şükela:  tümü | bugün
52 entry daha
  • (cinlokantasindasatilansusi'ye sevgilerimle)

    80'lerde "popstar" olarak adlandırdığımız çoğu isim 1990'lı yıllarda yaşlarının getirdiği olgunluk ve şöhrete doygunluk gibi birkaç nedenin birleşimi sonucu değişimler yaşadı. mesela michael jackson, black and white ve they don't care about us gibi şarkılarla ayrımcılığı, heal the world ve earth song ile dünyanın halini eleştirdi. hatta jarvis cocker, earth song performansını sabote ederken, jackson'ın artık bir mesih ya da tanrı gibi davranmaya başladığı için bunu yaptığını söylemişti. prince, 1993'te adını bir sembole çevirip, ana akımdan kopmak için elinden geleni yaptı. kylie minogue, nick cave ve manic street preachers ile çalıştı. e dönem değişirken, dönemdaşları değişirken, madonna da aynı kalamazdı. 1980'lerin sarışın, enerjik pop yıldızı, 90'ların başında kendisini bir seks sembolüne çevirdi. ama bunu ucuz bir yoldan değil, oldukça sanatsal bir şekilde yaptı ve bu değişimi çıkardığı albümlerle ve benimsediği görsellerle destekledi. kendini başarılı bir popstardan neredeyse bir sanat eserine çevirdi. yıllarca deneyip başaramadığı bir şeyi de bu dönem başardı: başrolünde oynadığı evita büyük ilgi gördü. öyle ki oyunculuğu altın küre ile ödüllendirildi. ayrıca kişisel bir dönüm noktası daha yaşadı. 1996'da kızı lourdes dünyaya geldi. işte bu şartlar altında madonna yeni albüm kayıtlarına başladığında ortaya her zamankinden daha farklı bir ürünün ortaya çıkacağı çok belliydi.

    madonna'nın kendini bir sanat eserine çevirmeye çabaladığından bahsettim. bu çabalardan biri madonna'nın 1995'te versace'nin yeni kreasyonları için çektirdiği fotoğraflardı. tabii ki bu sırada gianni versace ile arkadaş oldu. madonna'nın italyan kökeni elbette ikilinin arasında özel bir bağ oluşturmuştu. ancak temmuz 1997'de versace evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü. bu olay elbette yeni albümü üstünde çalışan madonna'yı oldukça yaraladı. bu olaydan bir buçuk ay sonra ise prenses diana paparazzilerden kaçarken geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybetti. madonna ve diana arkadaş değillerdi ama şanı, şöhreti sorgulamakta olan madonna'yı bu ölüm de çok etkiledi. hatta olaydan çok kısa süre sonra düzenlenen mtv video müzik ödüllerinde prodigy'yi sahneye davet etmek üzere sahneye çıkan madonna, diana'nın ölümünü anarak kendimizi değiştirip, bir olmazsak başımıza bu tarz felaketlerin gelmeye devam edeceğini belirttiği kısa bir konuşma yaptı. gerçi bu derin konuşmadan sonra sahneye çıkan prodigy smack my bitch up'ı çalarak konuşmanın etkisini belki biraz azaltmış olabilir ama madonna, üstünde çalıştığı albümde de bolca bahsedeceği "içimizdeki güç" konusunu gündeme getirmeyi başarmıştı.

