şükela:  tümü | bugün
89 entry daha
  • (bkz: #96512327) de öne sürülen bazı iddialar gerçeği pek yansıtmıyor.

    tamamını değil, ancak bir bir kısmını mümkün mertebe düzeltelim.

    öncelikle entry'nin dili, baştan herhangi bir yanlışı düzeltme amaçlı değil, karşıt görüş olarak kurguladığı fikre galip gelme amacıyla yazılmış. ilk paragraftaki

    " ve tabii; bu konuda ahkam kesen kişiler, ırkçılığını veya seksizmini bilimsel temellere dayandırmaya çabalayan ilk insanlar değiller. "

    ifadesinde muğlak ama yine de parmakla işaret eden ve baştan mahkum eden tavır, zaten birazdn geleceklerin habercisi. ancak burada amacım tavırdan dolayı içeriği mahkum etmek değil, o yüzden bu ufak ayrıntıyı hızlıca geçerek yanlışlanabilir iddialara dair yorumlarımı aktarayım.

    "homo sapiens düşünebilen bir türdür ve kadın hipergamisi büyük ölçüde sosyal konstrükt bir olgudur"

    buna dair bir kanıt yok. buna dair bir kanıt olmadığı gibi kültürlerarası bir şekilde gözlemlenen bir şeyden bahsediyoruz. yazar ileriki paragraflarda hipergami eğiliminin sosyal bir kurgu olduğunu ispatladığını düşündüğü verilerle geliyor, onları teker teker ele aldıktan sonra bu noktaya geri geleceğim.

    "ancak hipergamiye dair atıp tutan çoğu kişide, gidip kur'an eleştirisi veya muhafazakar değer eleştirisi yapabilecek cesaret yoktur. "

    ben istisnayım demek ki:

    (bkz: kuran'ın insan yapısı olduğunun delilleri/@moresk)

    yobazlık damgasında yırttığımıza göre;

    "argüman: hipergami kadınların genetiğinde vardır."

    şimdi bu genetik işi biraz çetrefilli. çünkü "genetik" hem 100% anlaşılamamış bir şey - daha doğrusu nasıl işlediği anlaşılmış durumda ama yazarın atfettiği gibi bazı mekanizmalarda işleyişler net iken bazıları henüz net değil.

    gel gelelim "hangi kromozomda bu gen" sorusunu da yöneltmek gayet makul konuşurken bir anda "argument from ignorance"a kaymamıza sebep oluyor. yobazları sık sık ifşa ettiğimiz "boşlukların tanrısı" mevzusu. yani "hangi kromozomda olduğunu bilmediğimiz işleyişini bilmediğimiz bir mekanizma gerçekte yoktur" demiş gibi oluyoruz.

    halbuki çok değil 200 sene önce mikroplar da tam olarak bu sınıftaydı - varlığından haberdar olmayı bırak, mikroplara dair ilk teorisyenlerden ignaz semmelweis deli diye tımarhaneye kapatılarak genç yaşta ölmüştü.

    bir mekanizmanın işleyişini 100% bilmiyoruz diye bunu yok saymamız için diğer donelere uygun olup olmadığını incelememiz lazım.

    öncelikle kalıtsallık, evrim sürecinin koparılamaz, susturulamaz bir parçası. yani bugün sahip olduğumuz genetik kodlamalar bize kalıtım yoluyla aktarıldı. bunun istisnası yok.

    peki problem nerede? problem psikolojik tepkilerin ne kadarının kalıtsal olduğu, ne kadarının sosyal olduğu konusu. biz insanlar özgür irademiz olduğuna, kendi hayatlarımız üzerinde kontrol sahibi olduğumuza inanma ihtiyacını taşıyoruz. hatta kontrol sahibi olmama, belirsizlikler bizi o kadar rahatsız ediyor ki insanoğlu belirsizlikle karşılaştığında gerçekle örtüşmeyen bir açıklamayı, belirsizliğe tercih ediyor.

