şükela:  tümü | bugün
63 entry daha
  • müziğin boktanlaşmasının günah keçisi ilan edilmiş şey.

    bir kaç açıdan yaklaşalım konuya.

    1-auto tune - yani detone düzeltme işi yeni bir iş mi?

    hayır.

    bilgisayarlardan önce stüdyolar çeşitli yöntemlerle detone düzeltiyorlardı. 1990lara gelene kadar bunlar kayıt yapılan bantın hızını hızlandırma azaltma ile (kaset yavaşladıkça pitch yani frekans düşer - re notasını bantı hızlandırıp mi gibi duyurmak ya da yavaşlatıp daha pes olan do gibi duyurmak mümkündür) ufak hataları düzeltiyorlardı.

    peki bu işlemi 1 kerede konserdeymiş gibi okuyan ama ufak tefek beceriksizlik yapan şarkıcıya mı yapıyorlardı ?

    hayır. comping adı verilen tekniği kullanıyorlardı. yani vokaliste aynı yeri atıyorum 5-6 kez okutuyorlar, sonra bu 5-6 okumadan en iyi yerleri parça parça yamalı battaniye yapar gibi alıp 1 tane düzgün performans oluşturuyorlardı. pitch düzeltme işi bundan sonraki adımdı. bunu da direk bantın üzerinde jiletle ilgili yerleri kesip yapışkanlı bantla yapıştırıp yapıyorlardı . bunun o zamanlar nasıl yapıldığını gösteren video:
    https://www.youtube.com/watch?v=_tarpadijrm

    bugün nasıl yapıldığını gösteren video:
    https://youtu.be/1s-2x0vdh1y?t=61

    özetle zaten son vokal kaydı bir çok başka kaydın en iyi parçalarının bir araya getirilmesinden oluşturulan bir kayıt.

    peki daha da eskiden vokalistler çok mu iyiydi de bi seferde okuyorlardı?

    hayır. bir kere kayıt alırken konserde okur gibi 3-4 dakikalık şarkıyı bi seferde kayıt almıyorlardı. cümle cümle, bazen kelime kelime, adam nefesini alıyor, suyunu içiyor, hazırlanıyor, dinleniyor, ne okunacaksa doğru okuyana kadar tekrar tekrar kaydı alıyorlardı. kanal kayıt teknolojisi ortaya çıktığından beri en doğru en iyi kaydı yapana kadar tekrar tekrar kayıt aldırılıyordu.

    peki kanal kayıttan önce? o zaman da grup hep beraber çalıyordu ama aynı şarkıyı tüm grup defalarca kaydediyordu, sonra hangi "take"in albüme gireceğine karar veriliyordu.

    elbette frank sinatra gibi, elton john gibi doğru notalara her zaman tutarlı bir şekilde ulaşabilen azınlık bir şarkıcı kitlesi vardı. ancak %99.9999 kayıt teknolojilerindeki kolaylıklar kullanılarak vokalin mükemmele en çok yaklaştırılması hedefleniyordu.

    buna ek olarak 70lerden itibaren dijital pitch değiştiren cihazlar üretilmişti. eventide h910 harmonizer mesela 1975'te piyasaya sürülmüştü ve tabiri caizse o zamanın "auto tune cher effect"i adı verilen şeyi olmuştu. örnek sesler tanıdık gelecektir:
    https://www.youtube.com/watch?v=977sri5ecce

    özetle detone düzeltme işi yeni bir iş değil. kayıt teknolojileri icat edildiğinden beri plak yapan mühendisler producerlar ve şirketlerin nasıl daha iyi yapabileceğini araştırdığı bir standart.

    peki 1990lardan sonra bilgisayarlar girince ne oldu?

    antares auto tune monofonik (bir seferde tek nota üreten kaynaklar - insan sesi ya da flüt gibi şeyleri düşünebilirsiniz) enstrümanların o anki frekansını analiz edip - hedeflenen frekansa otomatik bir şekilde yaklaştıran bir yazılım üretti.

    yani şarkıcı mesela la notası notası okuyacak
    la notasının temel frekansı (root-kök) 440hz 'dir.
    şarkıcı bu notayı okudugunda tam olarak 440 hz frekansında bir ses çıkarabilirse o notayı tam olarak tutturmuş olur.
    ama çoğunlukla 430-450 hz arasında bir yere denk getirirler. bu da detone sayılmaz. müzik içinde gayet de doğru nota olarak duyulur.
    iyice detoneyse mesela 466 hertz çıkarıyorsa o nota artık la değil hemen bir sonraki semiton sibemol'dür.