    madonna ve inanç, o zamana dek tartışılagelmiş iki kelimeydi. adı eski italyanca'da meryem ana'yı anlatan "kadınımız/leydimiz" anlamına gelen "madonna" olan birisinin meryem ana ile özdeşleşmiş bekaret temasını like a virgin'de öne çıkarmasının yanı sıra madonna'nın erotik pozları, çalışmalarında sıklıkla seks temasını işlemesi, eşcinselliğe olumlu bakışı, vatikan'ı rahatsız etmişti. işler like a prayer'ın klibinde çarmıha gerilmiş siyahi bir isa bulunması ile iyice karıştı. vatikan, şarkıyı yasaklamaya çalışıp, insanları madonna'nın turnesini boykot etmeye çağırdı. madonna, şovunun insanları düşünmeye ittiği gibi bir açıklama yapsa da vatikan kararından caymadı. kurumsal din ile çatışan ve şöhretten bunalıp kendine can simidi arayan madonna'ya kabala yetişti. bildiğim konular değil ama "reform judaism" diye bir sitede belirttiğine göre kabala, gizem duygusuna dayalı bir düşünce sistemi. buna göre her bireyin içinde tanrı'dan bir parça ortaya çıkarılmayı beklemekte. bunun için öncelikle araştırma yapmak lazım. kutsal kitaplardan, ustaların öğretilerinden ve beliren işaretlerden bilgileri toplamak lazım. sonra tecrübe etmek lazım. yani sadece araştırmak yetmez. yaşantını da bu ilahi gücü keşfetmeye göre ayarlayacaksın. işini, gücünü yapacaksın ama kutsal kitaplara, duaya, meditasyona vaktin olacak. son olarak da bunları harekete dökmek lazım. tüm tecrübeleri pratik hale soktuğunda tanrı ile birlikte sen de yaradılışa katkıda bulunacaksın. böylece gizemi yok edip, tanrı ile olabilecek en yakın temasa ulaşabilirsin. hollywood ünlülerinin bir şekilde kanına giren bu inanç ya da pratik, madonna tarafından da benimsendi ve çalıştığı albümün sözlerine doğrudan etkide bulundu.

    bu kadar çok değişiklik yaşayan madonna, elbette müziğinde de kendine yeni bir sayfa açmak istiyordu. daha önce beraber çalıştığı babyface ile albüm serüvenine başlasa da kendini tekrar ettiğini görünce yeni bir yardımcı aradı. daha önce bir kaç şarkısına remix yapmış, kendi solo elektronik albümlerini çıkartan ama pek fazla bilinmeyen william orbit'i prodüktör olarak seçti. birkaç şarkıda da önceki albümlerinde de çalışan ama aslında ciddi ciddi bir prog rock hayranı olan patrick leonard ve romeo + juliet filminin soundtrack'inde çalışan ve kariyerinin sonrasında da film müziği işi ile uğraşacak marius de vriesden yardım aldı. daha önceki iki albümünde yer alan hiphop ritmleri ve fısıltılı vokalin yerini, massive attack'tan fırlamış trip hop beatleri, daha ambient bir stil, zaman zaman da sözlerdeki doğu mistizismine eşlik eden ortadoğu/hindistan civarından sesler aldı. madonna'nın bu albümdeki vokalinde genel olarak bir duruluk hakim olduğu gibi performanslarında hımlamalar çok öne çıkmakta. bunun da hinduizm'deki om sesi ile bir bağlantısı olduğunu düşünmekteyim. atmosferik müzik ile madonna'nın om'ları, albümdeki şarkıları pop müzik soslu bir ayin haline getiriyor.

    peki bu olgunlaşma, değişim bir madonna tiyatrosu ya da gündeme gelmek için bir başka çaba mıydı? ben ray of light döneminin bir kariyer planı olduğunu düşünmüyorum. lakin zaman gösterdi ki madonna, ray of light'ta bahsettiği anlayış ile hayatını devam ettirmedi. zamana bile gerek yok. o dönem mtv'ye stüdyo kapılarını açtığında, sunucu albüme katkı verenlerden bilgi almaya çalıştığında aralara girip albüme emek veren sanatçıları bir türlü konuşturmaması, soruları ciddiye almayıp şımarıkça cevap vermesi, şarkıcının halen oldukça egoist ve ilgi hastası olduğunu çok açık bir şekilde gösteriyordu. birkaç yıl sonraamerican life ile amerikan rüyasını eleştirip, çektiği ama yayınlamadığı kliple bush dönemi amerika'sına giydirdiği ilizyonunu yaratırken de aslında yine kendisinden bahsediyordu. sonrasında give me all your luvin' ve bitch i'm madonna ile "anonimleşelim, egolarımızı kaybedelim" gibi düşünceleri artık bir kenara koyduğunu gösterdi. büyük ihtimalle iyi bir para karşılığında 2019 eurovision şarkı yarışmasında amatörce, detone, lakayıt bir performans sergilemekten bile çekinmedi. bir de hatalarını kurguda silerek youtube kanalına yükledi. dürüstlük, kendimizi her halimizle sevmek falan hak getire tabii. tüm bunlara rağmen, bu albümün samimiyetine inanıyorum. onlarca yıl sigara içen biri bir gün sigarayı bırakıp, sigaranın zararlarını ve sağlığın önemini anlatan çok iyi bir eser yapabilir. ama bu o kişinin üç gün sonra kendini tutamayıp yine sigara içmeye başlamayacağı anlamına gelmiyor elbette. ha, içmese daha iyi o ayrı. ama sanatla sanatçıyı bir miktar birbirinden ayırmakta da yarar var.