    şu 50 yıllık ama bildiğim kadarıyla hala geçerli araştırma ve sonrasında yapılan sürüyle araştırma küçük yaştan itibaren insanların belirsizlik ve muglaklığı çok iyi tolere edemediğini, belirsizlikle yaşamaktansa gerçekle örtüşmeyen açıklamalar uydurmakta bir beis görmediği ve hatta bu açıklamalara sıkı sıkıya sarıldığını gösteriyor. meraklısı için . https://en.wikipedia.org/wiki/ambiguity_aversion

    evrim sürecini anlamış birisi için canlılarda evrimsel süreç haricinde var olmuş bir yetenek, eğilim, özellik var olmadığını görmek gayet doğaldır.

    psikolojimiz de tamamen beynin ürünü olarak kabul edildiğinde (dualist iddiaları - ruh/beden ikicilliğini reddetmek için çok sayıda veri birikmiş durumda, "ruh" olarak tanımlanan şey sadece ve sadece beynimizin bir ürünü - doğaüstü herhangi bir yanı yok. beyne 100% bağımlı) tıpkı gözümüz akciğerimiz gibi bir organ olan ve bir çok özelliğini diğer kuzenlerimizle paylaştığımız beynimizin de evrimsel süreçten geçtiği için psikolojik adaptasyonlarımızın da evrimleştiği notkasına geliriz.

    evet saçma uzun bir cümle oldu - daha basit yazayım :

    beynimiz diğer organlar gibi evrimleşmiştir. kalıtımdan, doğal ve cinsel seçilim baskılarına adaptasyonlarıyla bu notkaya gelmiştir.
    psikolojimiz de beynin bir ürünüdür.
    bu sebeple psikolojik adaptasyonlarımızın da doğal ve cinsel seçilimle evrimleştiği çıkarımını yapabiliriz.

    buradan hareketle "her şey genetik" diyebiliriz. ancak bu kadar basit bir çıkarım yapamayız zira beynin plastisite adı verilen bir özelliği de var. yani beynin genetik olarak doğuştan gelen mekanizmasının yaşam boyunca etkilendiği dış etkenlere göre değişebilir oluşu.

    "hipergami genetik değildir" söylemi, en az "hipergami genetiktir ve bu yüzden insanlar bundan farklı şekilde davranamazlar" demek kadar sığ bir yaklaşımdır.

    o kadar basit değil.

    hipergami hem genetik, hem de sosyal bir şekilde öğrenilen bir kavram.

    hipergaminin genetik olduğuna dair şüphe yok. zira genetik olmayan eğilim diye bir şey yok. tüm eğilimler ve tercihlerin bağlanabileceği genetik bir bileşen bulunuyor.
    öte yandan bu eğilimin sosyal bir yanı olduğuna dair de şüphe yok.

    hipergaminin hem genetik hem de sosyal olarak seçilime uğramış olduğunu söyleyebiliriz. niye? çünkü sene 2019 ve hala hipergamiye göre sürüyle evlilik var. evet yazar burada "sosyal kurgu bakınız sosyal şartlar değişince hipergami de ortadan kayboluyor" yorumunu yapmış ve bunun yanlışlığını birazdan göstereceğim - ancak oraya henüz gelmedik.

    hipergami bugüne kadar geldiyse türümüzün hayatta kalmasını, survival'ını destekleyen bir tarafı olduğu için olmak zorunda. bir grubu zayıflatan, dezavantaj yaratan pratikler hızlıca gen ve sosyal havuzdan eleniyor.

    burada perspektifi kaybetmemek adına bunun nasıl olduğunu hatırlatmakta yarar var - bir grubun hayatta kalmasına dezavantaj yaratan özellikler (genetik, çevresel veya sosyal) bu grupların hayatta kalma şansını azaltacağından gen/sosyal havuzdan eleniyor.

