şükela:  tümü | bugün
58 entry daha
  • taylor swift'in yedinci stüdyo albümü.

    swift'in kendi tanımıyla "aşkın kendisine yazılan bir mektup" olan albüm, onun iddiasının aksine aşka değil kendisine yazılmış bir mektup. albümün adı bile "love" değil, lover. yani swift'in kendisini tanımlamak için kullandığı isim.

    albüme bakmak gerekirse, konu olarak swift'in geçmişteki kavgalarını nasıl arkasında bıraktığını, aşkın onu nasıl iyileştirdiğini, müzik endüstrisinde maruz kaldığı haksızlıkları, yeri geldiğinde onun da suçlu olduğunu, günümüz amerikan siyasetine karşı hissettiği ümitsizliği, geleceğe dair korkularını, annesini kaybettiği takdirde konuşacak kimsesinin olmayacağını ve nihayet huzuru bulduğunu anlatıyor. kısacası swift'in son iki yılda yaşadığı ve hissettiği her şeye değiniyor. bu sefer farklı olarak swift şarkı yazdığı konularla ilgili gerçekten özgür davranmış. bir röportajında "amerikan halkının sevgilisi olmak insanı sınırlayan bir şey, bundan kurtulduğunuzda daha özgür oluyorsunuz" demişti. gerçekten de swift ilk defa muhafazakar fanlarının vereceği tepkiyi umursamayarak siyaset ve lgbt hakkında şarkı yazmış. lover dinleyicisine yetişkin, sağlıklı, mutlu ve huzur bulmuş bir taylor swift sunuyor.

    dengeli bir hayat yakalamış swift, hisleriyle doğru orantılı olarak dengeli bir albümle geliyor. lover, swift'in bir önceki reputation'ın sert ve agresif havasından çok uzak. reputation'ın gece olarak tanımlayan swift, lover'ı gün ışığına çıkmaya benzetiyor. sound açısından ele alındığında lover, swift'in dördüncü albümü red gibi birçok müzik türünü içinde barındırıyor. hem swift'in country izlerine rastlamak mümkün hem de 1989 albümünden bu yana benimsediği synthpop'a. buna karşılık swift kariyerinde ilk defa yeni türler de deniyor. albümde bubblegum pop, synthpop ve electropop dışında surf-pop, funk-pop ve en önemlisi r&b bir şarkı var ki swift ilk defa gerçek anlamda r&b'ye adım atıyor.

    bu tür çeşitliliğine rağmen belli bir konseptten bahsetmek mümkün. öncelikle albümün genel olarak anlattığı bir hikaye var: "karanlıktaydım, aşkın yardımıyla yolumu buldum. şu an hayatımda birkaç pürüz olsa da mutyulum" diyor swift. müzikal anlamda da elimizde bir konsept albüm var. swift, red albümüne birçok müzik türünü dahil ederken gitarı temel enstrüman olarak kabul etmiş ve albümün sound'unu bunun etrafında şekillendirmişti. birçok türü aynı potada buluşturmayı başarmıştı. lover'da ise ortak pota synth sound'u. tüm albüme hakim olan bir synth sound'u var (sanırım bunu jack antonoff'a borçluyuz) ve albüm bir noktaya kadar kulağa uyumlu geliyor. ancak yine de 1989 ya da reputation kadar uyumlu değil. onlar %100 oranda konsept albümlerdi. burada ise genel bir uyumdan bahsedebiliriz. buna ek olarak albümün sunduğu bir ortak nokta daha var: retro sound'u. reputation ne derece çağdaş bir sound benimsemişse lover o derece geriye götürüyor sizi. şarkıların çoğu dinleyicisine 2019'dan seslenmiyor. özellikle bazı şarkılar 80'lerin sound'undan etkilenmiş durumda. swift neden hislerini anlatmak için albümde retro bir hava yaratmayı tercih etti, işte bu onun cevap verebileceği bir soru.