    drowned world / substitute for love sade başlıyor ama bu sadelik cılızlıktan çok uzak. rahatlık ve huzur salgılayan ambient bir altyapının üstüne madonna'nın sakince şarkı söylediği bir düzenleme deneyimliyoruz. daha sonra bir drum kick ve onu destekleyen bazı perküsyon efektleri eklenip şarkıyı zenginleştiriliyor. şarkının sonlarına doğru tempo biraz artınaca biraz daha klasik bir madonna şarkısı dinliyoruz. gitar arpejleririnin girdiği yerde madonna'nın vokalinin müzikten bir tık geriden gelmesine kulağım halen alışamadı ama çok büyük bir sıkıntı değil. şarkıda bir de ara ara "you see" diyen bir erkek sesi duyuyoruz. bu rod mckuen ve anita kerr'in yazdığı 1969 tarihli bir the san sebastian strings şarkısı olan why i follow the tigers'tan alınmaymış. orijinal şarkı caz pop gibi ve şarkının drowned world ile pek alakası yok. yine de mc uen ve kerr'i şarkı yazarı olarak belirtmişler. bir de david collins diye birisinin adını görüyoruz. collins ise aslında madonna'nın çok sevdiği bir iç mimar. madonna, sözleri yazarken collins'in bir şiirinden ilham almış. e hadi şarkının sözlerine de değinelim o zaman. şarkı, madonna'nın entry'nin başında bahsettiğim ruh halinin bir aynası. kalabalık içinde yalnızlık hissetmekten bunaldığını, aşkı şöhrete tercih ettiğini anlatıyor. şarkının en sonunda da "benim dinim bu" diyerek bu değişiminden ne kadar emin olduğunu vurguluyor. şarkının klibi de bu temayı destekleyici bir şekilde, parlayan ışıkların altında mutsuz bir madonna'yı gösteriyor. en sevdiğim sahnesi ona acıyan gözlerle bakan bir hizmetçiyi gördüğü için tam mutlu olmuşken hizmetçinin de fotoğraf makinesi çıkararak ve flaş patlatarak madonna'nın fotosunu çekmesi ve de şarkıcının huzurdan husursuzluğa çok hızlı bir dönüşümü. klibin sonunda madonna'nın mutluluğu kızında bulduğunu görüyoruz. şarkıda bahsi geçen "love" da bence fiziksel olarak değil de madonna'nın kızına duyduğu sevgiyi anlatıyor.

    "drowned world" tabiri kafamızda bir deniz canlandırıyor. albüm kapağındaki mavilik de bunu vurgulamak için elbette. albümün ikinci şarkısı swim de deniz temasını devam ettiriyor. zaten şarkı dalga sesleri ile başlayıp bitmekte. sözler oldukça karanlık. olandan bitenden bıkan ana karakterimiz kendini okyanusa atıp, diplere doğru yüzmek istiyor. nedir bu olan biten? madonna, ikinci kıtada bu konuda oldukça açık: "çocuklar çocukları öldürüyor, öğrenciler öğretmenlerine tecavüz ediyor, kiliseler vaizlerini yakarken kuyruklu yıldızlar göklerde uçuyor". yine de temiz bir sayfa açma umudu da şarkıda var. tüm bu bahsi geçen sular ile günahlarımızı yıkayabileceğimiz söyleniyor. müzikal olarak gitarın oldukça öne çıktığı bir eser bu. bu arada albümdeki neredeyse bütün enstrümanları william orbit'in çaldığını söylemek lazım. bu şarkıda da davul programlama oldukça ön planda. bir yerde de flüt duyuyoruz. bu da hoş bir dokunuş olmuş. madonna, bu şarkının kayıtları sırasında versace'nin ölüm haberini almış. sözler önceden yazılmış olsa da orbit, şarkının genel hüzünlü havasında bu haberin de bir etkisi olduğunu söylemekte. şarkı biraz fazla uzun tutulmuş aslında. hatta albümdeki çoğu şarkı pop müzik standartlarına göre oldukça uzun diyebiliriz. dört dakikanın altında şarkı yok. drowned world gibi şarkılarda bu uzunluğu hissetmesem de swim gibi bazı şarkılar sanki biraz daha kısa tutabilirmiş gibi geliyor.

