şükela:  tümü | bugün
602 entry daha
  • şu entrymde (bkz: #93943352) f-35'in donanma için geliştirilen modeli hakkında düşüncelerimi paylaşmıştım. yazdıklarım birinin zoruna gitmiş olacak ki, ne koltuk generalliğim kalmış ne kafası 1960'larda kalmış dedeliğim. bu platform gerçekten acayip bir hal aldı. düşüncelerimi bilgi ile destekleyip ortaya koymuşum, pilot bakış açısı olduğunu belirtmişim, hatta vergi verenler ve bakımcılar açısından da konuya değinmişim ama okuduğunu anlamaktan aciz tipin biri aklınca ayar vermeye çalışmış. ortaya koyduğum argümanı yanlış buluyorsan şunu öne sürmüşsün ama öyle değil böyle olabilir dersin, bunu da bilgiyle desteklersin. o mühendislerin ve generallerin dedikleri gökten inmiş ayet değil. oraya vietnam ve f-4 yazmışız, o kurmaylar ve mühendislerin topsuz çatışmaya yolladığı pilotlar hala hayatta, isteyen araştırır öğrenir. tayyareciliğin esası 100 küsür yıldır değişmedi, ben de tayyareci olarak fikrimi beyan ettim. malzeme bilimini de iyi bilirim mesleğim gereği. malzeme bilimi sayesinde ağırlığı düşen uçaklarda uçuyorum. yine o malzeme bilimi sayesinde performansı artan motorları kullanıyorum. ama dünyanın en performanslı motorunu da yapsanız hiçbir üretici durmayacak motor garantisi vermez, veremez. ben de bir pilot olarak pasifik okyanusu'nda motorum durduğunda köpekbalıklarına yem olmak yerine çalışan motorumla uçak gemisine dönmeyi tercih ederim. okuduğunu anlayabilmek önemli.

    gelelim f-35 tayyaresine. bu tayyare askeri havacılıkta bir paradigma değişikliğini* temsil ediyor. ilk jet uçakları düz kanatlı, şimdikilere göre basit motorları olan uçaklardı. mesela ilk jet motorları yerde taksi yaparken motor arkadan rüzgar alırsa flameout olurdu yani sönerdi. aradan geçen zamanda askeri havacılık devasa mesafeler kat etti. işte f-35 de askeri havacılığın 21. yy'ın ilk yarısında nasıl olacağının işaretlerini veriyor.

    bu uçağın en büyük handikapı geliştirme sürecinde hem usaf hem de usn tarafından kullanılacak bir uçak yapma arzusuydu bana göre. bu yönüyle de biraz f-111b'yi anımsatıyor. iki büyük kuvvetin aynı uçağı kullanmasının çok fazla avantajı var. ancak bu iki kuvvetin görevlerini yerine getirme şekli ve hava platformlarından beklentileri farklı. en temel fark donanma uçağının ilk görevi uçak gemisi ve onu koruyan filonun hava saldırılarından korunmasıdır. donanma uçağının bütün özellikleri bu görevin ardından gelir. uçağın tasarımı da buna göre şekillenir.

    1960'larda savunma bakanı olan robert mcnamara otomotiv sektöründen gelmeydi. istatistik bilimine çok inanırdı. usn ve usaf aynı uçağı kullanırsa maliyetlerde ciddi bir düşüş yapabileceğini fark etmişti. bu bağlamda usaf'ın f-111 projesinin donanmanın aradığı yeni taktik jet uçağı olabileceği, uçak gemisi ve refakatindeki gemileri sovyet uçaklarından koruyabileceğini öngördü. f-111b'nin testleri uçağın radarı ve aim-54 phoenix füzeleri ile önleme görevlerinde çok başarılı olduğunu buna karşın kokpitteki görüş dolayısıyla hava muharebelerinde yetersiz kaldığını gösterdi. vietnam'da mig uçaklarıyla dog fight yapan pilotlar bu uçağın yetersiz olduğunu savundu. buna karşın savunma bakanı ve amiraller programı savundu. mc namara 1968'de savunma bakanlığı'ndan ayrılınca bu zorlama proje iptal edildi..

    fighter mafia üyesi pierre spey 2012 yılında benzer görüşleri dile getirmiş. ancak kendisinin de tasarımına katkı verdiği f-16'nın ilk ortaya çıktığında havadan-havaya füze atabilen gündüz şartlarında görev yapabilen hafif bir av uçağı olduğunu, yıllar içindeki gelişimiyle bugün hemen her görevi başarıyla yapabilen bir uçağa evrildiğini eklemeyi unutmuş. hatta f-16'nın ilk uçuşunu kazara yaptığını, yüksek hızda taksi testi yapılırken test pilotunun o zamanlar çok yeni bir teknoloji olan fly by wire özellikli side sticke aşırı kumanda vermesinden dolayı uçakta pio* oluştuğunu, test pilotunun mecburen kalkış yaptığını biz ekleyelim.