    swift, bu albümle ilgili şarkı yazarlığının öne çıktığını söylemişti ki gerçekten de öyle. albüm mainstream fanları için büyük ve hareketli hit şarkılar sunmuyor, sizi alıp swift'in dünyasına götürüyor. ilk dinleyişte kitleleri yakalamaktansa zaman içinde kendini benimsettirecek bir albüm. burada da swift'in bir albüm şarkıcısı olması devreye giriyor. eğer dinleyiciler ona güvenmeseydi lover'a ihtiyacı olan zamanı vermezlerdi muhtemelen. özellikle reputation albümü sonrası swift'i dinlemeye başlayanların benimsemekte zorlanacağı bir albüm, zira sert ve hareketli bir albümden orta tempolu şarkılarla dolu bir albüme geçtiler. eski kurtlar ise hem swift'in bu yüz seksen derecelik dönüşlerine alışmış durumdalar hem de fearless'la bu tür orta tempo bir albüme aşinalar. iki albüm arası geçiş fırtınalı bir denizden dingin bir sahile ulaşmak gibi. swift'in de bu geçişi kolaylaştırdığı söylenemez. daha önce hiçbir albümünde böyle bir sorun olduğunu hatırlamıyorum ama bu albümün şarkı listesi dizilişinde bir sorun var. bir yavaş tempo, bir orta/hızlı tempo olarak dizilmiş. bir ballad çalmaya başlıyor ve sizi hüzünlü bir havaya sokuyor, sonra birden bubblegum pop şarkı geliyor. ardından bir ballad daha başlıyor ve tekrar üzgün bir ruh halindesiniz. ardından gelen bir synthpop tüm hüznü dağıtıyor. bu çok problemli bir şey. şarkıların dizilimi sizi bir ruh halinde uzun süre tutamadığı için tam olarak ne hissetmeniz gerektiğini bilemiyorsunuz. hep bir iniş çıkış var. bir taylor swift albümü şarkı diziliminde ilk defa bu kadar başarısız ve bu önemli bir şey çünkü streaming dönemiyle birlikte insanlar albümleri baştan sona dinleme eğilimi gösteriyorlar. eskiden itunes'ta olduğu gibi önce popüler şarkıların sample'larını dinlemiyorlar. gerçi swift 2016'da ruh halinin sürekli değiştiğini ve kendi duygularına güvenmediğini söylemişti. belki de albümün de bu ruh halini yansıtmasını istedi.

    albümün diğer swift albümlerine kıyasla öne çıkan bir diğer özelliği ise bridge'leri. şarkıların bridge'leri özellikle başarılı olmuş. bazı şarkılarda bridge'ler verse'leri gölgede bile bırakıyor. vokal olarak ise swift'in kariyerindeki en iyi ikinci albüm olabilir. vokaller açısından o güne kadar yaptığı en güçlü albüm 2012 çıkışlı red'di. 1989'ındaki vokali red gibi devrim niteliğinde değildi. sonrasında gelen reputation ise swift'in en büyük gelişim gösterdiği albümdü. lover da 1989 gibi büyük değişiklikler içermekten ziyade reputation'a paralel gitmiş. en önemli fark cruel summer'daki a2 notasıdır ki swift'in ses aralığının a2-a5-c6 ile destekli 3.2 oktava çıktığını gösterir (hatta i did something bad'in canlı performansındaki d6 notası da dahil edilirse 3.4 oktav). kariyerinin başında sesi 2.3 oktavdı. inanılmaz bir gelişme söz konusu. bu müthiş bir azim ve çalışma demektir. kendisi sanırım grammy'de yılın albümünü kazandıktan sonra şan dersleri alan ve sesini geliştiren ilk kişi olabilir. oysa fearless sonrası hem dinleyiciye hem endüstriye kendisini kabul ettirmişti ve birçok country şarkıcısı gibi kariyerinin geri kalanında aynı tarz müzik yapmayı tercih etse kimse kararını sorgulamazdı. lover'daki vokalleri, red'in önüne geçer ama reputation'ı geride bırakamaz. daha agresif bir albüm olarak reputation swift'in muhtemelen hâlâ vokal açısından zirvesidir.

    her ne kadar vokal olarak zirvesi olmasa da lover swift'in edebi açıdan zirvesi olabilir. albümde çok fazla figure of speech (söz sanatları) kullanımı var. metafor içermeyen şarkı sayısı çok az ve syntax bakımından swift kesinlikle kariyerinin zirvesinde. üç şarkı baştan sona metaforla yazılmış. aliterasyon kullanımı fazlasıyla mevcut ve albüm boyunca çok az rhyme kaybı var. kafiyeyi neredeyse tüm albümde yakalamış.

    söz edilmesi gereken bir diğer konu swift'in yeni prodüktörlerle çalışmasına rağmen albümde pek etkisinin hissedilmediği gerçeği. lorde ve alternative pop ile tanınan joel little, albümdeki bubblegum pop şarkıyla kendini gösteriyor. uzun dönem çalıştığı max martin ve shellback'le bu sefer çalışmayı tercih etmemiş swift ama yerine seçtiği louis bell ve frank dukes pek kendi etkilerini hissettirememişler. albümde ağırlığını koyan esas prodüktör jack antonoff olmuş. martin ve shellback'in albümde olmamalarının en büyük yararı ise swift'in 2010 çıkışlı speak now albümünden bu yana ilk defa tüm albümün prodüksiyonunda yer almasıdır. bahsi geçen ikili swift'le yaptıkları şarkılarda swift onları şarkı yazarları listesine dahil etmesine rağmen onlar swift'i prodüktörler listesine dahil etmiyordu. böylece uzun bir aradan sonra swift tekrar albümünün bir numaralı prodüktörü.