    ray of light'ın ilginç bir hikayesi varmış. şarkının kökeni 1971 tarihli pek bilinmeyen bir folk ikilisi curtiss maldoon'ın aynı adlı albümündeki sepheryn şarkısına dayanıyormuş. bu şarkıda olmasa bile o albümde yes'in ünlü gitaristi steve howe çalmış. yani rock müzik sevenler için bu albümün böyle bir önemi var. şarkı, iki gitar ilerleyen oldukça sakin bir şarkı. grubun vokalistinin yeğeni christine leech kendi albümü için amcasının bu şarkısını yeniden yorumlamak istemiş ve o dönemki prodüktörü william orbit ile şarkının üstünden geçmişler. tabii orbit, madonna'nın ekibine dahil olunca bu beğendiği şarkıyı da almış. madonna da kendisi bir şeyler ekleyince, ortaya bugün bildiğimiz ray of light ortaya çıkmış. şarkı albümün en pop şarkılardan biri. elektro gitar, özellikle girişte olmak üzere önemli bir yer kaplasa da şarkının geneli oldukça tempolu bir şekilde, elektronik enstrümanları kullanarak ilerliyor. bu enerjisi sayesinde şarkı bir madonna klasiği haline geldi diyebiliriz. özellikle "and i feel" kısımlarında madonna'nın gerçekten kendini şarkıya kaptırdığını duyabiliyoruz. özellikle sonlara doğru sesine kattığı distortion ve kullandığı çığlıklar oldukça güçlü. yine de kanımca olması gerekenden biraz uzun. şarkı 1999 grammy ödüllerinde en iyi dans kaydı ödülünü alırken yılın kaydı ödülünü my heart will go on'a kaptırdı. şarkının kendisi kadar klibi de büyük başarı topladı. modern hayatın hızının yansıtıldığı klip de grammy ve mtv video müzik ödüllerinde ödüller kazandı. şarkının aşırı komik bir iggy pop & the stooges cover'ı var bu arada. 2008'de madonna, rock & roll hall of fame'e dahil edilince onun onuruna böyle bir şey yapmışlar ama onurlandırmak yerine dalga geçmek gibi olmuş. bu arada iggy pop'un 2004'te madonna'nın alt grubu olarak dublin'de bir konsere çıktığını biliyor muydunuz? garip. i'm going to tell you a secret belgeselinde madonna hayranlarının iggy pop'un çılgın performansına tepkilerini görebilirsiniz.

    candy perfume girl biraz düz bir eser. albümün genel havasından söz olarak uzak. sevdiği adama aşkını anlatan bir kadının ağzından yazılmış bir şarkı. sözler basit. konu manasız. şarkının isminin de çokça tekrar edilmesi şarkıyı iyice bayık hale getirmiş. albümde en az sevdiğim şarkı bu şarkı. öte yandan müzikal olarak sevdiğim iki noktası var. birincisi şarkının ortasında bir an için bir sirk havasını yansıtan müzikal bir pasajın yer alması. şarkının ismi ile vermek istediği o tatlış havayı bu kısa müzikal bölüm vermeyi başarıyor. biraz sıkıcı şarkıya da nefes aldırıyor. diğeri ise şarkının fazlaca geri plana atılmış rock havası. hatta şarkı başladığında çalan gitar, tam anlamıyla kurt cobain tarzında. sonra doğru da aynı rifi oldukça distortionlı ve grunge bir havada arka planda çalıyorlar. şarkının yazımında madonna ve orbit'e susannah melvoin eşlik etmiş. kendisi de the smashing pumpkins'te klavye çalan ve zero klibindeki haliyle hatırlayacağımız, jonathan melvoin'in kız kardeşi. belki şarkıdaki bu rock havasının sebebi bu bağlantıdır.