    auto tune ne yapıyordu ?

    mesela şarkıcı la okuyacağına sibemol okudu di mi?

    bu notayı la okuyana kadar kaydı tekrar alıyolardı. sonra eleman 440a yakın bişey tutturdu mu? o zaman auto tune açıp programı "la bemol ve sibemol arasındaki frekansları 440'e yaklaştır" diye konfigüre ediyorlardı. böylece eleman ne zaman la okuyacak olsa ama pes veya tiz okusa program bu notayı doğru yere yaklaştırıyordu. bakın yaklaştırıyor diyorum zira ne kadar hedefe yaklaşacağı ve ne kadar hızlı yaklaşacağı program üzerinden konfigüre edilen bir ayar.

    şöyle ki - diyelim hızlı heceler olan ve notalar arası dolaşan bir pasaj okuyor.
    tekerleme gibi. burada programı "hızlıca hedefe çek" diye ayarlıyoruz.
    ama mesela uzun bir nota okuyacak - cümle sonunu aaaaa diye uzatacak mı o zaman hızlı değil daha yavaş (yavaş dediğime bakmayın milisaniyeler cinsinden) doğru notaya yaklaştır ki doğal duyulsun istenir.
    auto tune arayüzü şöyle bir şey:

    https://www.thomann.de/…bdb/431548/12823817_800.jpg

    soldaki retune speed bu etkinin ne kadar hızlı uygulanacağının ayarı.

    şimdi bu cher efekti nası ortaya çıktı ?

    bu "doğru notaya yaklaştır" ayarını yaparken "hedefe 100% getir" ve "bunu en kısa sürede yap" dediğimizde doğal olarak notaya yaklaştırmak yerine hızlıca ve sesi daha fazla etkilediği için aşina olduğumuz ezhel sound-cher effect ortaya çıkıyor.

    yani aynı program hem doğal duyulabilecek bir düzeltme yapmakta kullanılırken aynı zamanda tıpkı eko efekti ya da derinlik efekti gibi estetik bir efekt olarak da kullanılmaya başlanıyor.

    bugün auto tune dendiği zaman iki şey anlaşılıyor yani.

    birisi cher effect adı verilen ve auto tune fx diye adlandırılan estetik efekt.

    diğeri ise detoneleri düzeltmeye ama hala doğal duyurmaya yarayan tuning efekti.

    tune etme olayında auto tune'un mucidi antares'ten daha başarılı bulunan melodyne ürünü kullanılır genellikle.

    bunun nasıl yapıldığının örneği : https://www.youtube.com/watch?v=diw6xvfefgo

    dikkat ederseniz melodyne videosunda sesli harflerin baloncuklarının içinde çizgiler var. bunlar sesin doğal frekans titreşimleri. yani 440 söylerken hızlı bir şekilde 430-450 arası git geller olur.

    cher effect yaratmak için bu git gelleri düz bir çizgi haline getirmek lazım. antareste "retune speed" aynı zamanda bu çizgiyi düz hale getiren ayar.

    doğal duyurmak için melodyne'daki baloncukları piyano tablosunda doğru yerlere getirmek temelde yeterlidir.

    bu işlem 50-60 yıldır uygulanan "doğru notayı tutturma" pratiğinin kolayıdır.

    artık kayıtlarda tekrar alınırken doğru notayı tutturma endişesi yerine hissiyatı - gücü - tavrı doğru yakalama endişesine bırakmıştır. öncesinde burada mutlak bir trade-off vardı. heyecan verici ama detone vokali mi kullanalım doğru okuyan ama steril vokali mi?

    melodyne o problemi büyük ölçüde çözdü.

    şimdi gelelim "şarkı söyleyemeyen adamı şarkıcı yapıyolar" eleştirisine

    bu çok mümkün değil. zira melodyne'da bir baloncugu çok fazla kaydırırsanız seste bozulmalar da artıyor. bir hecede abuk bir ses girip cıkıyor gibi bir durum oluyor. bu da dinleyicinin dikkatini çeken bozan bir şey. o yüzden hala en doğru performansı almak için 30-40 sene önceki yöntemlerle kayıt alınmaya devam ediyor. en son aşamada ufak düzeltmeler yapılabiliyor sadece. yani bu sihirli değnek değil. banu alkan'ı whitney houston yapamazsınız.

    ha şunu yapabilirsiniz - bir sürü vokal dublesi alırsınız - vokal dublelerini auto tune yaparsınız ve detoneleri katman katman inşa ettiğiniz vokal kanalında güzelce gizlersiniz.