    lover, standart versiyonunda içerdiği on sekiz şarkıyla swift'in en fazla şarkı içeren albümü. buna rağmen en uzun albümü değil çünkü şarkıların süresi kısa. içindeki altı dakikalık şarkılarla speak now, lover'dan daha uzun bir albümdü. streaming dönemiyle birlikte deluxe albümler önemini yitirdiği için swift de pek çok şarkıcı gibi daha fazla şarkılar içeren albümler yapmaya başladı. bu albümler streaming platformlarında şarkıcılar için daha avantajlı. swift'in streaming platformları için yaptığı tek şey şarkı sayısını fazla tutmak değil, albüm tek bir kesime hitap etmiyor. ilk defa bu albümde denediği paper rings, false god, afterglow gibi şarkıcılar swift'in standart dinleyicisi dışındaki kişilere de ulaşabilir. özellikle false god daha şimdiden birçok kişinin favorisi.

    tüm albümü streaming platformlarının yanı sıra youtube'da bulmak mümkün. swift'in önceden albümlerini sadece dijital satışa sunmasının nedeni büyük ihtimalle eski şirketiydi.

    i forgot that you existed: albüm bubblegum pop bir şarkıyla başlıyor. mecazi anlamda albümde önemli bir yer tutsa da özünde bir açılış şarkısı olarak çok zayıf. bir açılış şarkısının ilk seferde dinleyiciyi yakalaması ve albümün daha fazlasını vadettiği mesajını vermesi gerekir. belki albümün ortalarında bir yerde olsa bu kadar problemli olmayacaktı. buna rağmen bu şarkının ilk sırada olmasının bir nedeni var. i forgot that you existed sembolik bir şarkı. reputation'dan lover'a geçişi temsil ediyor. me'nin klibindeki yılanın kelebeklere döndüğü sahne işte bu şarkı. swift burada geçmişte kavgalı olduğu kişileri affettiğini ya da onlardan nefret ettiğini söylemiyor, onları arkasında bıraktığını ve umursamadığını söylüyor. muhtemelen bu şarkı açılış için özel olarak yazıldı ve doğrudan hedef aldığı biri yok. ne kanye west ne calvin harris ne de bir başkası. hiçbirine yönelik değil. swift "düşman" kavramını geride bıraktığını metaforik bir şarkıyla anlatma çabası içinde. muhtemelen bu yüzden şarkıda biraz umursamazlık biraz da alay havası var. "in my feelings more than drake" bile alay etmek için eklenmiş gibi duruyor. swift konuyla ilgili cbs'e verdiği röportajda birini arkasında bırakması için özellikle affetmesi gerekmediğini, affetmeden de bu olayları geride bırakabileceğini söylemişti ki örneği de bu şarkı oluyor. yalnız lover'ın açılışıyla reputation'ın açılışı arasında inanılmaz bir zıtlık var. ready for it çok sert bir şarkıydı ama gelin görün ki sevgilisi için yazılmış bir şarkıydı. i forgot that you existed ise düşman kavramını ele almasına rağmen son derece yumuşak bir şarkı.

    cruel summer: 80'lerin synthpop ve rock müziğinin bir tür sentezi olan bu şarkıda swift, konu olarak önceki albümünün single'larından biri olan delicate'te işlediği konuyu yeniden ele alıyor. hatta o şarkının devamı olabilir. o şarkı daha ilişkilerinin çok başında olan bir çiftin barda buluşmasından yola çıkmıştı. bu şarkı da bar sonrası geri dönüş yolculuğunu ele alıyor muhtemelen. tıpkı delicate'te olduğu gibi swift bir kez daha ilişkilerinin nasıl başladığını ve adının bu kadar kötüye çıkmış olmasına rağmen sevgilisinin çekip gitmek yerine onunla kalmasını istediğini anlatıyor. şarkıyı bu kadar ilginç yapan hikayesinden ziyade altyapısı çünkü ciddi anlamda 80'lerden fırlamış ve rock'la harmanlanmış bir synthpop şarkısı olarak hemen öne çıkıyor. bunun muhtemel sebebi şarkıya katkıda bulunanlardan birinin st. vincent olarak bilinen annie clark olması. bridge'de rock havası daha da fazla hissediliyor. ayrıca industrial pop izleri bile var. sanırım açılış şarkısı olarak bir üstteki şarkıdan çok daha iyi iş çıkarırdı. şarkı sadece swift'in bas vokaller olarak hangi seviyeye geldiğini göstermekle kalmıyor (a2 öncesi inebildiği vokal seviyesi new year's day'deki c3'ydi), aynı zamanda yazdığı en ilginç sözlerden birini içeriyor: "i love you, ain't that the worst thing you ever heard?"