    skin, 90'lar popu dendiğinde kafamda tam olarak canlanan müzik tarzı. dışarıdan baktığında tam anlamıyla tekno ama sözleriyle beraber düşündüğünde karanlık ve duygusal. aslında bu şarkıya sadece tekno demek biraz haksızlık. şarkıda ara ara oryantal bir melodi duyuyoruz. yanlış bilmiyorsam aslında bu oryantal kayıt daha uzunmuş ama tadımlık kullanmak istemişler. bence saykodelik bir hava katıyor bu bando. özellikle şarkının sonlarında madonna'nın oryantal nameleri ile bu müzik çok uyumlu. öte yandan bir de oldukça endüstriyel gitar rifleri de şarkıyı oldukça sertleştiriyor. gitarı çalan marc moreau aslında bir gitaristten öte bir teknisyen. belki o nedenle çok doğru yerlerde gitarı yerleştirmiş. şarkı albümün en uzun şarkısı, 6 buçuk dakika ama önceki iki şarkıda dediğimi bunun için diyemem çünkü şarkı cidden çok iyi akıyor. dans edip kendini kaybetmelik, karizmatik bir eser.

    albümün single'larından birinothing really matters. mantıklı çünkü bu şarkı da en pop şarkılarından biri. hatta şarkının altyapısının omurgası neredeyse biraz klişe bir pop şarkısı gibi bile denebilir. ama tabii ki orbit, şarkıya farklı elektronik dokunuşlar katarak, şarkıyı hareketlendirmiş. sonlara doğru geri vokaller de şarkıya dahil oluyor. albümün hazmetmesi en kolay şarkılarından. o yüzden ben bu şarkıyı televizyonda sıkça gördüğümü hatırlıyorum. madonna da bir sene sonra bu şarkıyı grammy ödül töreninde canlı yayınlamış ama bunun aksine şarkı albümün en son single'ı olarak yayınlanıp, çok büyük bir liste başarısı kazanmamış. nedense madonna da daha sonra şarkının üstüne hiç gitmemiş ve konserlerinde söylememiş. sözleri, albümün vermek istediği derinliğin en öne çıktığı anlardan. hayatı çok yanlış yaşayan birinin, sevginin önemini anlayıp hayata bambaşka gözlerle bakmasını anlatıyor. elbette bu sözleri madonna'nın kızının doğumu ile beraber düşünmek lazım.

    sky fits heaven, adını ve ilk mısralarını bir gap reklamından alıyormuş. halbuki sözlere baktığımızda oldukça manevi. peygamberleri, akil adamları, kutsal kitapları dinleyen ve hayat yolculuğunda etrafındaki işaretlere dikkat veren bir kadının sözlerini dinlediğimiz bu şarkının esin kaynağının maneviyat yerine maddiyat olması çok ironik. madonna, reklamdaki şiiri yazan şairi şarkı yazarı olarak eklemeyip albüm çıkmadan kendisiyle bir anlaşma sağlamış. herhalde bu kadar derin, neredeyse dini, sözlerin altında kendisi ve bestecisi leonard dışında başka bir isim istememiş. şarkı, müzik olarak albümdeki hareketliliği devam ettiriyor. genel olarak beni çok etkileyen bir eser olmasa da fena değil. nakaratını ise çok güzel buluyorum. hem beste olarak hem piyanosuyla hem de madonna'nın vokaliyle insanın içini ısıtan bir nakarat dinliyoruz.

