şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle ben her zaman olan bir adamımdır ve tabii tatlıları da severim.*

    ve şu tarihçe - etimoloji merakım... insan bir yandan da ruhunu doyurmalı diyerek en sevdiğim tatlı olan şâh-u dadduk, pîr-i hâtun, sütlü nuriye ile başlayayım.

    sütlü nuriye: öyle osmanlı dönemine falan gitmiyoruz maalesef. yakın dönem, 12 eylül darbesi'nin gerçekleştiği zamanlar.
    bir general, baklava fiyatları yüksek deyu şikayet eder bu durumu ve sıkıyönetim tarafından yayımlanan bir emirle baklava fiyatlarına üst sınır konur. bunun üzerine güllüoğlu baklavaları'nın sahipleri de maliyetin kurtarmadığını görünce fıstık yerine fındık kullanılan ve çeşitli malzemelerden de kısılarak yapılan lâkin daha bol süt içeren bir tatlı yapmaya karar verirler. ismini de sanırım öğrencilmiş çaresizlik sebebiyle kadın ile ilişkilendirirler ve öyle ki direkt nuriye diye bir kadın ismi verirler.

    " nuriye'nin özel bir anlamı yok " demişlerdi. yemedik tabii bunu. lâkin tatlıyı sevdik.

    kerhane tatlısı: bunu zaten daha önce de yazmıştım. osmanlı'nın son dönemlerinde istanbul'daki kerhanelerin önünde oluşan izdihamlar neticesinde bu bol şerbetli tatlı, içeri girenlere güç versin deyu satılmaya başlanınca güzelim tatlının ismi de bu kara leke ile anılır olmuş maalesef.
    küçük emrah'ın eski filmlerinde emrah anasını bacısını kerhanelerde ararken sokakta bu tatlıyı satan emekçi abilerimizi de görmüşsünüzdür illaki.

    baklava: eski türkçe'de " baklagu " şeklinde yazılan, 1500'lü yıllarda yazılmış cami-ül fürs'te dahi geçen halis muhlis türk tatlısıdır.
    baklagu; bağlamak, sarmak, sarmal gibi anlamlara gelir. kelimeyi arapça'dan aldığımızı iddia eden gafillere aldırış etmeyiniz.

    revani: osmanlı'nın adam gibi adam padişahı sultan dördüncü murad zamanında bugün ermenistan'ın başkenti olan erivan*'ın fethedilmesi üzerine sarayın aşçıları padişah için yeni bir tatlı icat etmişler ve bu tatlıya da revan'ın fethi şerefine revanî adını vermişlerdir.

    ey passenger28 hayat kısa ölüm âni
    koma kendini bitap yemelisin revanî

    kalburabastı: kalbur, mutfaklarımızda kullanılan bir tür elek çeşididir ve bu tatlı da yapılırken üzerinde iz çıksın deyu bu kalburlara bastırılır. işte ismi buradan gelmektedir.

    tulumba: osmanlı döneminde bir çeşit hortum mânâsına da gelen tulumbanın içinden kızgın yağa sıkılan hamur ile yapılan bu tatlımız da adını yapılışından almaktadır. hiç sevmem. şimdi içinde çikolata, muz vs. olanları çıkmış böyle kocaman. onların da içini yiyorum sadece*

    şöbiyet: bayılıyorum bu isme. ağır abla ismi bu. şöbiyet teyze.

    arapça şab'iyya ( tıka basa yeme, ziyadesiyle doyma ) anlamına gelen kelimenin türkçeleştirilmiş hâlidir. arapça, popüler anlamına gelen şaabiyat kelimesinden geldiği iddiaları ise kabûl görmemiştir. hiç de popüler değil.

    kadayıf: bu da kadim tatlılarımızdandır. ismi arapça, " hırpıntı, yüzeyden sıyrılan kaymak " anlamlarına gelen katifa kelimesinin mefail kalıbıyla çoğul hâle getirilip kataif ismi ile bu tatlıya bürünmesi sonucu günümüzde son ve kesin kez kadayıf ismi ile anılır olmuştur.

    sütlaç: 14. yüzyıl sonlarında dahi çeşitli tıbbî kitaplarda ismi " sütlü aş " şeklinde zikredilmektedir.
    lâkin çok daha öncesi olduğu kesindir. çünkü divan-ı lügât-it türk'te " uva " adlı bir yemekten bahsedilir ve " pirincin pişirilip süte/suya karıştırılmasıyla kişinin midesini rahat ettiren bir yiyecek " olduğu söylenir. bariz olarak sütlaçtır kendileri.

    güllaç: yoksulluktan doğan tatlılardan biri daha. kuruyan yufkaları süt ve şekerle ıslatan hâtun ahâlîsi bir de " buna gül suyu da ekleyelım gıı... güzel koksun heriflerin burnuna! " deyince önce " güllü aş " sonra da güllaç ismini almıştır kendileri.

