetöcü subaylar aslen siyasi iktidarın casuslarından başka anlamı olmayan ordu içindeki daha etkisiz bir gruptu ve diğerlerinin onlardan epeydir haberi vardı. hatta bir kısmı bu yüzden komplo davaları sırasında sorgulandıklarını düşünerek hasta olmuş veya intihar etmişler, canları pahasına korumaları gerekeni koruyamadıklarını içlerine sızan büyük düşmana karşı yenildiklerini düşünmüşlerdi. olayın aslı ise bambaşkaydı ve kandırılan da iktidar değildi.

    itaatsiz türk ordusu, illegal araçlar tarafından yapılmış şaşırtmacayı yutmuştu. soru: bu kapsamlı vesayet karşıtı komplo planını kim yaptı? olası yanlış cevap: akp iktidarı veya recep tayyip erdoğan. erdoğan muhtemelen gelişmeleri an ve an takip ederek kendi önüne düşen tüm siyasi fırsatlardan faydalandı o kadar zaten darbeci güçler bile onunla ne yapacaklarını bilmiyorlardı, tedirginlik içindeydiler, kararlı bir hamleleri yoktu. bu hamle onların da nihai sonunu çabklaştırmış oldu o kadar, o anda tamamı deşifre oluverdiler ve zaten siyasi iktidar çoktandır onları deşifre etmekle uğraşmaya başlamış, komplo davaları sürecindeki şaşırtmaca ile darbeci subaylar, yani muhtemel bir darbe olasılığ doğğduunda kendisine sorumluluk verilecek olan komutanlar toplu biçimde nötralize edilince, iktidar da bu sırada halkı yetmez ama evet davasına ikna etmiş, dolayısıyla bu casus şebekesi ile olan işi bitmişti. sırada onları nötralize eden yani şaşırtmacayı ciddiye alarak kendi leyhlerine iktidar tarafından karşı bir hamleyi bekleyen hainler vardı deşifre de oldular zaten. herkes boşa düştü hem de herkes! dava edilen subaylar hariç çünküsiyasi iktidar bile aslında kimin sadık subaylar olduğunu bilmiyordu, bileezdi örgüt ise devlete sadık subayları tespit etmişti aslında.

    burası çok ilginç paradokslar barındırıyor.
    devlete en sadık olan subaylar aynı zamanda siyasi iktidara karşı da darbe tetiklemesi muhtemel olan veya bir darbe teşebbüsü sırasında kendilerine görev verilecek olan vatan sever subaylardan oluşuyor. bu ne saçma bir paradoks? çünkü sistemde error var uzun zamandır, subaylarda değil. kannen bir türkiye davaları var kimseyi tanımamaları gerekiyor siyasi iktidarı da. ancak sisteme müdahale ettikleri an aslında sistemde soruna sebep oluyorlar bu da onlara tanınan bu haktan doğuyor. üstelik önceki siyasi iktidarlar önceki cunta bütün yolları kapadığı için bu yasaya karşı legal yoldan bir hamlede bulunamıyor, buna teşebbüs etmek ile anayasadaki cumhuriyet ve laiklik ilkesini kaldırmaya teşebbüs etmek aynı şeymiş gibi değerlendiriliyor uygulamada.
    gerçek bir cevap: arap baharı bize de bir uğradı, geçti. teğet geçmiş gibi gene, ama değil. amaç mısırda veya libyadaki planın tersi, zira o bölgelerde halk demokratikleşme talebi ile islamlaşma talebini birbirine karıştırmaktadır halen. yakında trump un en sevdiği diktatör sisi de tasviye edilecek ama her şeyin zamanı var çünkü maksat sisi yi veya bir diğer darbeci generali değil, mısır ordusunu tamamen tasviye etmek burada. bundan ne çıkarları var ki? astar ve yüz konusu. globalleşmiş ekonpmik düzende artık işler öyle raddeye geldi ki istikrarsızlıktan beslenmek mümkün değil. abd ve batı artık kendi sebep olduğu tüm pislikleri temizlemek zorunda, üstelik bir de şimdi gelişen asya ekonomisi derdi çıktı kime ne satacaklar çatışma bölgelerinde artık abd silahları değil rus ve çin silahları da var ve gene daha ucuz. dünyanın herhangi yerinde sorun çıkması ile bir ülkenin bir yerindeki siyasi bir soruna yaklaşım aynı olmak zorunda. yani aslında hala ve her zaman kendi çıkarlarını düşünüyorlar maksatları birilerine iyilik veya kötülük yapmak değil. ortak çıkarların globalleşmesi ise bizim payımıza olumlu gelişmelerden. umarız dünya yok olmadan yani yok etmeden önce bu sorunları çözebiliriz.