    bu sadece tipsiz-fakir-salak erkeğin çiftleşecek eş bulamaması gibi mikro düzeyde değil, medeniyetler arası avantajların güçlü olanın zayıf olanları yok etmesi veya asimile etmesi şeklinde de vuku buluyor.

    hipergaminin dünya üzerinde neredeyse tüm kültürlerde uzun süredir varlığını koruduğu gerçeği, hipergaminin türümüzün hayatta kalmasında avantaj sağlamasındandır.

    bir kadının, potansiyel eşler arasında diğer erkeklerden daha iyi avcı, daha kaslı, daha fazla parası olan daha akılı vs vs gibi en üstün özelliklere sahip olanını seçmesinin hem mikro hem makro seviyede yaratacağı avantajlara girmeye gerek yok.

    ilgili bir konuda yazdığım şu entry biraz daha detaya giriyor :
    (bkz: cinsel seçilim teorisi/@moresk)

    toparlarsam - hipergaminin "genetik değildir" olarak değerlendirilmesi temelsiz ve zayıf bir iddia. dayandığı şey argument from ignorance adı verilen mantıksal safsata.

    hipergami eğiliminin genetik olduğu iddiası bir "ispat yükümlülüğü" taşıyor gibi görünebilir - ki mekanizmasının işleyişi elbette bir ispat - ispat değilse de izaha muhtaç bir durum yaratıyor evet, ancak üstte kısaca değindiğim şekilde tüm psikolojik adaptasyonlarımız doğal ve cinsel seçilimin eleğinden geçmiş ve bugüne kadar gelebilmiş özellikler olduğu için bu bağlamda genetiktir diyebiliriz.

    zira "genetik değildir" açıklaması hipergaminin diğer bir çok kompleks sinir sistemine sahip canlıda da gözlemlenmesi sebebiyle esas ispata muhtaş bir durum yaratıyor zira burada insanoğluna bir "special pleading" yapmamız gerekiyor.

    "tüm canlılar evrimleşmiştir ama insan onlardan farklıdır çünkü... "

    ...

    the end of hypergamy: global trends and implications

    bu araştırma güzel bir araştırma. kadınların eğitim öğrenim hayatında erkekleri yakalayıp amerika gibi ülkelerde geçmesi ve buna bağlı olarak değişen sosyal hayata dair veriler derlenmiş.

    bu araştırma kadınların kendilerinden daha az öğrenim görmüş eşlerle evlendiğini gösteriyor evet, ancak bu araştırma hipergamiyi çürütecek bir iddia öne sürmüyor - zira hipergami eğilimi kağıt üzerinde "ben marmara mezunuyum kocam bogazici o zaman evlenmekle iyi etmişim" gibi bir basitlikte işlemiyor.

    araştırmanın devamında haneye giren gelirde kadının daha fazla kazanmasının evliliğin devamı (boşanmayla sonuçlanması) ile ilgili bir detay var - kadının erkekten daha tahsilli olduğu durumlarda evliliğin, durumun tersi olduğu senaryoya kıyasla boşanma riski açısından farklı olmadığını gösteriyor.

    öte yandan şu araştırma gösteriyor ki kadınlar daha fazla öğrenim görüp daha fazla para kazanmasına rağmen eşlerinin yine de kendilerinden fazla kazanmasını tercih ediyorlar. yani tahsil açısından kendilerinden aşağıda bir eşle birliktelik kurabilirler - yeter ki daha fazla para kazanıyor olsun.