    uçak tasarımında temel bir problem vardır. mesela uçak hem uzun süre havada kalsın ama çok fazla yakıt taşımak zorunda olmasın gibi. buna design trade off denir. uçak tasarlayan mühendisler bu problemleri çözmekle uğraşırlar, malzeme bilimi ve teknolojideki ilerleme günümüzde bu temel problemlere çok iyi çözümler getirebiliyor. ancak f-35 gibi bir platforma deyim yerindeyse yükleme yapıldığında, hem maliyetler fırladı hem de uçağın performansı doğal olarak azaldı. p. sprey esasen bundan bahsediyor.

    f-35'in radar izinin çok düşük olması sayesinde düşmanın gözle görebileceği menzile girmeden füzelerini ateşleyerek muharebeyi kazanacağı öngörülüyor. ancak bu kabiliyet, f-35'in asla dog fight yapmayacağının garantisini veremiyor. daha önceki projelerden edinilen tecrübeler bize bunu gösteriyor. nitekim f-35 de bu nedenle yakın mesafede yapılan hava muharebesi için makineli top taşıyor. topun kalibresi 25 mm'ye çıkmış ancak 182 mermi taşıyabiliyor. şahsen 20 mm çapında ama daha fazla mermi taşıyabilen bir topu tercih ederdim.

    f-35 gizlilik derecesi olan bir uçak. o yüzden hakkında bildiklerimiz açık kaynaklardan öğrendiklerimizle sınırlı. norveç hava kuvvetleri'nin f-35 programının bir blogu var. bu blogta muharip f-16 pilotu, usn test pilot school mezunu test pilotu ve norveç'in ilk f-35 pilotlarından olan binbaşı morten hanche f-35 uçağı ile edindiği tecrübeleri paylaşıyor.

    twitter'da takip etmek isteyenler için.

    f-35'in çok tartışılan dog fight yeteneği hakkında son yazdıkları çok dikkat çekici. türk f-35 pilotlarının da eğitim aldığı arizona'daki luke hava üssü'nde f-35 öğretmeni olarak görev yapan binbaşı hanche, f-35 ile yaptıkları bfm* tatbikatlarında f-35'in f-16'dan daha başarılı olduğunu belirtmiş.

    bfm denilen şey en basit anlatımıyla düşmanın arkasına geçerek silahlarını ateşleyebilecek bir pozisyon yakalamak için yapılan manevralardır. uçakların birbiriyle savaşmaya başladığı birinci dünya savaşı'ndan bu yana uçaklar ve teknolojiler değişmiş ama hava muharebesinin temel manevraları değişmemiştir.

    binbaşı hanche, f-35'in saldırı rolünde pilota f-16'ya göre daha çok kolaylık sağladığını, çünkü uçağın burnunu düşmana daha kolay çevirebildiğini belirtiyor. f-35'in daha yüksek hücum açısında uçabildiğini belirtmiş. hücum açısı*uçak kanadının karşıdan gelen hava akımı ile yaptığı açıdır. her uçağın bir hücum açısı limiti vardır. bu limiti aştığında kaldırma kuvveti kaybolur ve kontrol kaybı yaşanır. f-35 yüksek hücum açısında manevra yapabildiği için pilotu silahlarını daha erken düşmanına yöneltebiliyor ve bu yönüyle hava muharebesinde f-16'dan daha avantajlı. binbaşı hanche, hatta daha agresif manevralar denediğini ve f-35'in bu manevralarda da çok iyi performans sergilediğini eklemiş.

    binbaşı hanche f-35'in yavaşlamasının da son derece iyi olduğunu, bunun hava muharebesi için bir gereklilik olduğunu anlatmış. çünkü uçak yavaşlayamazsa overshoot denilen durum gerçekleşir, saldıran tarafken saldırıya uğrayan taraf olabilir. hanche'ye göre f-35 dog fight'ta saldırı rolünde son derece yeterli bir uçak.

    gelelim f-35'in dog fight'taki savunma rolüne. f-35'in yüksek hücum açısında manevra yapabilme ve yavaşlayabilme özellikleri, savunma rolünde de çok büyük avantaj sağlıyor. bu sayede arkanıza geçip size ateş etmeye çalışan düşmanınızı savuşturabiliyorsunuz. top gun filminde maverick'in hava frenlerine asılıp kuyruğundaki düşmandan kaçındığı yaptığı sahneye atıf yapmış. f-35'in aynı manevrayı yapabildiğini belirtmiş.

