şükela:  tümü | bugün
58 entry daha
  • erkeğin kadını istediği gibi domine ettiği eski zamanlarda*, böylesi bir tanımlamadan bahsetmek sanırım ki gereksizdi. zira, bir tin sahibi olan erkekti, ve 19.yy'ın feminist ataklarına kadar da bunun böyle olduğuna dair genel bir uzlaşma vardı.

    lakin, 19.yy ile beraber artık kadına da bir tin biçildi ve kadın ile erkek arasındaki ilişkinin niteliği de değişmeye başladı. kadının artık bir ruhu vardı, ve bunu keşfedecek olan taraf da erkekti.** bu noktada erkeğe verilen rol, bir muzaffer komutan rolüdür. yani, keşifçi, aynı zamanda bir fetihçidir. kadın ruhundan anladığına dair doneler vermek ise, "ben iyi bir komutanım", "seni de fethedebilirim" gibi anlamlar içerebilir.

    tabi burada ilginç olan nokta, farklı kültürlerden, dillerden, sınıflardan, geçmişlerden gelen yüzlerce, binlerce kadının "kadın ruhu" merkezleştirilmesi etrafında bir araya getirilmesi ve kadının çözülmesi gereken bir puzzle kategorisine yerleştirilmesidir ki, böylesi bir bakışın da (çözen muzaffer erkek - çözülen teslimiyetçi kadın) pekala eril olduğunu fark edebiliriz.

    kadın ruhu denildiğinde, eril erkeğin bilinçaltına itilmiş olan madonna - fahişe ikiliği, yerini şövalye - leydi dikotomisine bırakır. erkek, bu gizemli tinin ardından koşarak, hem karşısındaki kadını, hem de kendisini yüceltir. böyle anlarda belki de şunu sormak gerekir; plazadaki temizlikçi hatice abla'nın ruhundan da anlıyor mu bilen eril öznemiz? ya da, bulaşıkçı zehra abla?

    belki de bir gizemin ardına hapsettiğimiz şey, iktidar araçlarımızdan vazgeçmemek uğruna iktidarımızı revize etmemiz, ve bunu da karşı tarafa soslayıp ikram etmemizdir.

    kadın ruhu gibi bir tanımlama, doğal olarak kendine "kadın doğası" gibi bir müphem bir alanı kıstas alacağı için, burada atılacak karşılıklı kulaçlar da, "insan doğası" yanılsamasının bir alt kategorisi olarak kendine yer bulacaktır.

    (bkz: kadın doğası/@anlat)

    * kölelik, cariyelik gibi uygulamaları buna örnek olarak verebiliriz. pek çok kültürde, -roma da buna dahil- efendinin, kölesi, cariyesiyle istediği gibi ilişkiye girme hakkı vardı. bu ilişkinin nesnesi kimi zaman da köle erkek çocukları olabiliyordu, bu da "oğlancılık" olarak tarihte kendine yer etmiştir.

    ** bu keşfin kadınlar tarafından yapılması gerektiğine ve nasıl yapılacağına dair, feminist yazında çok geniş bir birikim vardır. belki ileride buraya eklemeler yapabilirim.
3 entry daha