şükela:  tümü | bugün
  • doğuş üniversitesi'nin mütevazi rektörü!!!

    öncelikle belirteyim. rektörü tanımam, (bkz bilkent üniversitesi) , (bkz: doğuş üniversitesi) mezunu, öğrencisi vs. falan da değilim. bir iş için kan ter içinde arkadaşımın ofisine gelmiştim, o bana çay doldurmak için odadan çıktığında ben de masanın üstünde duran bir dergiyi alıp serinlemek maksadıyla yelpaze niyetine sallamaya başladım, tam yorulup tekrar masaya bırakırken içinde bir sayfa dikkatimi çekti.

    sayfadaki spot cümle şuydu :

    "akademisyenlik, manevi hazzı çok büyük olan, ancak bir o kadar da zor bir meslek."

    kimdir bu zorlanan, neyin hazzını yaşıyor acaba, dergi de neyin nesidir diye biraz bakındım. ismi (bkz: dergi bilkent) miş ve haziran 2019'da 31. sayısı çıkmış, demek ki bir süredir yayınlanan bir periyodik olmalı. ilgimi çekti okumaya başladım. yazı, genç ve başarılı bir akademisyenle yapılmış sipariş bir röportaj formatındaydı. arkadaşım: "mardiros, çay bitmiş, gidip alayım " diye seslenince ben de rektörle baş başa kaldım. yazıya temelli dikkat kesildim. ama o da nesi, okudukça beni bir gülmedir tuttu. hafif tertip de sinirlendim. çünkü lise dergilerindeki sınıf/okul başkanları bile daha olgun ve kendiyle barışık cümleler kuruyorlar. dayanamayıp biraz röportaja odaklandım.
    ebru güzelcik, anlaşıldığı kadarıyla (bkz: bilkent üniversitesi ingiliz dili ve edebiyatı) bölümü mezunu biriydi ve kendine süper bir kariyer inşa etmiş, dediğine bakılırsa çalışa çalışa rektör olmuştu.

    ama röportajdaki sorulara rektörün verdiği cevaplarda baştan aşağıya üsttenci, kendini beğenmiş şımarık bir kent soylu kız çocuğu ile köylü kurnazlığı yapıp doğru zamanda doğru yerde olmayı bir şekilde başarmış sonradan görme tipin sentezinden oluşan bir ruh hali de seziliyordu.

    dayanamadım, biraz bu işi kurcalamaya karar verdim. çay faslından sonra arkadaştan dergiyi bana ödünç vermesini rica ettim ve yazıya daha detaylı bir göz attım. okurken, bu kadının başına neler gelmiş, nasıl badireler atlatmış, nasıl canını dişine takıp bu günlere gelmiş ve biz böyle bir kariyeri fark etmemiştik!!! diye kendi kendime de hayıflandım. yetenekli bir insanın söylevini her daim okunmaya değer bulurum, bakalım rektöre hanımın söylevinin satır başları nelerdi, artık bu süper kahramanla yolculuğa çıkmaya hazırdım:

    akademisyen olmaya ne zaman karar verdiniz?

    sorusuna "bu iş benim genlerimde vardı" şeklinde özetlenebilecek:

    "ben hayatım boyunca sevdiği işi yapabilen nadir insanlardan olduğumu düşünüp kendimi çok şanslı görmüşümdür. ilk asistan olduğumda aldığım maaş sadece yol parama yetiyordu. herkes asistanlık maaşından şikâyet ederken ben bir gün bile yaptığım işten mutsuz olmadım. hep şöyle düşünürdüm: sabah üniversiteye geliyor, öğrenmek için okuyor, her gün yeni şeyler öğreniyor, yazıp çiziyor, bir de üstüne devletten maaş alıyorum."

    diye devam eden ve heybeyi epey yukarı asan bir cevapla başlıyordu röportaj. röportajın başında

    "1993 yılında lisansı bitirip asistan oldum, asistanlık maaşım ancak yol parama yetiyordu"

    sözünden hareketle 1993 yılı asistan maaşlarına ve asgari ücretle olan oranlarına bakındım.

    resmi gazete'nin 30.07.1993 tarihli 21653 nolu sayısına göre asgari ücret 1993 yılında 2.497.000 tl idi. ufak bir tarama ile yine aynı dönemde asistan yani araştırma görevlisi maaşlarının ise yiğit karanoğulları ve ozan zengin'in makalesinden anlaşıldığı kadarıyla s. 174, (https://dergipark.org.tr/download/article-file/181) 3.838.000 tl olduğunu öğrendim.

    sıfırları bir kenara atarsak rektör hanım marmara üniversitesi iletişim fakültesi'ne uçakla gelip gidiyor olmalıydı yoksa asgari ücretin 2.497 tl olduğu bir dönemde 3.838 tl maaşı yol parasına bile yetiremiyor olmanın başka bir açıklaması olamazdı.

    bu arada bu yazının kaleme alındığı an itibariyle (29/07/2019) rektörü olduğu doğuş üniversitesi'ndeki asistan ve araştırma görevlisi maaşlarının da (2.800-3.200 tl) civarında olduğunu öğrendim, yani rektör hanım, yanında çalışan bir sürü akademisyeni yol parası ve karın tokluğuna çalıştırıyor olmalıydı. ya da tüm personel rektör hanımın gençlik yıllarındaki gibi okula uçakla gidip geliyordu.