    netekim çok da iyi şarkıcı olmayan ama görünüş ve/veya pazarlanabilirlik açısından iyi olan şarkıcıların kullandığı yöntem budur. serdar ortaç mesela, türkiyede keçiye söyletsen satacak şarkılar yazan, piyasayı iyi yakalamış bir şarkıcı ama hem tipten hem de sesten zayıf. o yüzden kayıtlarında belki 10-12 tane duble kullanılır.

    ama yine de hiç şarkı söyleyemeyen adamı pavorotti yapamazsınız. duyulur. sırıtır. öyle bir dünya yok.

    peki müziğin boktanlığı auto tune benzeri araçlar sayesinde normalde şarkıcı olamayacak kişilerin şarkıcı olarak piyasaya çıkıp pazarı satüre etmesi mi?

    değil.

    bakınız - https://www.musicoutfitters.com/topsongs/1962.htm

    1962'deki billboard listesi. top 100 şarkı. listeye göz attığınızda tanıdık diyeceğimiz isimlerin sayısı ile hiç duymadığınız şarkıcıların oranını karşılaştırın.

    popüler müzik %99 "one hit wonder"lar üzerine dönen bir iş. yani kısa süreli az miktarda hit şarkı çıkarıp sonra unutulan şarkıcılar. bugün bizim "eski müzik şahaneymiş" dememizin sebebi bugün "eskiler oldies goldies" dediğimiz şarkıların 20-30 senelik bir filtrelemeden başarılı çıkmış olması.

    atlanan şey - 20-30-40 sene önce yayınlanan müzikler sadece bizim bugün oldies goldies dediğimiz müzikler değildi. oldies goldies statüsüne gelmiş iyi müzik de o günlerde bir sürü çerez muzikle rekabet ediyordu. iyi müzik yıllara dayanabiliyor. kötü muzik unutuluyor.

    ama kötü müziğin unutulabilmesi için de işte bir 20-30 sene geçmesi lazım.

    yani bugün uyuz olduğumuz bu ne amk dediğimiz müziklerin %99u 10 seneye unutulacak. 2050de görürsek oldies cdlerinde bugünün sanatçılarından mutlaka birileri olacak.

    o yüzden "yeni müzik bombok" değil. yeni muzik tıpkı 50-60 sene önceki müzik kadar iyi ve kötü örnekler barındırıyor. biz içinde yaşadığımız zaman dilimi sebebiyle bugünün kötü muziğine maruz kalıyoruz sadece. 1960larda yaşayanlar da o günün kötü muziğine maruz kalıyorlardı.

    o yüzden rahat olun, begendiğiniz sanatçıları takip edin, destekleyin, stream edin, tişört alın kahve kupası alın poster vs alın.

    albüm satışından para kazanma devri malesef bitti. sadece konser geliriyle yaşamaları da imkansıza yakın. hatta size güzel bir örnek vereyim :

    28 günlük, 24 konserlik biletli ve merch satılan bir tur yapan youtube'da milyonlarca izlenmesi ve 800.000 abonesi olan pomplamoose turneden 11.000 dolar zarar ediyor.

    https://medium.com/…-2014-tour-profits-67435851ba37

    bakın bu "başarılı ve yıllardır bu işi yapan" bir grup. malesef yeni ekonomi böyle. spotify youtube gibi stream platformlarının sanatçılara ödediği paralar aşırı komik.

    hatta (bkz: plak şirketi/@moresk) te tartıştığım üzere bir çoğu zaten stream teliflerini plak şirketlerine devrediyorlar.

    yani muzisyenlerin auto tune melodyne gibi şeyleri kullanmak zorunda kalmaları şaşırtıcı değil.

    ne alaka diyeceksiniz - yeni ekonomide sanatçılar belki 100 tekrarı stüdyoda alabilecekleri bütçelere sahip değiller.
    100 tekrarı alabilecek ve belki 3 senede bir albüm yapacak lükse de sahip değiller. kısa sürelerde single yayınlayarak "relevant" kalmak zorundalar.

    tıpkı yazılımcıların bugün agile gibi yöntemlerle daha sık release daha sık değişiklik cıkarmaya kasmaları gibi, sanatçılar da unutulmamak için daha sık gündeme gelmek ve her ay bir yenilik yayınlamak zorundalar. yeni sanat ekonomisi böyle işliyor.

    ve emin olun çoğu 2. bir iş yapmak zorunda. muzisyenlerin şarkıcıların %99.999999u bu işi "haftasonu hobisi" olarak yapıyorlar.

    edit: oooo debe.

    alakalı konular .

    (bkz: #91347175)
    (bkz: plak şirketi/@moresk)
1 entry daha