    lover: son yıllarda adının ayrılık şarkıları yazan şarkıcıya çıkmasına rağmen swift'in ilk üç albümü çoğunlukla aşkı sorgulayan ve gerçek aşkı arayan bir genç kızı anlatır. o dönemde swift sürekli kafasında ideal bir aşk tanımı oluşturur ve onunla ilgili yazardı (love story, the way i loved you, our song, enchanted, mine, fearless). işte nihayet o aşkı buldu ve bir şeylerin fantezisini yapmak yerine kendi yaşadıklarını anlatıyor. neden bu kadar aşka saplantılı diye sorarsanız bunun cevabı ailesiyle ilgili. swift'in annesiyle babası ayrılar. on yıl kadar oluyor. o dönemde swift'in kariyerini etkilememesi için resmî boşanma işlemlerini başlatmadılar ve kariyerinin her anında onunla birlikte olmaya çalıştılar ama annesi nashville'de, babası ise tampa'da yaşıyor. gerçek aşk kavramı ailesinden dolayı swift'te bir totem. şarkıya bakmak gerekirse, bu pop albümüne adını vermesine rağmen şarkı özünde indie folk, hatta country. eric church'ten tanıdığımız alternative country izleri taşıyor ve tam anlamıyla bir düğün şarkısı. bilirsiniz, batı kültüründe düğünlerde gelinin ödünç alınmış mavi bir şey takması gelenektir. toka olur, kolye olur. swift bu kısmı maddi bir eşya yerine kendisinin ve sevgilisinin kalbinin birleştirerek tamamlamış ki şarkıyı daha da romantikleştiriyor: "my heart's been borrowed and yours has been blue." şarkının klibi ise güzel olmasına rağmen vurucu bir çalışma değil. gerçi böyle bir şarkı için yapılacak en iyi klip muhtemelen buydu. swift kariyerinde ilk defa siyahi bir oyuncuya klibinde sevgilisi olarak yer veriyor. üçüncü single olarak radyolara gönderildi ama sanırım biraz erken davrandılar. bu şarkı kış aylarında rağbet görür. canlı performans için.

    the man: swift'in çok daha önce yazması gereken bu şarkı hedefi tam on ikiden vuruyor. müzik endüstrisindeki ayrımcılığı ele aldığı şarkıda swift, "erkek olsaydım sizden daha erkek olurdum" diyor. piyasada erkek şarkıcıların önünün nasıl açık olduğunu anlatmakla kalmayıp bir de alay ediyor. normalde şarkılarında pek gramer hatası yapmayan swift, "you" yerine ağzını yayarak "ya" diyerek erkek şarkıcıların bozuk gramerine göndermede bulunuyor. yine aynı şekilde rapçilerin sürekli zenginlik, para ve kadınlarla ilgili yazmasıyla da ince ince dalga geçiyor. "i’d be just like leo in saint-tropez" kısmının ise sürekli kendinden yirmi yaş küçük modellerle çıkan leonardo dicaprio ile ilgili olduğu düşünülüyor. kendi adı "erkek avcısı"na çıkarken erkeklerin ilişki geçmişinin bir övünç kaynağı olmasına dair ince bir gönderme. kariyerinin ilk yıllarında aşkla ilgili yazdığı pozitif şarkılarla tanınmasına rağmen, adı "daima ayrılık şarkısı yazan" kişiye çıkan şarkıcı olarak swift, bu şarkıyı yazmakta çok geç kaldı. bu şarkının son derece iyi planlanmış bir kliple single olması gerekiyor. daha şarkının yayınlanmasının üzerinden yirmi dört saat geçmeden the guardian swift'in ne kadar haklı olduğunu kanıtladı. albümü inceleyen eleştirmen on sekiz şarkılık bir albümün uzun olmasından şikayet etti ki aynı gazete erkek şarkıcılara ait yirmi beş şarkılık albümlerden oldukça memnundu. işte bu yüzden bu şarkının alaycı bir kliple single yapılması gerekiyor.

    the archer: bir üstteki şarkıda maruz kaldığı haksızlıklarla alay eden swift, bu dream pop/synthpop şarkıda kendisinin her zaman kurban olmadığını söyleyerek itirafta bulunuyor. swift iç dünyasında yolculuğa çıkarak tüm gizli ve hatalı yanlarını anlatıp karşısındaki kişinin ona yardım etmesini istiyor. özünde “ben mükemmel değilim, buna rağmen benimle kalır mısın?” diye soruyor sevgilisine. son derece kişisel olan bu balladın en büyük dezavantajı the man gibi bir electropop şarkının ardından gelmesi. sonraki şarkının da aynı şekilde electropop olması ayrı ironi. albüm sürekli inip çıkıyor. şarkıyla ilgili en büyük şikayet, fanların swift'in diğer beşinci şarkılarına kıyasla sönük kaldığını söylemesi. üstelik bunu swift'in kendi fanları söylüyor. evet, swift'in albümlerinde beşinci şarkı geleneği vardır ama bunu gösterip şarkıyı kötülemek dışarıdan bakıldığında oldukça absürt görünen bir şey. şarkıyı ayrı olarak beğenmezsiniz, bu farklı bir şey ama diğer şarkılarla kıyaslayarak kötülemek son derece abes. lady gaga'nın son albümündeki beşinci şarkının sırf önceki albümlerindeki beşinci şarkılar kadar güzel olmadığı için sevilmediğini düşünün. kulağa ne kadar komik geliyor değil mi? ona kalırsa hiçbiri all too well'i geçemeyeceği için swift'in kariyerindeki tüm beşinci şarkıları silmemiz gerekecek. fanlar şikayet ededursun, şarkının adı prodüksiyonla paralellik gösteriyor. tıpkı bir okun yaydan çıkması gibi giderek hızlanıyor, yükseliyor ve birden bitiyor. akustik versiyon için. ayrıntılı inceleme için (bkz: #93202660)