    düşük hız ve yüksek hücum açısının f-16'da bazı kontrol zorlukları getirdiğini buna karşın f-35'in bu uçuş rejiminde son derece etkileyici bir performansı olduğunu aktarmış. hatta hanche, bu uçuş rejiminde rudder kullanabildiğini söylemiş. bu muazzam bir şey çünkü yüksek hücum açısında rudder kullanırsanız uçak spine girebilir. f-35'in şu videosunda bu yeteneğini görebiliyoruz. bu sayede savunma pozisyonundayken rakibi bertaraf edip, saldırı pozisyonuna geçmek mümkün. bunun thrust vectoring olmadan başarılması, f-35 tayyaresinin performansının gayet yüksek olduğunu gösteriyor.

    binbaşı hanche, f-35'in yüksek hücum açılı ve yüksek g* gerektiren manevralarda buffeting dediğimiz sarsıntılardan muzdarip olduğunu belirtmiş. bu sarsıntılar yüzünden bazı pilotların kask vizörlerindeki bilgileri okumayamadıkları için şikayetçi olduklarını, kendisinin böyle bir şikayeti olmadığını, hatta bu buffeting sayesinde uçağın aerodinamik limitlerine yaklaştığını anladığını söylemiş.* çoğu pilotun 2. nesil kaskla uçtuğunu kendisininse 3. nesil kaskla uçtuğunu belki bu yüzden buffeting'den pek şikayetçi olmadığını eklemiş.

    yeri gelmişken f-35 tayyaresinin daha doğrusu silah sisteminin parçası olan kaska da değinmek istiyorum. günümüze kadar jet pilotlarının taktığı kasklar korunma aracıydı. pilotu başına alacağı darbelerden, jet motorunun çok yüksek gürültüsünden ve kanopinin fırlaması ya da sandalye ile atlama durumunda oksijen maskesi ile birlikte başını ve yüzünü korumak amaçlı takılırdı. mig-29 tayyaresinin kaskında bulunan ve pilotun havadan-havaya füzelerini baktığı yere ateşleyebilmesine imkan veren helmet mounted display teknolojisi ile kaskın fonksiyonu da değişmeye başladı. artık f-35 pilotlarının kaskları bir data kablosu ile uçağa bağlı ve pilota uçağı uçururken hud'a* dahi bakmadan uçabilme imkanı veriyor. bu devrimsel bir yenilik. uçağın sahip olduğu sensörler, pilotun durumsal farkındalığını artırırken, diğer uçaklarla bu bilgileri paylaşarak havadaki taktik durumun gerçek zamanlı haritasını çıkarıyor.

    binbaşı hanche, yakın hava muharebesi sırasında düşmanla göz temasını korumak gerekirken f-35'in pilot sandalyesi yüzünden f-16'daki kadar iyi bir görüşe sahip olmadığını yazmış. ilk dog fight sortilerinde bu yüzden bir tedirginlik yaşadığını ancak sandalyesini ileri alarak ve kanopiye yaslanarak bu dezavantajın üstesinden geldiğini eklemiş.

    binbaşı hanchen f-35'de ayakları ufuk çizgisini gösterecek kadar yüksek hücum açısında uçabildiğini, uçağın fazlasıyla kaldırma kuvveti oluşturabildiğini söylemiş. bu pozisyonda uçarken motordan ayırt edici bir sesin geldiğini de eklemiş. lövyeyi hızlı bir şekilde ileri itip uçağın burnunu düşürdüğünde uçağın derhal tepki verdiğini, bir uluma sesi geldiğini ve seri bir şekilde hızlandığını, bunun f-16'da gecikmeyle olduğunu bildirmiş. f-35'in kontrol yüzeylerinin f-16'ya göre daha büyük olmasının, uçağın kontrolünün pilot için daha rahat olmasını sağladığını ve önündeki ekranlarda bu kontrol yüzeylerinin hareketlerini izleyebildiğini de aktarmış. bunun anlamı f-35 enerjisini koruyabilen bir uçak. hava muharebesi denilen şey de enerjisini en iyi koruyabilen ve en iyi kullanabilen tarafın avantaja sahip olduğu bir oyun bir nevi. f-35'in geliştirme aşamasında olduğu için hem yapısal hem de yazılımsal olarak limitleri mevcut. geliştirme süreci ilerledikçe ve bu limitler kalktığ ya da yükseldiği takdirde havadan-havaya son derece etkili bir uçak olacağını öngörmek mümkün.