    --- spoiler ---

    between 1980
    and 2008–2012, educational assortative mating
    reversed from a tendency for women to marry
    up to a tendency for women to marry down in
    education, whereas the tendency for women to
    marry men with higher incomes than themselves
    persisted.
    --- spoiler ---

    hipergami tahsile indirgenemez. zira bu kadar basit tek boyutlu bir excel listesi gibi değil. işin daha da ilginci hipergami eğilimleri gerçekle örtüşmek zorunda da değil. tamamen subjektif, tamamen algıya dayalı bir şey.

    tıpkı hare etkisi gibi, tıpkı belirsizliği iyi tolere edemediğimiz için gerçekle örtüşmeyen açıklamaları icat etmemiz gibi hipergami rasyonel olmak zorunda olmayan ve büyük ölçüde otomatik bir tepki.

    hipergamiyi tatmin ettiğine dair tartışmalar olan şeyler arasında ses tonu, vücut dili, boy, kas kütlesi, el becerileri, yaratıcılık gerektiren şeylerdeki beceri, sportiflik, risk yaklaşımı, ticari zeka, espri yeteneği, hikaye anlatma becerisi, insanlara liderlik etme becerisi, karizma, samimiyet, karşısındakini nasıl hissettirdiği, ailesinin geçmişi, kendi geçmiş başarıları ya da deneyimleri gibi sürüyle tahsille alakalı olmayan kriter ve çok daha fazlası sayılabilir.

    bu kriterler de objektif bir skalaya göre değerlendirilmeyen tamamen potansiyel eşin subjektif değerlendirmesine tabi olan kriterler.

    yani bir kadın için yaratıcılık ticari zekaya kıyasla daha önemli bir kriter olabilir. diğeri için ticari zeka, iş görüşmelerindeki pazarlık ve münazara becerileri yumurta bile kıramayan erkeği çekici yapmaya yetebilir.

    ikincil ilginç araştırma : https://www.sciencedaily.com/…0/12/101210075920.htm

    çok para kazanan kadınlar kendilerinden daha yaşlı daha olgun erkekler tercih ediyorlar. cok para kazanan erkekler genç kadınları tercih ediyorlar.

    üçüncü ilginç araştırma: https://www.inc.com/…-thing-matters-a-lot-more.html

    halihazırda evli kadınların eşleri ve bekar erkekler incelenerek bekar kadınların evlenebilme olanakları incelenmiş. görülmüş ki bekar erkeklerin "evlenilebilir" klasmanına girmesi için 58% daha fazla para kazanmaları gerekiyormuş. yani bu erkekler yeterince para kazanmadıkları için mevcut bekar kadınlarla evlenemiyorlar gibi bir resim çıkıyor ortaya.

    belli ki hipergaminin sosyal bir kurgu olduğu ve kadının ekonomik özgürlüğü elde edilince ortadan kalkacağı bu bağımsız güçlü kadınlara söylenmemiş ki kendilerinden fazla para kazanan erkek aramaya devam ediyolar.

    sosyal "kurgu" olarak adlandırılan şeyler birilerinin uydurduğu ve her nasıl olmuşsa tutunarak bugün bizlere baskı unsuru olarak kalan şeyler değil.

    sosyal kurgular tıpkı doğal seçilimle oluşan avantajlar gibi, grubunu hayatta kalmasını kolaylaştıran adaptasyonlar olarak işlevi olduğu oranda varlığını sürdürebilir.

    bir örnekle açıklayalım - başlık parası.

    başlık parası erkeğin evlenirken kızın babasına verdiği para-hediye vs. bir çok kültürde var. bu sosyal kurgu genetik değil - ancak genetik de bir tarafı var. tıpkı (bkz: cinsel seçilim/@moresk) entrysinde detaylandırdığım gibi erkeğin "ben güçlü varlıklı bir erkeğim ve kızın babasına bu parayı verme lüksüne, kudretine sahibim" mesajını vermesini sağlayan bir yöntem.

    erkek kızın babasına x miktar para vermeye gücü yeten bir erkekse, o tür bir aileden geliyor ise (ailenin kaynakları var ve erkek bir gun bunları miras olarak alacak) o zaman kızın yokluk çekme riski düşük demektir. en temel mantık bu.