    keşkül: farsça'daki kaşkûl kelimesinden dilimize geçmiştir. peki nedir kaşkûl?
    dilencilerin taşıdıkları kasedir!
    ulan ayıp be!

    keşkûl-i fukara ( fakir kasesi ) diye adlandırılır osmanlı'da.*

    mâlumunuz, içine her şey atıldığından ve genelde fakire fukaraya dağıtıldığından bu ismi almıştır.

    tavuk göğsü: tavuklarla ilgili yazımda romalıların tavukları neredeyse kutsal kabul ettiklerini söylemiştim. işte tavukların göğüs eti kullanılarak yapılan bu tatlı da romalılar dönemine aittir. özellikle sefer önceleri yenirmiş. oradan bizans'a bizans'tan da osmanlı'ya ve en son da bim'e miras kalmıştır. bim'deki tavuk göğüssüz tavuk göğsü tatlısı arkadaşlar.

    şıllık tatlısı: esasında kürtçe ıslak anlamına gelen şileki/ şillik kelimesinin bu tatlı ile tüm türkiye'nin tanışması sonucu aldığı isimdir. kötü olmuştur, yazık olmuştur.

    vezir parmağı: en uyduruk hikâyeye sahip tatlıdır.

    osmanlı döneminde bir padişah ve vezir ava çıkmış ve vezir yanlışlıkla padişahın bir parmağını kesmiş. " vardır bir hayır padişahım " demiş ama veziri zindana atmışlar.
    vezir yine " vardır bir hayır bunda da " demiş.

    aylar sonra padişah yine ava çıkınca " insan eti yiyen bir kabile " padişahı ve adamlarını yakalamış. lâkin bir bakmışlar ki padişahın tek parmağı yok. onu salmışlar. çünkü inançları gereği herhangi bir uzvu eksik olan insanı yemiyorlarmış.
    padişah saraya dönünce veziri hemen serbest bırakmış ve olanları anlatmış. vezir;

    " işte hünkarım. eğer parmağınız kesilmese orada ziyan olacaktınız, eğer beni zindana atmasaydınız bu sefer de ben sizinle ava gelip ziyan olacaktım " demiş ama bu hikâyeyi dinleyen kimse, " ulan osmanlı'da padişahların avlandığı hangi topraklarda yamyamlar var? " dememiş.
    e hadi doğrusunu sen söyle derseniz;

    benim bildiğim kadarıyla fatih'in vezir-i âzâmı çandarlı halil paşa'nın ölümünden sonra yapılmıştır bu tatlı. o dönemde bizans'ın osmanlı aleyhine çevirdiği entrikalarda halil paşa'nın da parmağı olduğu düşüncesi ve meşhur yeşil yüzüklü parmağının da bu tatlıya benzetilmesiyle bu ismi almıştır. lâkin kesin bilgi değildir.

    hanım göbeği: tamamıyla şekli itibarıyla ve saray aşçılarının nüktedanlığı sebebiyle bu ismi almıştır.

    aşure: arapça onuncu gün mânâsına gelen aşura kelimesinden dilimize geçmiştir. muharrem ayının onuncu günü yapılıp dağıtılma adeti hâlâ devam etmektedir mâlumunuz.

    ben sünnîyim. lâkin onuncu günü değil alevilerin yaptığı gibi on üçüncü günü yapılmalıdır bu aşure. çünkü muharrem ayının onuncu günü hz. hüseyin katledilmiş, yezid ve piçleri bunu bu tatlı ile kutlamışlardır. onuncu gün, emevî geleneğidir. bilginize...

    helva: arapça'da zaten tatlı anlamına gelir ve dilimize buradan geçmiştir. islamiyetten çok daha önce, iran topraklarında yapılmakta imiş ayrıca.

    şekerpare: farsça şakar ( şeker ) ve bûre ( börek ) kelimelerinin birleşmesiyle ortaya çıkmıştır.

    dilber dudağı: bu da tamamem şekli sebebiyle bu ismi almıştır ancak maşallah, sanırım o dönemde osmanlı'da estetik icat edilmiş olmalı ki böyle dudakları olan dilberler görülmüştür.

    kemalpaşa: tam adı mustafa kemal paşa peynir tatlısıdır. bursa'nın mustafakemalpaşa* bölgesinde yaşayan göçmenlerden öğrenildiği söylenir.

    aklıma gelen tatlılar ve hikâyeleri bunlardır.

    afiyet olsun.

    dipçe: tdk, saçma sapan bir kararla tüm bu tatlı isimlerini bitişik yazsa da ben bazılarını ayrı yazdım bilginize.
1 entry daha