şükela:  tümü | bugün
40 entry daha
  • 1798-1835

    romantik terimi,etimolojik yönden ele alındığında,eski fransızca’daki romanz ,romant,roman kelimeleriyle akrabadır ve halk dilinde (lingua romana) yazılmış manzum destanlara verilen adla,roman sözüyle ilgilidir.edebiyat ürünlerinin latince yazılageldiği devirlerde fransa’da halk diliyle yazılan destanlara roman denirken,romanla ilgili,romanlardaki gibi,romanlara yakışır niteliği ifade etmek için romantik sıfatı kullanılmıştır.
    rasyonalist 18. yy boyunca da bu sıfat hissedilir bir anlam düşmesi ve anlam kayması geçirerek gerçek dışı, duygusal yerine kullanılmıştır.
    almanya’da doğan bu sanat akımını alman edebiyatından öğrenmemiz hem mantık açısından hem de tevazu gösterilirse alanım olması itibariyle daha faydalı olacağı kanaatindeyim.
    alman edebiyatı’nda romantizm 1798-1835 yılları arasında en yoğun ve bilinçli bir biçimde uygulanmıştır.bu süre dışında –geniş anlamda kastedildiği zaman- anlam kaymasına uğrayıp sex yapmak anlamına dahi gelmiştir.
    alman romantizmi iki döneme ayrılır:
    die ältere romantik (eski romantizm) veya früh romantik(erken romantik)
    adıyla anılan ilk safha ve
    die jüngere romantik(genç romantizm) ,spätromantik (geç romantizm) veya hochromantik (romantizm zirvesi) adı verilen ikinci safha.
    bunların ilki jena ve berlin şehirlerinde geliştiği için jenear romantik diye de bilinir ve karakteristiği fikir yanının ağır basması ve bireyci (intellektuell,individualistisch) oluşudur.ikinci safha ise fikir yanından çok sanat yanı ağır basan üstün olan heidelberg’de merkezileşe bir akım söz konusudur.heidelberger romantikadıyla da anılan bu safhanın başlıca özelliği akıl dışı (irrationel) güçlere dayalı ve halka dönük oluşudur (volksromantik denir.) brentano,görres,arnim ve grimm kardeşler romantizmin bu özelliğini temsil ederler.ayrıca napolyon’un almanya’yı işgali sırasında fransızlara karşı beliren milliyetçi duyguları esas alan bir nasionale romantik de vardır ki heinrich von kleist ve arndt’da dile gelir.fouque ise romantizmin şovalye ruhunu özellikle ortaya koymuştur.din ve kiliseye önem veren katolik-mistik bir romantizm ise 1815 dolaylarında oluşmuştur.buradan da anlaşılacağı üzere sadece mum,sarap,kadın,aşk vs. konuları anlamına gelmez.
    romantizm’in kendinden sonraki akımlarla ilişkisi konusunda edebiyat tarihçileri farlı görüşteler.mesela hermann agust korff ,romantizmle aydınlanma akımlarını tam karşıtlık içinde ele alırken fritz strich, romantizmi klasisizmin karşı kutbu olarak görür.bu dönem tabiri caizse alman tarihinin rönesans’ı anlamına gelir.alman halkının tarih,dil,edebiyat (bkz: jacob grimm) din,sanat alanlarındaki milli değerlerine dönüş kendini göstermektedir.jean jacques rousseau ve fransız ihtilalinin romantizme etkileri şüphe götürmez bir gerçektir.söyle ki; öncelikle bu olay heyecanla karşılanmış kant,jean paul hölderlin,beethoven,görres hayranlıklarını gizlememişlerdir.fakat daha sonra ihtilalin beklenen ilkeleri getirmediği gibi yeni bir istibdada yol açtığını görünce hayal kırıklığı ve şüphe kendini göstermiştir.dolayısıyla ihtilali hazırlayan akılcı (aufklärung-aydınlanma vs.) akımlara karşı bir düşmanlık,bu devrin karakteristiği olmuştur.aydınlanma öncesine,özellikle ortaçağa karşı sempati bilinçli bir hal almıştır.
    romantizmin tanımı vermede de edebiyat tarihçileri oldukça temkinli davranmakta,onun kesin bir tanımını yapmaktan çekinmektedirler mesela;
    julius petersen,romantizm ruhunun belli bir kalıpla ifade edilmeye elverişli olmadığını ileri sürer,zira romantizm başlıca özelliği ‘’sonsuz bir oluşum’’dur.
    nicolai hartmann’a göre ise ‘’romantizm kendine özgü bir hayat tarzı.’’ dır.
    ludwig tieck’i benliğinde romantik unsurları en karakteristik biçimde toplayan romantizm’in tipik bir temsilcisi olarak nitelendrirken: aşırı hassasiyet,gönlü genç olmak,beceriksizlik,huzursuzluk,arkadaş arama tutkusu,yaşantıya gerçeklikten fazla önem verme,düşüncelere dalma eğilimi gibi kendi kişisel özelliklerini romantik yaratılışın karakteristik özelliği olarak belirtir.
    paul kluckohn, das ideengut der deutschen romantik (alman romantizminin fikir hazinesi) adlı eserinde romantizmin hayat,tabiat,insan,dostluk,aşk,evlilik,devlet,vatan,halk,tarih,din,sanat ve edebiyat konularındaki görüşlerini araştırarak şu noktaları vurgular: romantiklere göre hayat, durgun ve değişmez birşey değildir,hayat sonsuz bir oluşumdur,sürekli değişmeler zinciridir.felsefe bir hayat felsefesi olmalı,hayatın anlamını amacını verebilmelidir.hüzün ve ironi romantiklerin belli başlı iki hayat tutumudur.hüzün,tahmin olamayan bir sonsuzluk özleminin belirtisi sayıldığı için kutsaldır.ironi ise hüzünle hem akrabadır,hem de onun karşıt kutbudur.ironi,sanatçının her şeyin,kendi eserinin de üstüne çıkarak kuşbakışı kazanmasını sağlar.bu tutumda da karşıtların üstüne çıkıp sonsuza açılma eğilimi iadesini bulur.öte yandan karşıtlardan kurtulup ahenge ulaşma çabası –sentez ideali- romantizmin genel hayat anlayışdır.
235 entry daha