şükela:  tümü | bugün
325 entry daha
  • geçen sene ekim ayında ovacık kalkan, bu sene ise kaş olimpos parkurunu yürüdüğümüz dünyanın en güzel yollarından biri.
    mesaili çalışan ve evde de ciddi sorumlulukları olan biriyim. her tatil planı öncesi yokluğumda sorun olmaması için planlamam gereken bir sürü şey var. yıllık tatillerimin çoğunu benim dışımdaki aile bireylerinin/arkadaşlarımın programına uydurmak zorundayım. şikayetçi değilim, bu hayatı ben seçtim. ama bu yorulmadığım anlamına gelmiyor. işte likya yolunu yürümek bu yorgunluklarımın karşılığında kendime verdiğim en büyük armağanlardan biridir.

    likya yolunu yürümek planlama ve ön hazırlık gerektiriyor. bu yol aslında bir kültür rotası, haliyle okuma yapmak gerekiyor. fiziksel zorlanma için öncesinde antrenman yapmak gerekiyor. normalde kendime ayırdığım tatil dönemlerimi bir salyangoz temposunda yaşayan biri olarak başta emin olamadım ama geçen senenin verdiği haz, günlük hayata dönüldüğünde bir tatilin etki süresi olan birkaç haftayı aylara uzattı. sık sık zihnimde geri dönüp baktığım manzaralarımın çoğunu likya yolu üzerindeki muhteşemlikler oluştuyor artık.

    benim için likya'da; uzun ve sessiz yürüyüşlerin, doğaya uyum sağlama çabası dışında hiçbir şey için mücadele etmek zorunda olmamanın bir hafifliği var. izini takip ettiğin antik kentlerden geçerken seni gıdıklayan bir merak var. ekim ayında akdenizde yüzmenin verdiği zevk var. zihninde taşıdığın çözülemeyecek sorunların/kavgaların/duygusal yüklerin o kadar da ağır gelmediği, unutamasan da erteleme moduna aldığın, verdiğin önem derecesini düşürdüğün paha biçilemez anlar var.
    aslında benim için sadece ben ve yol varız. senin için de sen ve yol...

    hem başta belirttiğim hayat şeklim hem de asgari konfor şartlarım tüm yolu tek seferde yürümeme engel. bunu yapan insanlara hayranlık beslemekle birlikte parkurlara bölerek yürümek isteyenlerin de çok seveceğini düşündüğüm bir rota.
    beraber olmaktan çok mutlu olduğum, yanındayken yalnızlığın verdiği huzuru bile yaşayabildiğim ve haliyle çok sevdiğim bir arkadaşımla yürüyoruz. aynı zamanda profesyonel dağcı, arama kurtarmacı ve ilk yardım eğitimi tam bir rehberimiz var. tecrübeli olmayanların yalnız gitmesi tavsiye edilmiyor zaten. mümkünse coğrafyayı bilen bir rehberle gitmek ekstra rahatlık ve güven veriyor.

    taze gelmişken yeni yürüdüğüm parkurla ilgili kısa notları da yazayım.
    ilk gün limanağzı'ndan boğazcık köyüne yürüdük. fakdere koyundan sonra bir süre kayalıktan yürümeniz gerekiyor. kaya tırmanışı/yürüyüşü sevmeyenler için zorlayıcı olabilir. bir de manzaraya dalıp dikkatinizi bastığınız yerden kaçırmayın, manzaraya bakayım derken aşağı uçabilirsiniz.
    boğazcık'tan kaleüçağız'a yürüdüğümüz yol çok rahattı. aperlia antik kentine biraz zaman ayırmanızda fayda var. hatta sabah biraz daha erken çıkıp orada denize girme molası verirseniz kendinizi başka bir zaman diliminde gibi hissedebilirsiniz.
    benim en zorlandığım kısım gelidonya fenerinden adrasan'a olan yoldu. fenere çıkmak iyi güzel, manzara da çok güzel ama devamında değişmeyen bir panoramada saatlerde güneş altında yürümek bir süre sonra yordu. üstelik sahile vardığımızda hava kararmış ve bozmuştu, haliyle denize giremedik.
    ve geliyoruz en sevdiğim güne. adrasan'dan başlayıp musa dağına tırmanıp olimpos'a indik. zirveye 3 km kala şiddetli bir yağmura yakalandık. şimşekler, gök gürültüleri eşliğinde yürümek çok eğlenceliydi. inişe geçtiğimizde yağmur dinmiş, güneş açmıştı ve bildiğiniz bir masal ormanında gibiydik.
    bir tarafta yıldırım düştüğü için kavrulmuş ama ayakta kalmış ağaçlar (buraya paratoner ormanı diyorlarmış), hemen yanında yemyeşil bitki örtüsü, dar patikalar, her yeri saran defne kokusu, uçuşan kelebekler, rüzgarın serinliği, güneşin tatlı ısısı bana cennetin böyle bir yer olduğunu düşündürdü. tek sorun olimpos antik kentinin ve sahilin saat 18'de boşaltılması gibi saçma bir uygulamaya denk gelmiş olmamızdı. evvelki yıllarda böyle bir şey görmemiştim. sahilde askerlerin dolanıp denizden insan toplaması oldukça absürttü.
    o kadar gitmişken yanartaş’a çıkmamak olmaz. telefonunuza yıldızları gözlemleyebileceğiniz bir uygulama indirip, yanınıza bir şişe şarap alırsanız çok güzel bir gece geçireceğinizin garantisini verebilirim.
    son gün biraz tembellik yaptık. phasilis antik kentine gidip bol bol yüzdük, sonra da göynük kanyonunu geçtik. su sıcaklığı 15 dereceydi, ilk girdiğimde bir ara su kollarımı
    aldı götürdü sandım ama yapmasam içimde kalırdı. nefis bir kanyonmuş.

    mutluluğun yaşadığımız anda farkına varılamayan, sonrasında anımsadıkça hissettiğimiz bir duygu olduğuna dair bir yazı okumuştum. hayatımızın çoğu anında doğru olabilir ama bu yolu yürürken, daha orada o anda her yerini sarıyor mutluluk. bu gördüğümü yakın veya uzak bir gelecekte sıkkınlığıma ilaç yapacağım diyorsun ve yapıyorsun da.
6 entry daha