şükela:  tümü | bugün
26 entry daha
  • hukukun iktidarın kölesi olmasından, seçimlerin bazen iptal edilebilmesinden, çoğunluğun tiranlığı gibi tocquevilleci endişelerden söz etmeyeceğim. günümüz demokrasilerinde başka problemler de mevcut. kuantum kimyası doktoralı merkel gibi popülist olmayan liderlerin giderek azalıyor olması da bu hastalığın etiyolojisi değil semptomu.

    * * *
    normal şartlarda, bir insanın herhangi bir politik parti tarafından dayatılan ekonomi politikalarını, sosyal politikaları, değer yargılarını bir arada bütünü ile kabul edebilmesi realist bir olasılık mı?

    günümüzde demokrasi partizanlıktan ibaret olduğundan, insanlar kendileri için ağırlıklı olarak önem taşıdığına inandıkları bazı kriterler belirleyip, o kriterlere göre oy veriyorlar. devamında hedef odaklı düşünce başlıyor ve artık oy verilen partinin veya siyasetçinin herhangi bir konuda yaptığı hata kişi için eleştiriye açık olmuyor. seçmen kitlesinde stratejik olarak mecburi olduğunu söyleyebileceğimiz bir cognitive dissonance oluşuyor.

    bireyin bağlı olduğu bazı değer yargıları, kimlik siyasetine her gün meze olan bir kimliği, veya felsefi olarak adil olduğuna kanaat getirdiği bir pozisyonu (dini görüş, laiklik prensibine bağlılık, feminizm, azınlık hakları, milliyetçilik, eşcinsellik ve bunlar gibi temelde ekonomi odaklı olmayan pek çok mevzu) oluyor ve geriye kalan faktörler seçmen üzerindeki etkisini yitiriyor. aslında finansman önceliğinin bilime değil dine verilmesi veya kadınların işgücüne katılım oranı kalkınmayı doğrudan etkileyen faktörler lakin burada sözünü ettiğimiz bu konulardaki politik duruşların ekonomik anlamda doğruluğu ve yanlışlığından ziyade neye göre şekillendiği.

    vaziyetin vahametini algılayabilmek için abd'deki eyaletlere bakmak yeter de artar.

    eyaletlerin yoksulluk oranlarına baktığınızda, nerelerin durumunun en ürkütücü olduğunu göreceksiniz?

    mississippi, new mexico, louisiana, west virginia, kentucky, alabama, district of columbia, arkansas, oklahoma, south carolina, tennessee, georgia, arizona, north carolina, texas, michigan, new york, florida, ohio, delaware, indiana, missouri.

    peki nerelerin yoksulluk oranı düşük?

    new hampshire, maryland, hawaii, minnesota, connecticut, utah, new jersey, north dakota, colorado, massachusetts, virginia, iowa, nebraska, washington, alaska, maine.

    ilk gruptan trump'ın kazanamadığı toplam eyalet sayısı yalnızca 4. (new york, new mexico, district of columbia, delaware)

    ikinci gruptan trump'ın kazandığı toplam eyalet sayısı yalnızca 4. (iowa, nebraska, utah, north dakota)

    trump'ın başa geçtikten sonra yaptığı reformlar, ekonomik olarak oy aldığı kesimlerin lehine değil aleyhine olan reformlar. insanları "göçmenler işinizi çalıyor." edebiyatı ile kandırmak çok kolay, ancak biraz mantıklı düşünürseniz sat gibi dandik bir sınava azıcık kafa yormak yerine evde lauren lake's paternity court izlemiş olan patricia ve linda'nın girebileceği işleri bangalore ve hyderabad'dan gelen yazılımcı aayushi ve parvati çalmıyor. üniversitede kasıp mühendis olmuş redneck çocuğu, şirketlerin kendisinden daha az maaşla çalışan çinliyi almasından rahatsız oluyor lakin kalkıp da çinliye yeten maaşın kendisine neden yetmediği üzerinde düşünmüyor. yıllarını student loan ile ipotek etmişken manhattanlı maximilian'dan daha statükocu, daha sistem savunucusu olabiliyor.

    burada problem, trump'ın seçilmiş olması değil zira trump, electoral college olmasa başa gelemezdi. kendisinin aslında popular vote'u kaybetmiş olması başka bir rezil sistemin eseri. isimler ehemmiyetsiz. x kişi gider, y kişisi gelir. asıl problem; sistemin zengin demokrata "ben daha fazla vergi ödeyeyim." dedirtirken, fakir cumhuriyetçiye "medicare olmasın, biz sosyalist miyiz?" dedirtebilecek kadar sağlıksız bir şekilde tertiplenmiş olmasında.