    kendisinin başka bir blog gönderisinde yazdığı bir satırı buraya aynen almak istiyorum: “the first hint of an unseen foe could be cannon rounds slamming into the hull. that rarely ends well. fortunately, the f-35 is tricky to spot and has very good sensors. iıt’s hard to sneak up on an f-35 without being detected. i think it is unlikely that i will be caught completely off guard in the f-35. in my opinion, the most likely scenarios for an f-35 to end up in a dogfight is that an opponent somehow has evaded its missiles, or that all missiles are spent. therefore, i believe that the f-35 will be the one to enter the arena with the best situational awareness. having an overview of the situation will allow me to plan my attack; i can prepare myself mentally for what will happen, i can minimize my signature, maybe try to sneak up on my opponent from a dead angle. i can adjust my speed, height and geometry, i can dump heavy weapons to make the aircraft more maneuverable, and i can prepare my desired weapon and optimize the sensors as i approach the merge. i would therefore argue that the situational awareness of a well-trained pilot is the strongest factor when it comes to winning a dogfight.“

    hava fotoğrafçısı katsu tokunaga f-16 ile f-35'in performansını karşılaştırdığı bir video yayınladı. bu video üzerinden teknik çıkarım yapmak çok sağlıklı olmaz. zira hava sıcaklığı, uçulan yerin deniz seviyesinden yüksekliği bile karşılaştırmayı etkiler. ancak kaba bir çıkarımla f-16 harici yakıt tankı ve yükler olmadan* uçarken f-35'e yakın bir performansa sahip. gerçek savaş ortamında bu şekilde uçamayacağına göre f-35'in performans olarak f-16'dan üstün olduğunu ve binbaşı hanche'nin tespitlerini doğruladığını söyleyebiliriz.

    the heritage foundation isimli bir kuruluş daha önce f-16 ve f-15 uçaklarında uçmuş aktif görevdeki 31 usaf pilotuna f-35 hakkındaki düşüncelerini sormuş. bu araştırmaya göre pilotların tamamı bvr*yani görmeden angajmanda f-35'i, yakın hava muharebesinde ise %80'i f-35'i tercih etmiş. bu raporun özellikle son bölümlerinin okunmasını tavsiye ederim.

    peki türk hava kuvvetleri bu uçaktan edinmeli mi ? kesinlikle, evet. neden ? yukarıda paradigma değişikliği demiştim. f-35 askeri havacılıkta yeni bir devrin başlangıcını temsil ediyor. türk hava kuvvetleri 1980'lerin sonunda f-16'ya geçerek yeni bir çağa adım atmıştı. hava kuvvetleri'nden emekli subay/astsubay tanığınız varsa sorun, f-100 ve f-104 zamanında yapılan tayyarecilik nasıldı, f-16 geldikten sonra hava kuvvetleri tepeden tırnağa nasıl dönüştü size anlatsınlar. eğer f-35 alımı gerçekleşirse hava kuvvetlerimiz için yeni bir çağ başlayacak. ancak bu alım tüm hava gücünün f-35'e göre tasarlanması yerine belli sayıda f-35 alımı ile sınırlı olmalı. çünkü uçağın görev planlaması ve lojistik sistemi bizim gibi ülkeler için son derece riskli. en fazla iki filo yani toplam 50 uçakla 5. nesil jet uçağına geçiş, f-4'lerden boşalacak filoya yunanistan'ın mirage 2000 ile yaptığı gibi jas-39 gripen alınması, kendi 5. nesil uçağımızı yapmaya son sürat devam etmek en akılcı yaklaşım.

    amerikalılar'ın stratejik kankası ingiltere'nin f-35 almasına rağmen kendi projesi tempest'i geliştirmesi çok anlamlı.

    f-35 askeri havacılığa getirdiği yeniliklerle çok önemli bir uçak. ancak hala gelişim aşamasında. bu yüzden kendisinden beklenenlere derhal cevap verebilmesi hemen mümkün değil. örneğin üstteki yazar norveç hava kuvvetleri'nin f-35 uçaklarındaki dragchute denilen fren paraşütlerinin sağlıklı çalışmadığını paylaşmış. bu fren paraşütü sadece norveç uçaklarında bulunuyor. nedeni de norveç'in buz tutan pistlerinde uçağın frenleme performansını artırmak. norveç uçaklarına eklenen bir parçayla uçaklara fren paraşütü kazandırılmış. mühendisler bu problemi çözeceklerdir.

    biraz uzun oldu ama f-35 uçağının askeri havacılığa getirdiği yenilikler ve 21. yy'da askeri havacılığın nereye evrileceğini anlatmaya çalıştım. odtü'den cahit çıray hoca geleceğin insansız hava araçlarında olduğunu bu nedenle f-35'e karşı çıktığını söylüyor. kendisine tamamen katılmakla birlikte, insansız uçaklar için biraz daha zamana ihtiyaç duyulduğunu, uçakların bir müddet daha pilotlar tarafından uçurulması gerekeceğini düşünüyorum. türkiye'nin f-16'yı nasıl seçtiğini anlattığı videoyu da izlemenizi tavsiye ederim.

    edit: usaf’ın paylaştığı fotoğrafta hava akımının uçak yüzeyinden akışı çok iyi görülüyor.
504 entry daha