şükela:  tümü | bugün
369 entry daha
  • t: başarılı bir bilimkurgu dizisi.

    orijinal seriye baktığımızda ( star trek the original series) üç ana karakter görüyoruz.

    bunlardan ilki mr. spock. yarı insan yarı vulcan olan spock, insanlıktan gelen duygusallığını yenmeye çalışıyor, bütün dizi boyunca ve filmlerde kendisinin bu savaşını açıkça görüyoruz. duygusallığından utanan genç spock onu bir eksiklik olarak görüyor ve her problemin mantıkla çözüleceğine inanıyor. bu anlamda spock, insanoğlunun mantığını ya da aklını simgeliyor diyebiliriz. genç spock dedim çünkü spock, yaşlanıp daha bilgeleştiğinde aslında duygulara sahip olmanın, kendisine hiçbir vulcanın sahip olmadığı avantajlar verdiğini görüyor ve gerektiğinde duygularına göre hareket etmesi gerektiğini anlıyor. yine de bunları hiç bir zaman sesli olarak dillendirmiyor.

    ikinci karakterimiz dr mccoy. mccoy ise spock'ın tam tersi bir noktada konumlanmış. olaylara hep duygusal ve insani tepkiler veren mccoy ile spock arasındaki sürtüşmeyi bütün dizi boyunca görüyoruz. sürekli aralarında hangi kararın daha doğru olduğunu tartışıp kaptanı ikna etmeye çalışıyorlar. burada mccoy insanın kalbini, ya da duygularını simgelemiş. böylece mccoy - spock çatışmasını insanın günlük hayatta sürekli karşılaştığı duygu-akıl / kalp-beyin çatışması şeklinde yansıtmışlar.

    tabii ki son olarak kaptan kirk var. kirk burda karar verme mekanizması olduğundan ona bilinç diyebiliriz. kaptanı sürekli olarak spock ve mccoy'un arasında ve onları uzlaştırmaya çalışan bir konumda görüyoruz. dışarıdan bakıldığında bu üçü arkadaş gibi olabilir ama, bazı arkadaşlıklar vardır ki, sadece ortadaki kişi diğer iki kişiyi birbirine bağlar. yani heralde kirk olmasa spock mccoy'un yüzüne bakmazdı.

    ama benim favorim ikinci seri. yani star trek the next generation. bu seride bölümlerin nerdeyse hepsi iç mekanda yani atılgan'da çekilmiş. bununla beraber ilk seride hep başroldeki üçlünün olayları çözdüğü bir kurgu görürken, burada zaman zaman yan karakterlerin başrolde olduğu bölümler izliyoruz. yani örneğin bir bölümde wolf, bir bölümde bir bölümde deanna, bir bölümde mr data başrolde olabiliyor. böylece dizideki karakterleri daha iyi tanıma şansımız oluyor. yan karakterleri de tanıyabilmemiz diziye derinlik katıp seyir zevkini artırıyor.

    mr data, heralde dizide en sevilen karakterlerden biri. bunun sebebi de brent spiner'ın olağanüstü oyunculuğunun yanında, dizide data'ya çizilen karakter. o; çok karmaşık işlemleri bile saniyeler içerisinde çözebilen pozitronik beyne sahip bir robot fakat insani duygulardan yoksun. dizi boyunca insani duygular kazanabilmek için uğraşıyor. bir bölümde şiir yazıyor, bir bölümde resim yapıyor. bir bölümde keman çalıyor. yani insan gibi sanat yapmaya çalışıyor. çocuk sahibi olmaya çalışıyor vs. data'daki bu yüksek işlem yeteneği ve duygusuzluk zıtlığı ile beraber, bu şirin çabası izleyicide ona karşı bir sempati ve acıma duygusu uyandırıyor ve böylece data en sevilen karakterlerden biri oluyor.

    data'nın durumunun mr spock'a çok benzediğini de görebilirsiniz. data, adeta spock'un olmayı hayal edeceği yapıdadır. üstün mantık yeteneği ve sıfır duygu. klasik seri boyunca spock'un duygusuzlaşma çabasını gösteren yapımcılar, ikinci seride, bu duygusuzluğun kötülüğünü göstermişler.
    ilk seride duygusuzluğa en yakın insan olan, sahip olduğu ufacık duyguyu yok etme çabası içindeki spock'u izlerken; ikinci seride ise duygululuğa en yakın robotu, gerçek insan hislerini hissetmeyi amaçlayan datayı izliyoruz. yani spock ve data aynı çizginin üstünde, fakat farklı taraflarındalar.

    yukarıda bahsettiğim gibi, her karakter için ayrı bölümlerin çekilmesi, onları daha iyi tanımamıza imkan verdi. örneğin orijinal seride, uhura, chekov veya sulu hakkında fazla bir bilgimiz yoktu. onlar daha çok oraya, federasyonun sırf amerikanlardan oluşmadığını göstermek için monte edilmiş gibiydi.
    ikinci seride ise karakterleri daha iyi tanıma imkanımız oldu ve her biri bize, bir duyguyu daha belirgin olarak gösterdi. bununla beraber hepsi de bize ayrı ayrı ders verdi.

    örneğin wolf, öfkeyi ve insanın içindeki hayvani dürtüleri, şiddet arzusunu simgeliyor. diziyi izleyenler wolf'un problemlere karşı önerisinin hep foton torpidosu atmak olduğunu görürler. wolf her şeyi şiddetle çözen ilkel bir toplumdan gelmiş ve modernleşmeye çalışan bir karakter. ve bize öfke kontrolümüzü, ilkel duygularımızı bastırmamızı öğretiyor.

    deanna, wolf'un tam tersi. her şeyi konuşarak çözmeye çalışıyor ve güçlü bir empati yeteneğine sahip. böylece deanna bize empatiyi , empatinin nasıl kurulması gerektiğini gösteriyor.
    diğer karakterlerden çapkın riker heralde aşkı, geordi de arkadaşlığı öğretiyor.

    gelelim kaptan picard 'a . kendisi orijinal serideki kaptana göre burada daha edilgen konumda. genelde mürettebat problemin nasıl çözüleceğini kaptana anlatıyor, o da do it so deyip yetkiyi verip kenara çekiliyor. orijinal seride ise problemleri kendi çözen bi kaptan vardı. gezegene kendi iner, düşmanla yumruk yumruğa savaşırdı. picard ise hemen hemen hiç kaba kuvvet kullanmıyor ve sorunları daha çok diplomasi ve bilimle çözüyor.
    orijinal serideki kirk kahraman konumundayken, burda picard lider, yol gösterici konumunda. picard'ın bana öğrettiği şey disiplin ve iş ahlakı, vicdan, erdem ve bunun gibi daha bir çok karmaşık kavram. zaten picard'ın karakter analizini heralde benden daha iyi yapanlar olmuştur.

    sonuç; milyonlarca kişi tarafından senelerce izlenen star trek'in başarısı tesadüf değildir dizi basit bir bilim kurgu dizisi hiç değildir.
66 entry daha
hesabın var mı? giriş yap