    i think he knows: daha the archer'ın duygusal havasından çıkamadan dinleyicilere hareketli ve eğlenceli bir şarkı sunan swift, cruel summer'da olduğu gibi bir kez daha sevgilisi joe alwyn'le ilişkisinin başlarına dönüyor ve ona doğru nasıl çekildiğini anlatıyor. yalnız bunu cruel summer'daki gibi synthpop/rock yerine electropop/funk-pop bir şarkıyla yapıyor. karşısındakinin her her hareketinden etkilenen protagonist, aralarındaki cinsel çekime de değiniyor. "he'd better lock it down/or i won't stick around/cause good ones never wait" kısmında ise sevgilisine küçük bir uyarısı var. eğer fazla oyalanırsa onu elinden kaçıracağını ima ediyor.

    miss americana & the heartbreak prince: ilk altı şarkıdaki yaptığı kelime oyunlarıyla yetinmeyen swift, bu şarkıda söz sanatlarını kullanma olayını zirveye çıkarıyor ve tüm şarkıya indirgenmiş metaforla geliyor. dream pop/synthpop türünde olan bu şarkı için iki anlamdan söz etmeliyiz. ilki, birbirine aşık iki lise öğrencisinin maruz kaldıkları bir olay sonrasında amerikan lise hayatının şatafatlı ve sahte tarafını görüp umutsuzluk içinde kaçış araması. diğeri ise swift'in kastettiği gerçek anlam: 2016'da demokrat parti'nin abd başkanlık seçimini kaybetmesi sonrası sevgilisi joe alwyn'i tek kurtuluş yolu olarak görüp onunla birlikte ümitsizlik içinde ingiltere'ye gitmesi. şarkıdaki "you" iki anlam taşıyor. ilk anlamda sevgilisine seslenirken, ikinci anlamda abd'yi ima ediyor. şarkının hemen hemen her dizesi amerikan siyasetine gönderme ve altyapısı da (özellikle bridge sonrası) bu siyasi içeriği destekler nitelikte. swift'in kariyerinde yazdığı en siyasi şarkı olmanın yanı sıra biçim açısından da yazdığı en karmaşık şarkılardan biri. ayrıntılı inceleme için (bkz: #95679681)

    paper rings: bu surf-pop/new wave türünde olan şarkının en büyük şanssızlığı bir dream pop şarkının ardından gelmesi. lover'dan the man'e geçiş kadar şok yaşatması bir yana, bir önceki şarkının sakinliğini üzerinizden atıp sizden dans etmenizi istiyor. albüm boyunca devam eden iniş çıkışın en sert ikinci dalgası (ilki lover/the man). şarkıya dönmek gerekirse bu sefer ilişkinin başlarında değil, artık evlenme noktasına gelmiş bir çiftin geçmişine yolculuk ediyor ve nasıl arkadaşlıktan bu noktaya geldiklerine şahitlik ediyoruz. her ne kadar sound olarak dinleyiciyi şok etse de konu olarak bir üstteki şarkının devamı sayılabilir. oradaki liseli çiftin mutlu sona yaklaşığını farz etmek mümkün. özellikle bridge kısmıyla lover'dan sonra albümün ikinci düğün şarkısı. 80'lerden fırlamış altyapısıyla albümün retro tarafını en çok ortaya çıkaran şarkılardan biri olması bir yana, swift dress şarkısındaki bir dizeyi açıklığa kavuşturuyor. orada joe alwyn için "seni en iyi arkadaşım olarak istemiyorum" diyordu. başlangıçta arkadaşken sonradan sevgili olmaları bir başka şarkının daha konusu.