    peki burada ne oldu da biz bugün başlık parasını tatbik etmiyoruz? başlık parası tıpkı tavus kuşunun kuyruğu gibi bir "runaway" olmuş, amacı haricinde kullanılmaya başlanmış, evliliklerde kadının en azından ekonomik olarak korunabileceğine işaret eden basit bir yöntemken evlilikleri engeller hale gelmiş vs. vs. kibar feyzo zaten anlatıyor.

    başlık parası olmadığı bunu kazanamadığı için evlenemeyen adamın gen havuzundan elenmesi acımasız ama kaçınılmaz olarak grubun hayatta kalma şansını artırıcı bir pratik. zengin adamın 3-4 tane eş alması bunların başlık parasını vermesi ve cocuklarını iyi besleyecek büyütecek olması, her erkeğe tek eş ve tüm erkeklere mutlaka 1 eş sistemine kıyasla grubun survival şansını artırmış ki, bu geleneğin var olduğu kabileler şehirlere şehirler devletlere dönüşebilecek kadar uzun yaşamışlar.

    ancak şartlar yeterince değiştiğinde de bu pratik şekil değiştirmek zorunda kalmış. bugün belki doğrudan eft ile kayınpedere para gönderilmiyor ama kızının ekonomik olarak emin ellerde olacağının garantisi olarak sürüyle sinyal hala devam ediyor. buradaki ana mesele yani ailenin kızını beceriksiz-fakir bir erkekle eşlemek istememesi hala devam ediyor.

    avantaj yaratan genetik eğilim hep aynı - kaynaklara sahip eş - ama uygulanması kültürel ve sosyal değişikliklerden etkileniyor.

    hipergami de böyle. sosyal değişim kadınların erkeklerden fazla üniversite okumasını sağlamış olsa da kadınlar hala kendilerinden statü olarak yüksek erkekleri arıyor ve tercih ediyorlar. tahsil olarak aşağı ise başka açılardan bunu kompanse etmesini ve totalde yine yüksek statüde olmasını bekliyorlar.

    bu detay ile daha fazla bilgi için google "social selection theory"

    ...

    "argüman: kadın hipergamisinden sadece kadınlar sorumlu."

    yine (bkz: cinsel seçilim/@moresk)

    kadınlar bireysel olarak sorumlu değilse de türümüzün dişileri tıpkı diğer türlerdeki dişilerde olduğu gibi mümkün olan en iyi eş ile birliktelik kurabilme eğilimine sahipler.

    erkeklerin şikayet ettiği şey hipergamiden ziyade hipergaminin tabiri caizse outsource ettiği "fitness test"lerin adaletsiz olduğu gerçeği. acı gerçek şu ki herhangi bir erkek ağzıyla kuş tutsa, onu her alanda geçecek ve daha arzulanır bir eş olacak başka bir erkek var olacak. her erkek için "başka bir erkeğe varan sevgili" var olacak. erkeklerin genellikle dümdüz işleyen beyni için "ne kadar çalışırsan çalış bu yarışı kazanmanın belirlenmiş bir yolu bir bitiş çizgisi bir skor kardı yok. şans faktörü çok fazla" ifadesi belirsizlik toleransını zorlayan bir ifade.

    nasıl olur da önce a sonra b sonra c sonra da d'yi yapar, z'ye kadar gelirsem istediğimi alamam? e ne skime yapıyoruz o zaman?

    sinir bozan şey budur esasen.

    hipergami kavramını ilk kez duyan bir erkek olaya kısıtlı bilgisiyle baktıktan sonra "ırıspı karı bmw var diye berk'e gitti" diye kendince bir çıkarım yapabilir. kısmen doğru bir çıkarımdır - zira mustafa ile berk kıyaslanmış ve berk daha avantajlı olarak görünmüştür.

    hipergamiyi tatmin eden berk'in görüntüsü/konuşması/hareketleri vs banu'nun vücudunda milyonlarca yıldır sürekli optimize olan bir mekanizmayı tetikleyerek testosteron, östrojen, dopamin, oxytosin gibi hormonların salgılanmasını sağlamış ve kızımız berk'e "aşık" olmuştur.