    madonna, sky fits heaven'ı yazarken aldığı ilham ile bir şarkı daha kaydetmiş. bu da albümün en ilginç şarkılarından shanti/ashtangi. ben bu albümü ilk kez dinlediğimde elbette sanskritçe bir şarkı beklemediğim için çok şaşırmıştım ama şarkı daha ilk dinlediğimde çok hoşuma gitti. şarkı, hinduizm'in önemli isimlerinden 800'lü yılların başında yaşamış adi shankara'dan geliyor. mutlak yaratanı bulmak için çıkılan bir yolculuk kavramı üstüne düşünen filozof/din adamı, güneşi selamlamak ve nehirde yıkanarak öze dönme gibi geleneklerin de yaratıcısıymış. derler ki bir gün shankara, bir başka filozof mandana misra ile bir münazaraya girişmiş ve uzun uzun süren bu münazarayı kazanmış. ama bu tartışmanın hakemi olan misra'nın karısı bu sonucu kabul etmemiş ve shankara ile kendi tartışmaya girmiş ve karşısındakinin zayıf noktası olan cinsellikle ilgili bir soru sormuş. shankara, bir ay süre istemiş, bir mağaraya girmiş ve meditasyon sırasında bir yılan tarafından ısırılarak ölen bir kralın bedenine girerek bu konuda bilgi toplamış. daha sonra münazaraya geri giren shankara, elbette bunu kazanmış. daha 30'lu yaşlarında himalayalara yürürken kaybolmuş. madonna da shankara'nın yoga tavalisinden bir bölümü orijinal dilinde okuyor. bunun için de özel kurslar almış. bence süper şarkı. biraz world music tadında. yani batılıların da zevk alabileceği bir tarzda kaydetmişler. hem hindi müziği gibi hem de düzenlemesi ile klüpte dans bile edilebilir. gerçi bunu hindular beğenmiş mi yoksa "değerlerimizi kullanıyorsun" diye madonna'yı eleştirmişler mi, bilmiyorum. bence kültürlerini tanıttığı için teşekkür etmeliler.

    geldik albümün en önemli şarkısı frozen'a. elbette ray of light dendiğinde akla ilk bu şarkı geliyor. herkesi ters köşeye yatırmış muazzam bir madonna şarkısı bu. ilk dinlediğimden beri etkisi hiç eskimedi. herhalde çoğu insanın aklına şarkıyla beraber buz mavisi bir ortamda tek başına şarkı söyleyen simsiyah saçlarıyla gotik bir madonna geliyor olsa gerek. hem müzikal hem de imaj olarak bambaşka bir eser. şarkı albümü çok yansıtmıyor aslında. kendi başına bambaşka etkileyicilikte bir şarkı bu. yaylılar o kadar güzel ki. şarkının ortasında yavaşlayıp yaylıların girdiği bir bölüm var ki akıllara zarar. bu kadar iyi olması elbette yaylıların düzenlemesini yapan, film müziği bestecisi craig armstrong sayesinde. bunun dışında orbit ve leonard'ın düzenlemesi madonna'nın etkileyici sözleri ve vokalini öne çıkaracak kadar sade ve eli yüzü düzgün. şarkı yürümeyen bir aşk hakkında. madonna karşısındakinin ne kadar donuk ve kırık olduğunu anlatıyor. bir yandan da yine albümün teması ile uyumlu sözleri var. mesela: "ne kadar aldığın ile kendini yiyip bitiriyorsun, zamanını nefret ve pişmanlık ile harcıyorsun, kırılmışsın kalbin açık değilken" diyerek, duyguları yerine maddiyatı ile düşünen bir adamı anlatıyor. madonna'nın vokaldeki mmmm'ları yine muazzam. pop müziğin kesinlikle en güzel şarkılarından biri bu.

    armstrong'un yaylıları the power of good-bye ile devam ediyor. bu da çok iyi bir şarkı. burada şarkı yazarı rick nowels'a bir parantez açmak lazım. adam benim en sevdiğim pop şarkılarının bir çoğunun yazarıymış da haberim yokmuş. aynı şaşkınlığı yıllar önce max martin, desmond child ve diane warren'ı tanıdığımda yaşamıştım. şu repertuara bakın: heaven is a place on earth, i turn to you, sky, piu' che puoi, the game of love,white flag, soon we'll be found, i follow rivers, summertime sadness. madonna ile ilk kez bu albümde çalışmışlar. e çok iyi olmuş. şarkı elektronik bir ballad. hatta şarkının elektronik havasında bir daft punk kokusu alıyorum. artık orbit mi daft punk'ı etkilemiş, tam tersi mi olmuş, bilemiyorum. bir yandan da akustik ve elektro gitarlar ve yaylılar ile bir miktar organiklik de katılmış. genel olarak hüzünlü olsa da depresif olmayan, dinlemesi zevkli bir eser. şaşırtıcı olmayacak bir şekilde bu şarkı da single olarak yayınlandı. klibinin havası genel olarak frozen'a benziyor. ama ekstradan bir satranç metaforu ile erkek ve kadın arasındaki savaşı anlatmışlar. bir de albüm boyunca gördüğümüz deniz teması da klibin başka bir dikkat çeken yönü.