    gidişat iç açıcı olmaktan uzak. baby boomerlar lise mezunu hâlleri ile erken yaşlarda stabil hayatlar kurup aile geçindirebiliyorlardı. bugün bırakın lise mezunlarını, master doktora yapan insanlar işsiz kalıyorlar. z jenerasyonunu zor bir gelecek bekliyor. insanlar politik doğruculuk kavgaları ile birbirlerini yerler, popülist politikacılara peygamber muamelesi yaparlarken, orta sınıfın hayatı giderek daha kalitesiz bir hâl alıyor.

    eğer mevcut demokratik sistem insanları gerçekten çıkarlarına uygun karar vermeye itseydi, orta sınıfın yaşam standardı bu hâle evrilmezdi. backfire effect, motivated reasoning derken sağımız solumuz duygusal kararlardan geçilmez oluyor. dünyada itici bulacak başka şey yokmuş gibi, insanlar greta thunberg'i, veganları falan itici buluyor. neden? çünkü greta'nın ve kadıköylü veganın tuzu kuru, onların neyine ahlaki üstünlük? paleomammalian korteksten doğan dürtülerini bir kenara koyup da iki adım ötesini objektif düşünebilen, söyleyene değil söylenene odaklanan insan sayısı çok az. binaenaleyh geçmiş jenerasyonların aptalca seçimlerinin bedellerini bugün nasıl bizler ödüyor isek, bizden sonraki jenerasyonlar da bizim aptalca seçimlerimizin bedellerini ödeyecekler.

    bireylerin sosyal problemler, değer yargıları ve ekonomik ihtiyaçları arasında bir seçim yapmaya zorlanmalarının başlı başına bir sorun teşkil ettiği aşikar. günümüz demokrasilerindeki en belirgin buglardan biri açıkça bu.

    * * *

    politikacı olmak bir özgürlük olarak değerlendirilmeli mi?

    john rawls'un politik adalet teorisini aklına getiren biri eşit siyasi haklar nosyonundan dem vurarak, aksini savunmanın elitizm olduğunu söyler. bu da dünyayı anti-meritokratik yönetimlerin ellerine bırakmaktan başka bir işe yaramaz, yaramıyor da.

    yanlış anlaşılmasın; one man one vote prensibinden söz etmiyorum, mevcut sistemin politikacılara yönelik bir liyakat problemi olmasından söz ediyorum. devlet başkanı olmanın, ilgili alanlarda herhangi uzmanlık gerektirmemesi ve her şeyin tamamen çoğunluk oyunu alabilme üzerinden belirlenmesi başka bir önemli bug.

    bugün 3 sayfa cv ile işsiz kalabilen mühendislerin çağında yaşıyoruz. çoğu meslekten daha komplike olan devlet yönetimi, gerçekten "hepimizin yapmaya hakkı var." diyerek romantize etmemiz gereken bir iş mi? pnömoni olduğumuzda doktora gitmeyelim öyleyse. evlerimizin planlarını mimarlar çizmesin. arabaları mühendisler tasarlamasın. bunlar herkese absürd gelirken, tarih bilmeyen, ekonomi bilmeyen, siyaset felsefesi bilmeyen herhangi bir ismin devlet yönetebilmesi özgürlük olarak değerlendirilebiliyor. ne garip ki, böyle çelişkili bir özgürlük anlayışı ile neredeyse herkes barışık.

    abd'de adaylar seçim kampanyalarında yeterli finansmanı sağlayabilmek için bu kadar rekabet ederlerken, amaca uygun bir eğitim ve liyakat kriteri fikrine her kim "elitist" diyorsa önceliklerini gözden geçirmeli.

    * * *

    popülizmin demokrasilerinin patolojisi olduğu ve kökten sorunlu bir sistemden doğduğu aşikar, lakin şikayet etmek tek başına yetersiz. seçmen oylarının manipüle edilmesinin imkânsız kılındığı bir teknoloji gelecekte yeni bir doğrudan demokrasi anlayışının yükselişine vesile olsa, devlet meselelerinde şimdikinden çok daha da irrasyonel kararlar alınır. burada sorulması icap eden en mühim soru, alternatifin ne olduğu. buna düzgün bir yanıt bulunmaz, mevcut demokrasi anlayışı sağlıklı bir rekonstrüksiyon sürecinden geçmezse dünyayı vahim günler bekliyor olacak. meritokrasi ve sosyal adalet arasında optimal bir denge öyle veya böyle kurulmak zorunda; aksi takdirde bunlar daha iyi günlerimiz.
1 entry daha