    tıpkı kızlarda ilgili hormonları tetikleyen mekanizmalar olduğu gibi erkeklerde de ilgili hormonları tetikleyen mekanizmalar var. bu mekanizmalar da malesef ki düzenini oturtmuş milflerden yana işlemiyor. açıkçası çok da skimizde değil yani kariyeri mariyeri.

    buyrun süper ispat : https://www.businessinsider.com/…-their-20s-2014-10

    kaç yaşında olursa olsun erkek 20-22 yaş aralığındaki kadınları çekici buluyor. yaşı 22 olmayan kadınları da 22 yaşındaki kadınlara benzediği ölçüde çekici buluyor.

    burada erkeğin sperm kalitesinin düşmesi problem değil, zira cinsel istek cocuk yapma ile neticelenmek zorunda değil. hatta mümkünse neticelenmesin de lütfn tşk.
    erkekler kadınlardan daha uzun süre boyunca cinsel olarak aktif kalabiliyorlar. cinsel olarak uzun yıllar aktif kalıyor ve genç kadınları çekici buluyoruz.

    bunun sebebi ya da mekanizması hala tartışmalı. zaten mekanizması önemli değil zira süper güzel bir söz var .

    arzunun pazarlığı olmaz.

    insanlar arzuladıkları şeyi arzularlar ama arzuladıkları şeyi seçemezler. erkeklerin niye 22 yaşında kızları diğer tüm gruplara kıyasla daha çekici bulduklarına dair kapsayıcı bir teori ileri sürülse de 22likleri çekici bulmaya devam edeceğiz, bu konu kıyamete kadar karanlıkta kalsa da.

    birisi bize "bakın böyle böyle olduğu için 22likleri begeniyorsunuz halbuki mantıklı değil hadi 42likleri begenin" diye mekaniği anlatsa da 42likleri ancak 22lik kızlara benzedikleri oranda beğeneceğiz.

    burada yazar "ilişki" ve "arzu"yu karıştırıyor. her arzu duyulan kadınla ilişkiye de girmiyoruz. ama ben ve testosteron seviyesi sağlıklı seviyelerdeki 14-74 yaş arası tüm biraderlerim ve abilerim emin olun günde belki 50 defa sokakta internette tv'de vs gördüğü kızlara bakıp "hmm olur... öeh olmaz" diye ayırıyoruz. erkeklerin testosteronu böyle bir şey. bunu anlayamazsınız.
    aslında anlarsınız - bodybuilding musabakasına hazırlandığı için testosteron takviyesi alan kadınlar bunu az biraz anlıyorlar. ama yine de bir erkek gibi anlayamıyorlar.

    özetle nasıl kadınların arzusu rasyonel olmak gerçekçi olmak zorunda değilse erkeklerinki de değil. 60 yaşındaki adamın 22lik sevgili yapması gerçekçi değil ve "kesin ip var" dedirtecek bir şey ama bu adamın 22lik kızların olduğu pornoyu milflerin grannylerin olduğu pornoya tercih edeceği gerçeğini değiştiren bir şey değil.

    "argüman: schopenhauer kadınları çözmüş."

    neyi kastettiği belli değil. hangi "çözmüş" olduğu iddia edilen şey "çözememiş" belli olmadığı gibi niye çözmemiş olduğu da alakasız başka kişilerden örnek verilmiş. şopenhauer'i korumaya calıştığımdan değil, ben kendisini fazlasıyla pesimist bulurum mesela - kaldı ki adam 150 sene önce yaşamış ve bugün sahip olduğumuz lükslerin çoğuna (2 milisaniye süren google aramasıyla dünyanın 4 yanında yapılan akademik çalışmalara ücretsiz erişim sayesinde bir konuda karar verirken bir çok doneyi inceleme lüksü mesela) sahip değildi .