    albümün gizli bombası benim için to have and not to hold. yine nowels ile yazılan bu şarkının altyapısı aslında latin bir ritmden oluşuyor. ama klavye ile çalındığı için ve üstüne ambient bir efekt konulduğu için o latin kokusu hemen vurmuyor. albümdeki bir kaç şarkıda olduğu gibi aşk temasına gizlenmiş maneviyat temalı bir şarkı bu. sıcak/soğuk, ağlamak/gülmek gibi hayatın içindeki karşıtlıkları çokça kullanmış. keza şarkının adı da bir şeyi yapıp diğerini yapmamak içeriyor. şarkının isminde bahsedileni ben "bir şeye sahip ol ama onun bağımlısı olma" gibi anlıyorum. mesela "öpüş ama şehvetinin objesi olma" mısrasında da hayatı tadında yaşamak gibi bir mesaj var. sözlerdeki "sana doğru ilerliyorum" ya da "ateşe giden pervane gibi" mısralar da zaten manevi aşkın en bilinen tabirlerinden. bir de elbette"abahu purusakaram" mısrası kullanılıyor ki bu ashtanga yogasının başında söylenen bir ilahiden geliyor. "tüm vücut uzuvlarının bir insan halini alması" gibi anlamı var. yani insanın aslında içinde bulunduğu vücuttan daha öte bir varlık olduğunu ama insan suretine büründüğümüzü düşündürtüyor. şarkıyı da shanti/ashtangi ile aynı kefeye koyuyor. hem dinlemesi zevkli, hem ritminden dolayı hafif hafif dans ettiren, hem de anlamlı bir şarkı. kıyıda köşede kalmış bir madonna şaheseri desek ayıp olmaz.

    little star albümün en kişisel şarkılarından biri. bilinçli olarak bir ninni havası verilmiş çünkü madonna şarkıyı küçük kızına yazmış. oldukça basit sözleri olan şarkı bebeğin madonna'ya ne kadar büyük bir mutluluk getirdiğini anlatırken madonna bebeğine hayatı boyunca karşılaşacaklarına karşı güçlü durmayı öğütlüyor. bu da çok tatlı bir şey tabii ki. anneliğin madonna'ya getirdiği oturaklığı anlamak için önemli. doğallığı ve içtenliği bir yana, şarkı olarak albümün geri kalanına kıyasla biraz zayıf. her ne kadar elektronik bir altyapı eklense de şarkının kendisi ve sonlarda giren yaylılar biraz uyku getirici. şarkı sadece bir kez, oprah winfrey'nin şovunda canlı çalınmış. o performansta şarkıyı akustik/caz bir düzenleme ile çalmışlar. o tarzda biraz daha iyi tınlıyor sanki. albüme uysun diye elektronik efektler eklemeseler de olurmuş bence. bir de yine gereksiz uzun bir şarkı bence.

    albümün kapanışı, albümün en ilginç şarkılarından biri ile yapılıyor. mer girl dinledikçe sevilen şarkılardan biri. şarkı sanki bir telefon çalıyor da açan yokmuş gibi başlıyor. bu da manidar çünkü şarkı madonna'nın 1963 yılında madonna daha beş yaşındayken kanserden ölen annesinden ilham aliyor. madonna, pek iyi anlaşamadığı babasını ziyaret ettiği bir gün annesinin mezarına gidince mezarı biraz bakımsız görüp, anılar aklına geldikten sonra yazmış. şarkıda da evden kaçtığını anlatan madonna nedenlerden biri olarak "ölmüş olmasına rağmen bana uğrayan annemden" kaçtığını söylüyor. sadece o da değil, "bir türlü uyumak bilmeyen kızımdan kaçtım" diyor - ki bir önceki şarkı kızını ne kadar sevdiğini söylerken bu şarkıda "kızımdan kaçtım" demesinin ne kadar normal olduğunu herhalde her ebeveyn anlayacaktır. sadece ailesinden de degil. sesten ve sessizlikten, caddenin kalabalığından da kaçıyor. kaçtığı yer de en sonunda kilisenin mezarlığı oluyor. yok olan mezar taşları, silinen isimler arasında kendi ölümünü düşünüyor. hatta toprağın içine girdiğini, yaprakların onu kapattığını, karıncaların onun üstünde gezdiğini, etinin yandığını, kemiklerinin eridiğini, çürüdüğünü anlatıyor. bunlar dünyanın en büyük popstarlarından biri için çok cesur sözler. hatta bu en ağır sözleri söylerken müzik tamamen duruyor. buna rağmen konserlerinde bu şarkıyı söylemekten çekinmemiş madonna. şarkı müzikal olarak sözlerin karanlığını destekleyecek karanlıkta. şarkının içinde duyduğumuz slide gitarı macar gitarist gabor szabo'nun 1960'larda yayınlanan space şarkısından almışlar. bu da aynı dönemden başka bir sample kullanan albümün ilk şarkısı ile bir bağlantı. şarkının adının mer girl olması tesadüf değil çünkü "mer", fransızca "deniz" demek. bu da ilk şarkı ile başka bir bağlantı. albümün deniz temasını albümün sonuna kadar sürdürdüğünü görüyoruz. yani albüm tam bir çember şeklinde bence başladığı yerde bitiyor. madonna'nın albümdeki son sözleri de "koştum ve koştum, hala koşuyorum/kaçıyorum". bu da madonna'nın hissettiği değişimin ve de bir yandan da bütün albüm boyunca anlattığı o ilahi varlığa yolculuğun devam edeceğini açıkça söylüyor.