    cornelia street: swift'in dinleyicisini eğlence havasından çıkarıp bir kez daha hüzünlü bir havaya bürüdüğü bu synthpop şarkının çok açık bir konusu var: sevdiğin kişiyi kaybetme korkusu. swift belli bir lokasyona odaklanarak sevdiği kişiyi kaybederse bir daha o yerden asla geçmeyeceğini söylüyor. ayrılık şarkısı olmamasına rağmen en az bir ayrılık şarkısı kadar hüzünlü havaya sahip bu şarkı muhtemelen delicate ve cruel summer'ın devamı. bir önceki albümünde getaway car şarkısında "arabada veda ettiğini" söyleyen swift, bu sefer bir arabada oturmuş sevdiği kişi ona veda ederse ne kadar zor olacağını düşünüyor. şarkı araba kapısının kapanma sesiyle bitiyor. ayrıntılı inceleme için (bkz: #95679290)

    death by a thousand cuts: bir başka synthpop şarkı olan death by a thousand cuts, bu aşk temalı albümün ilk ve tek ayrılık şarkısı. altyapısı vanessa carlton şarkılarını çağrıştıran parçada swift'in esas ilham kaynağı kendi tecrübeleri değil, someone great isimli bir netflix filmi. şarkı hem albümün retro sound'unu ön plana çıkarıyor hem de swift'in ayrılık acısını tanımlamak için illa bunu yaşaması gerekmediğini gösteriyor. swift all you had to do was stay'den bu yana ilk kez şarkıya ekoyla giriş yapıyor. o şarkıda "hey, hey, hey, hey" vardı, burada ise "my, my, my, my" tekrarlarıyla şarkıya başlıyor.

    london boy: çocukluğundan beri aşırı ingiliz hayranı olan swift'in artık kendisini tutamayıp "ingilizlere dair sevdiğim şeyler: sıralı tam liste" niteliğinde yazdığı bu şarkı sizi küçük bir londra turuna ve ingiliz kültürüne doğru yolculuğa çıkarıyor. has bir amerikalı olarak rugby'nin neresinden eğlendiği benim için hâlâ soru işareti olsa da, şarkıda bahsi geçen amerikan - ingiliz muhabbeti bir önceki albümde king of my heart'ta da vardı. son dört sevgilisi britanyalı olan birinin artık bu "sen ingilizsin, ben amerikalıyım" muhabbetinden sıkılmış olması gerekir ama karşısındakinin bir ingiliz olması swift'i hâlâ şok ediyor. bilirsiniz, sırılsıklam aşık bir kadının sevgilisine dair en küçük detayları bile sevmesi çok da şaşırtıcı değildir ama bu şarkıyı farklı yapan swift'in erkek arkadaşına karşı her şeye bayılıyor olması değil. o detaylara bayıldığı için o kişiyle çıkması. joe alwyn bir ingiliz olmasaydı muhtemelen asla ondan hoşlanmayacak, hep arkadaşı olarak kalacaktı. şarkıya dönersek, konu olarak "gorgeous 2.0 londra versiyonu" olan şarkı selefinin aksine daha iyi yazılmış ve daha eğlenceli bir şarkı. ancak girişindeki idris elba konuşması ciddi anlamda hiçbir şeye hizmet etmiyor. böyle bir şarkıyı sanırım sadece swift yazabilirdi. şarkı cautious clay'in cold war şarkısından sample içeriyor (swift kariyerinde ikinci kez başka bir şarkıdan sample alıyor, ilki look what you made me do'ydu).

    soon you'll get better: bu pop albümündeki en aykırı ve en sade şarkıda, swift country kökenlerine dönmüş ve çok uzun zaman sonra ilk defa banjoyla fiddle'ı bir şarkısına dahil etmiş. kanserle mücadele eden annesi için yazılmamış olsaydı, inanılmaz bir ninni olurdu. şarkıdaki tek sorun düet yaptığı dixie chicks'in sadece nakaratta yer alması. sanırım biraz daha kendilerini gösterebilirlerdi. ayrıntılı inceleme için (bkz: #94325892). bu arada swift safe and sound'dan bu yana ilk kez ninniden dönme ağıt yazıyor. orada da aslında ölü bir çocuğa güvende olacağı tek yerin mezar olduğunu söylerken bunu sanki bir ninni gibi göstermişti.

    false god: daha önce urban altyapılı şarkılar yapsa da (end game ve i don't wanna live forever) swift bu şarkıyla kariyerinde ilk defa r&b'ye adım atıyor. hem altyapısı hem saksafon hem de vokalleriyle 90'ların sade şarkılarını anımsatıyor. konu olarak baktığımızda swift bir kez daha müthiş kelime oyunları oynuyor. bu şarkı baştan sona metaforlarla dolu ve çift anlamı var. swift'in asıl anlatmak istediği dini benzetmeler aracılığıyla cinsel hayatı ancak bunu kopma noktasına gelip de ilişkilerini kurtarmayı başaran iki sevgili hikayesine öyle bir yedirmiş ki, "lyrically genius" diyebileceğimiz bir şarkı var elimizde. "bu ilişkiyi yürütemeyeceklerini düşünenlere inat aşklarına sığınan sevgililer" havasını yansıtan sözleri kenara atın ve "i'm the new york city" "you're the west village" gibi kalanları birleştirin. bir bakın neler çıkıyor ortaya. madalyonun diğer yüzünde swift'in kariyerinde yazdığı en mahrem ve en seksi şarkı var, so it goes'u bile geride bıraktı. şarkı eleştirmenlerin de fanların da büyük beğenesini aldı. üstelik sıkı r&b dinleyicileri muhtemelen ilk kez kendilerine hitap eden bir taylor swift şarkısı buldular.