    şopenhauer peygamber değil. özellikle annesi johanna'nın zamanında arthur'dan fazla takdir gören bir yazar olmasının arthur'un hayatında yarattığı yükten izole düşünülebilecek biri hiç değil. bu insanlar bu kitapları cam fanusta izole yazmıyorlar. hayatlarını da bilmek mevzuyu biraz da olsa doğru kontekste oturtmaya yarıyor.

    ad hominem saldırılar.

    "argüman: kadınlar seçici olur az sayıda birliktelik yaşarlar, erkekler seçici olmaz çok sayıda birliktelik yaşarlar. hipergami ondan vardır."

    "yalnızca erkekler tecrübelerini abartarak anlatırlarken kadınlar tecrübelerini gizliyorlar ve yalan söylüyorlar. bunun da sebepleri kültürel"

    kültürel derken? bir kültürde var diğerinde yok mu?
    öğrenilmiş mi demek istedik acaba?

    "hipergami ondan vardır."

    tam tersi. sebeple sonucun yeri değişmiş.
    hipergami var olduğu için erkekler gerçeği abartırken kadınlar gerçeği azaltarak anlatıyor.

    hipergaminin varlığı bu fenomeni (eş sayısı tutarsızlığı) çok güzel açıklıyor. zira hipergami varsa bir kadın kendisinden statü olarak yüksek erkeklerle birliktelik kurmayı hedeflemektedir.

    statü olarak yüksek bireyler yukarı doğru çıktıkça (statü yükseldikçe) sayısı azalan bir grup. 1000 tane albay var 100 tane general var, 10 tane vezir var, 1 tane imparator var.

    bir kadının çok sayıda erkekle birlikteliği kabul etmiş olması demek kendini bu statü hiyerarşisinde altlara konumlandırdığını ima ediyor. itibarı zedeleniyor.

    tersi durumda bir kadının az sayıda birlikteliği (veya hiç birliktelik kurmaması) statü olarak kendine uygun (kendinden yüksek) erkeklerin azlığını, kendini en iyiler harici kimseyle ilişkilendirmediğini ima ediyor. itibarı yükseliyor.

    buradan hareketle sadece en iyinin iyisini eş olarak kabul edecek bir kadının eşi olmak bir erkeğin statüsünü yükseltiyor. zira herkesin istediği ama kimseye yüz vermeyen kız, bu erkeği kabul etmiş.
    en basit örnek - daha önce lenny kravitz'le birlikte olmuş victorias secret mankeni adriana lima ve metin hara ilişkisi. kız resmen metin hara'yı radara soktu. adriana öncesinde metin hara kıytırık kişisel gelişim kitapcıkları yazan birisiydi - şimdi magazinel bir isim oldu. statüsü yükseldi.

    erkeklerin de tam bu sebeple eş sayısını abartması gayet normal. zira erkek kadının aksine "ben hiyerarşide üstlerdeyim, bakınız nasıl da beni yeterince iyi bulmuş bir sürü kadın oldu" mesajını vermeye çalışıyor.

    ikisi de esasen sosyal hiyerarşideki yerini yüksek tutma/gösterme çabası.

    diğer bir nokta da erkeklerin testosteron sebebiyle yürüyen her şeye atlaması sebebiyle kadınların sekse erişiminin kolay olması - erkeklerin ise sekse erişmek için bir çok ön gereksinimi karşılamak zorunda olması.

    yani bir erkeğin seks yapabiliyor olması bile yerine göre statü sembolü. lisede seks yapan ve yapmayan 15-16 yaşında cocukların statü farkı buna örnektir.

    ..

    son 2 paragraf aslında ispat etmediği, güçlü bir şekilde savunmadığı argümanlar üzerinden prim yaparken karşı tarafı utandırma taktikleri ile sindirme çabası. çocukca olduğundan cevaplamaya değer görmüyorum.
113 entry daha