    albüm, entry boyunca dediğim gibi hem iyi satış rakamlarına ulaşıyor, hem de ödüller kazanıyor. grammy'de en iyi pop albümünü alıyor. yılın albümünü ise o ödül törenini silip süpüren the miseducation of lauryn hill'e kaptırıyor. billboard listelerinde de iki numaraya kadar çıkıyor ama titanic soundtrack'ini geçemiyor. ama birçok ülkede bir numara oluyor. böyle farklı bir albümün bu kadar satması bile başarı çünkü genellikle böyle albümler hayranlar tarafından pek kabul görmez ve sanatçı bu başarısızlık sonrası bir anda eski haline döner. gerçi bu albüm başarı kazanmasına rağmen madonna, tekrardan saf pop müziğe dönme kararı aldı. ama öncesinde kariyerine kısa bir ara verdi. albümün turnesine çıkmak yerine bebeğiyle ilgilenirken, 1998 yazında guy ritchie ile tanıştı. the next best thing filmini çekti. bu sırada orbit ile beautiful stranger ve american pie single'larını kaydetti. sonrasında ritchie'den hamile kaldı ve 2000'de oğulları rocco doğdu. aynı sene çıkan music ile kendini tekrar etmek yerine, orbit ile birkaç şarkıda çalışmaya devam etse de, kendini mirwais ahmadzai'ye teslim etti. daha az derin sözler, dur kalk ritmli çokça elektronik bir müzik ve sesiyle oldukça oynanmış bir madonna olarak kariyerine devam etmeye karar verdi. artık britney spears ve christina aguilera gibi genç pop şarkıcıları ile yarışma vaktiydi. modern hayatın karmaşasına, ihtirasına kapanan kapılar tekrardan açıldı. yine de "ray of light"a tamamen sırtını çevirmedi. music sonrası turnesinin adını "drowned world" koyup, "ray of light", "frozen", "drowned world/substitute for love", "candy perfume girl" ve "mer girl / sky fits heaven"ı setlistine aldı. bu şarkıların ilk üçünü sonraki yıllarda da seslendirdi. ama bugün karşımızda bambaşka bir madonna var. artık trend yaratmak ya da bu albümde olduğu gibi trendleri bir kenara atmak yerine trendleri takip etmeyi seçen şarkıcı, bir kaç önce madame x ile birlikte bol bol düet ile piyasa müziği yaparken altı boş sosyal mesajlar ile müziğine yapay bir derinlik katmaya çalıştı. bence olmadı. canı sağolsun. her şeye rağmen çok sağlam bir diskografisi olan şarkıcının "ray of light" albümü her zaman ortalama dinleyiciye hitap ederken müzikalitesinden ödün vermeyerek edebi anlamda da dolu ve derin olmayı başararak ilham vermeye devam edecek.

    4/5 verdim gitti.
    albümü en iyi anlatan şarkılar: the power of good-bye, ray of light, swim
2 entry daha