    you need to calm down: yukarıdaki r&b şarkıdan sonra bir kez daha eletropop/synthpop şarkılara geri dönen swift hem kendi hater'larını hem de lgbt düşmanlarını hedef alıyor. tüm albüm boyunca swift'in kullandığı söz sanatlarını düşünürsek, you need to calm down albümün en yalın şarkısı olabilir. hiçbir dolambaç olmadan doğrudan karşısındaki hitap ediyor şarkı. swift hiçbir kelime oyununa girmeden doğrudan hater'larına sesleniyor ve sakin olmaları gerektiğini söylüyor. bu konuyla ilgili cbs'e verdiği röportajda hater'ları ona saldırdığı sürece kendisinin de onlarla ilgili şarkı yazmaya devam edeceğini söyledi. ayrıntılı inceleme için (bkz: #91680214)

    afterglow: 2010 çıkışlı speak now albümündeki back to december'dan bu yana ilk kez bir ilişkide karşı taraftan özür dileyen swift, lafı hiç dolandımadan kendisinin suçlu olduğunu söyleyip özür diliyor. bu sefer bitmiş bir ilişkinin ardından pişmanlık yaşamaktansa hâlâ devam eden bir ilişkide olan kavgayı anlatıyor. fanların tahminlerinin aksine bu şarkı tom hiddleston'la ilgili değil, joe alwyn'le ilgili. hem reputation hem lover'da joe'yu tanımlamak için kullandığı "blue" ifadesi var ki şarkının bir kısmında "gerçek aşk" ifadesi geçiyor. albümün bu noktasına kadar gelmişseniz kimi gerçek aşk olarak tanımladığını çoktan anlamışsınızdır. ayrıca hiddleston'ı "playboy" olarak tanımlayan biri olarak muhtemelen asla geriye bakıp ondan özür dilemezdi swift. şarkının sound'u ise 80'lerden fırlamış gibi, albümün şu bahsini ettiğimiz retro tarafını öne çıkarıyor.

    me!: albümün çıkış parçası olarak piyasaya sürüldüğü için fanlar tarafından en nefret edilen şarkı budur sanırım. panic! at the disco'nun brendon urie'siyle düet yapan swift albüme ikinci kez bubblegum pop şarkı ekliyor (kariyerinde ise üçüncü bubblegum şarkı: we are never ever getting back together, i think he knows ve me!). bu şarkı genellikle sound'u ve klibiyle gündeme geldi ancak konu olarak ele alırsanız yukarıdaki şarkının devamı gibi. afterglow'da "put you in jail for something you didn’t do" diyen swift burada "i know that i'm a handful, baby/i know i never think before i jump" diyor. yine aynı şekilde afterglow'daki "chemistry 'til it blows up, 'til there’s no us" kısmı "there ain't no ı in team" kısmıyla fazlasıyla uyumlu. yukarıdaki kavganın tatlıya bağlanmasının ardından yazılan bir şarkı olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. şarkıya eşlik eden urie'nin sesi ise swift'le gerçekten uyum yakalamış ancak buna rağmen bu şarkının iki büyük sorunu var: çıkış parçası olarak seçilmesi ve bubblegum pop olması. 2019'da insanların duymak istediği son müzik türü. şarkının prodüktörü joel little'ın albümde dört şarkıya katkısı var: the man, miss americana & the heartbreak prince, you need to calm down ve me!. swift ilk iki şarkı dururken son iki şarkıyı single olarak seçti ve urban müziğin damgasını vuyduğu bir yılda insanların önüne bubblegum pop koydu. buna rağmen yirmi haftadır listelerde ki az çok benimsendiğini gösterir. ayrıntılı inceleme için (bkz: #89386709)

    it's nice to have a friend: indie folk/dream pop türünde olan şarkıda swift yine metafor kullanıyor ve bu kez iki çocuğun hikayesini ele alıyor. birlikte büyüyen bu iki çocuğun hikayesi evlilikle bitiyor. albümde üçüncü kez evliliğe vurgu yapan swift'in bu şarkıda vermek istediği açık bir mesaj var: sevgilisiyle ne kadar yakın ve huzurlu olduğu. fanların tahminlerinin aksine bu şarkı selena gomez ya da swift'in diğer arkadaşlarıyla ilgili değil. yukarıda paper rings'te swift bir şeyi açığa çıkarmıştı hatırlarsanız: alwyn'le önce arkadaş olduklarını ve sonrasında ilişkiye başladıklarını. bu şarkıda ise swift bu arkadaşlığın ilişkiye dönmesi olayını metafor ile iki küçük arkadaşın büyüyünce evlenmesi hikayesine çeviriyor ve bunu yapmadaki muhtemel amacı sevgilisini öteden beri tanıyormuş gibi yakın hissetmesi. evet, bu da joe ile ilgili. altyapısındaki koro ve indie elementleriyle swift'in kariyerindeki değişik şarkılardan biri. swift piyasaya yeni çıktığı dönemlerde birçok eleştirmen swift'in sesinin huzur veren ve dinlendiren bir tarafının olduğunu söylerdi. bir de bu şarkıyı dinlemelerini isterdim. ayrıca toronto'daki bir müzik okulunun prodüktörlerinden frank dukes'tan sample alan swift, kariyerinde üçüncü kez sample kullanıyor.