    (10) turgut özal derin devleti ele geçirememişti, yani oldukça güçlü bir konuma gelmiş olduğu halde elinde hiç bir zaman bu denli büyük bir güç olmadı. cumhuriyet tarihi boyunca kurucu liderden sonra savaş tehdidi (2. büyük sömürge ve ticaret savaşı) gerekçesiyle milli şef iktidarında dahi inönü bu kudrete nail olamadı. çünkü daha onun döneminden itibaren önce chp parti kadrosu ardından da tsk sivil iktidara karşı bir tehdit unsuruna dönüşmüştü bile. cunta liderleri hem içerde hem de dışarda illegal oldukları kendileri de mecburen çok fakir ve geride kalmış bir afrika ülkesi ya da emperyalist vassal devleti olmadıkları sürece geçici süreliğine iktidar oldukları için sivil liderlerle kıyaslanmaz. turgut özal ın en güçlü olduğu zamanlarda vesayete karşı yapabildiği en büyük sivil itaatsizlik askeri törene şort ile çıkmaktan ibaret kaldı bu nedenle. yani bu noktada başından beri çarpık olan ve demokrat diktatörler yaratan sistem dahilinde akp iktidarına ve hamle başarısına saygı duymak da gerekiyor. kural ihlalini yapan bu noktada akp ve liderinden önce tüm darbeler ve cunta hukuku dahilindeki anti demokratik uygulamalar ve bunların gerekçelendirilme şeklidir. devletin yapısı bozuktur hiç bir yapısal reform gerçekleştirilememiştir. daha önemlisi de toplumun yani halk kitlelerinin böylesi bir liderliği benimsemesi, bu tip liderlerin varlık nedenidir. batı kültüründe bir lider kürsülerden halka hitap ederken birilerini azarlayamaz, tehdit edemez, had bildiremez, sadece eleştirir ve halk kitleleri bu eleştirileri her açıdan ciddiye alır ve değerlendirir. yetişkinler gibi. asyada halk hep çocuk gibidir, debamlı azar işitir lider denen adann bilem adamdan ziyade azarlayan adamdır. "kılıçdaroğlu gibi bir siyasi lidere küfretseniz yarabbi şükür der de recep e tek kötü laf edersen sana haddini öyle bir bildirir ki neye uğradığını şaşırırsın!" anlayışı asya anlayışında büyük veya etkili lider idealini tanımlar. halkı yönlendirme cüretini gerek iktidarlarda gerek de onların şekilendirdiği medya da asya toplumlarında devamlı görmekteyiz. halkın neye karar vermesi gerektiği ve neyi düşünmemesi gerektiği sürekli olarak empoze edilir ve asya halkları bunu hiç garip bulmazlar zira bütün tarihi töreleri boyunca bunu yaşamış, böyle yönetilmişlerdir.
    aksine batı kültüründe bir aşırı sağcı bile eleştireldir ve bu batı kültürünün etik açıdan bize göre yegane iyi olan niteliği ve aynı zamanda doğu kültürünün kabalık manasına gelebilecek her türden barbarlık ve kötülüğünün de yani ben dedim oldu, ben yaptım oldu anlayışının en iyi temsilidir. asya medeniyetleri gerçekten uyanmayı düşünüyorlarsa ekonomik rekabete girip batılılarla rekabette öne geçmek için salt gelenekçilik ve toplumculuk işe yaramayacak bir yerde yine kısır bir döngüye girerek tıkanacaklarını bilmelidirler, atalara saygı ve geçmişe özenmelerle değişime bu kadar direnç ile bu kadar kalıplaşmış bir gelenekçilik törecilik ataerkillik ile hiç biri hiç bir yere varamayacaklardır tarih bunu bize anlatıyor. nitekim asyanın ve doğunun parıltılı olabildiği tüm çağlarda gerçekten ışık doğudan yükselirken, bu gibi gerekçelerle karanlığa ve atalarına dua edip gökten mucize gelmesini bekleyerek yaşayanlar dünyanın daha batısında yaşıyorlardı. toplumun zihniyeti bu lider sultasını atarkil zorbalığı aştığı gün, batı kültürü elindeki tek üstün insanlık üstün medeniyet kozunu yitirecektir bunu herkesin anlaması, gerekirse bir dedeye torununun tokadı yoluyla anlatılması gerekiyor, yaşlıların kaprisleri yüzünden yok olmak, bundan sonraki gençlerin kaderi olmayacaktır, olmamalıdır.

    (11)baskın ataerkil anlayışın ve asya geleneklerinin istisnasız bir yansıması olarak. tüm batı kültürü her ne kadar ortaçağdan kalma baskın ataerkil ahlakı halen taşıyor olsa da bu anlayışın bir antitezidir, geçmişçi ve geçmişi ile gurur duyan değil gelecekçidir. doğacak çocuklarını ölmüş atalarından daha fazla önemserler ve ölülerden çok yaşayanlara ve yaşama saygı duyarlar .
    ironiktir bu bize göre kötü ve yozlaşmış bir durumdur. yani biz yaşlı asyalı medeniyetler atasına boyun eğmeyen, çocuklarını aşırı sevip mezarlarda devamlı ağlamayan ve ele avuca sığmayan evlatları da evlatlarını o şekilde yetiştirenleri de hiç sevmeyiz. üstelik artık onları çok da bastıramadığımız, bir çin kültürü, uzakdoğu kültürü benzeri bir doğuştan itaate dayalı çilekeş bir kültür geliştiremediğimiz için terbiyesizliğin en büyüğünü de bize bu bunun tersine yetiştirilmiş evlatlar yapmaktadır hala ve "avrupalı çocuklar ne kadar da sakin huzurlu ve uslu mızmızlıkları yok pek, neden acaba?" falan derken şaşırmaktayız. neden acaba, neden snin devlet başkanın azarcı köyden göçmüş namazıyla cumasıyla sana hava atan amcan gibi ve o takım elbise ona yakışmıyor, hep eğreti duruyor, neden? neden ben bu amcaya saygıda kusur etmemek ile mükellefim mesela, neden ben ona siyasetçi olduğu için yalancı diyemiyorum da o bütün rakiplerine hrşeyi diyebiliyor, karşısına çıksam beni adamdan saymayabiliyor, ananı da al git diyebiliyor, yok dağıttığı makarnaya beleş oyuncağa talim eder el öpmek için sıraya girersem sadee o zaman "halk işte bu!" diyerek öyle bir halka aşık oluyor?