    daylight: albüm bir dream ballad ile sona eriyor. aslında albümden ziyade bir süreçten bahsediyoruz. swift'in bahsettiği "aşkın kendisine mektup" olayı vardı ya, işte o mektup bu şarkı. bu şarkıyla sadece içindeki zehri değil, aşka dair olan olumsuz düşüncelerini de arkasında bırakıyor. geriye sadece aşk ve gün ışığı kalıyor. şarkı ironik bir şekilde bir telefon konuşmasıyla bitiyor ve swift "nefret ettiği" şeylerle değil, "sevdiği şeylerle" tanınmak istediğini söylüyor. hatırlarsanız bu süreç 2016'da bir telefon konuşmasıyla başlamış ve swift yılan olarak tanınmaya başlamıştı. işte bu süreci swift aynı şekilde bir telefon konuşmasıyla bitiriyor. sanıyorum ki bu şarkı artık reputation ve lover'a konu olan 2016 olaylarının son noktası. sound olarak şarkının bridge'i swift'in kariyeri boyunca yaptığı en iyi işlerden biri olabilir. bu kısmın ayrı bir şarkı olması gerekiyordu.

    şarkılarla ilgili bilgileri bir kenara bırakmak gerekirse daylight, cornelia street, it's nice to have a friend, the archer ve miss americana & the heartbreak prince benim için mükemmel beş şarkı. daylight hem vokal hem düzenleme hem sözleri açısından hedefi on ikiden vurmuş. it's nice to have a friend'de yaptığı her neyse bunu tekrar yapmalı. şarkının sakinleştirici özelliği var. soon you'll get better, cruel summer, false god, death by a thousand cut, paper rings ve i think he knows ise çok iyi şarkılar. cruel summer ve paper rings benim için özellikle bridge'leriyle öne çıkıyorlar. i think he knows'taki carly rae jespen havası çok hoş. bir gün taylor'dan jespen tarzında bir şarkı dinleyeceğim hiç aklıma gelmezdi. lover'ı sonradan sevsem de beni büyüleyen bir şarkı olmadı. canlı performansı benim için stüdyo versiyonundan daha iyi. buna karşılık the man, afterglow ve london boy zamanla dinlediğim şarkılar oldular. dürüstçe söylemek gerekirse london boy'u canlı performansından sonra dinlemeye başladım. performansta insanı çeken bir şey var, bakış açımı değiştiren o oldu. me! bütün fanların tüm kalbiyle nefret ettiği ve albümden şutlamak için birçok şeyi feda edebilecekleri bir şarkıyken benim kişisel olarak beğendiğim bir parça. evet, çıkış parçası olmamalıydı. evet, 2019'da bubblegum popun zerre değeri yok ama ben dinlerken eğleniyorum. daha önce de yazdım, taylor çıkış parçası için geri sayım başlattığında herkes "dünya görüşlerini değiştirecek" bir şarkı bekledi, öyle olmadığını söylediler ama beklediler. benim beklentim ise bildiğiniz sıfır noktasındaydı. belki de hiçbir şey beklemediğim için eğlenceli buldum. bu şarkıyı dinleyen topu topu iki kişi var. birisi benim, diğerine de buradan sevgilerimi iletiyorum. benim için albümde şimdilik iki kayıp var: you need to calm down ve i forgot that you existed. şimdilik diyorum çünkü muhtemelen zaman içinde değişecek. you need to calm down eğlencelik bir hit olmak için her şeye sahip. electro-trap beat'ler, kolayca ezberlenebilecek sözler. buna rağmen neden dile dolanmıyor, anlamıyorum. sistemde sorun yok aslında. belki de tamamen zamanlamayla ilgili. 2019 yerinde 2012'de yayınlansa durum farklı olabilirdi. bunu asla bilemeyeceğiz.

    reputation ve lover bir sürecin iki farklı yanını ortaya koyuyor. swift'in kendi deyimiyle biri "bir şeylere rağmen mutluluğu bulmak" iken diğeri sadece "mutluluğu" anlatıyor. böylece 2017'de "the old taylor can't come to the phone right now" ile başlayan süreç sona erdi.

    the old taylor can come to the phone right now!
13 entry daha