    doktoradan sonra nasıl ilerlediniz?

    sorusu da teknik olarak ayrı bir garabetti fakat akademik kariyerde hedef bir yerlere varmak mı yoksa akademik dünyaya faydalı olmak mı gibi muhtemel etik düzlemdeki bir soruya rektörün verebileceği cevaba ve hayatının akışına dair de bir nebze ip ucuydu. ebru güzelcik, belli ki taa çocukken rektör olmayı kafaya koymuşt ama şöyle sağlam bir cv inşa etmeliydi:

    "bu amaçla üniversitelerle yazışmaya başladım. davet aldığım dört üniversite arasından iletişim alanında büyük ün yapmış olan los angeles’taki university of southern california (usc) annenberg school for communication’ı seçtim. misafir öğretim üyesi olarak usc’de bir yarıyıl görev yaptım. ders ve seminer verdim, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine danışmanlık yaptım, bazen de istediğim derslere izleyici olarak katıldım. akademik hayatımın en önemli deneyimiydi. pedagojik formasyon açısından çok şey öğrendim. "

    şimdi bu cümleleri biraz çözümleyelim. usa'daki okullar öyle kolay kolay kimseyi gel bizde ders anlat diye davet etmezler, hele ki bunu için 4 üniversite birbiriyle asla kapışmaz. "ben önüme gelen üniversiteye cv yolladım ama 4 tanesinden birisi dönüş yaptı, çıktık gittik " demek isterken belli ki dili sürçmüştü de 4 amerikan üniversitesini birbiriyle kapıştırmıştı.

    ayrıca akademik cv'sinde (https://apps.dogus.edu.tr/…ademikkadro/cv/eural.pdf) usa'da danışmanlık yaptığı master ve doktora öğrencilerine dair en küçük bir bilgi dahi yoktu. yine cv'sinde 2001 yılına kadar marmara üniversitesi'nde görev yaptığı, ticaret üniversitesi'nde ise 2002'de göreve başladığı yazıyordu. anlata anlata bitiremediği akademik çalışmalar ve usa macerası cv'sinde "visiting scholar, annenberg school for communication, university of southern california 2001" şeklinde bir satırla geçiştirilmişti.

    burada da istedikleri ile şartlarını bir türlü uyuşturamayan insanın dramına dair küçük emareler vardı ve bu emareler güzelcik'in kederini yalnızca büyütüyordu. pedagojik yönden bir şeyler öğrenmesi elbette mümkündü ancak "pedagojik formasyon açısından çok şey öğrendim " ifadesi gereksiz sözcüklerle metni gargaraya getirmek ve (bkz: şavullamak) dan başka bir şey değildi.

    bir diğer soru

    abd’den sonra nasıl bir kariyer planı çizdiniz?

    idi. bu soruyu ise güzelcik:

    "amerika dönüşü marmara üniversitesi’nden ayrılarak istanbul ticaret üniversitesi iletişim fakültesi’nin kurucu kadrosuna katıldım. fakültenin kuruluşu ve bölümlerin açılışında büyük emek verdim. tam 11 yıl çalıştım istanbul ticaret üniversitesi’nde. bu süre içinde bölüm başkanı, dekan yardımcısı ve meslek yüksekokulu müdürü gibi akademik ve idari görevlerde bulundum. "

    şeklinde cevaplamıştı. tam 11 yıl çalışmıştı koskoca 11 yıl. saçını süpürge etmişti. dekan, bölüm başkanı, myo müdür vs. vs olmuştu. güzelcik yorulmak nedir bilmiyordu. ama yerinde duracak gibi de değildi. bir süre sonra marmara, usa'daki 4 üniversite ve ticaret üniversitesi'ni ekarte eden (bkz: beykent üniversitesi) güzelcik'le çalışma şerefine nail olmuştu. güzelcik'le çalışan okul, ne güzel bir okuldu.

    özellikle

    "6 yıl boyunca halkla ilişkiler ve reklamcılık bölüm başkanı, güzel sanatlar fakültesi dekanı ve rektör yardımcısı olarak görev yaptım. mevzuat, bap, bedek, stratejik plan, yatay geçiş gibi komisyonlarda başkanlık görevinde bulun" muştu ve bunlar güzelcik'in " idarecilik kariyerimde büyük katkısı olmuştu " şeklinde ifade ettiği gibi kariyerinin akademik işlerden ziyade idari işlerden ibaret olduğunu da doğrudan anlatıyor gibiydi.

    "henüz çiçeği burnunda bir rektör olduğumu söyleyebilirim "

    güzelcik, yakıt tanklarını ata ata göğe yükselen bir uzay sondası gibiydi. " kasım 2018’de ise sayın cumhurbaşkanımız tarafından doğuş üniversitesi rektörü olarak atandım. henüz çiçeği burnunda bir rektör olduğumu söyleyebilirim."

    evet, güzelcik tazelik ve görevde yeniliğini nitelemek için dayanamayıp kendisini çok taze, yeni koparılmış ucu çiçekli bir sebzeye benzetiyordu. (bkz: çiçeği burnunda) (tdk. sıfat, mecaz. çok taze, yeni koparılmış: "muşambanın üstünde körpecik bir salatalık, çiçeği burnunda, pütürlü." - nazım hikmet)

    "giderek yayılan araştırma alanları "

    araştırma ve yayınlarınız hangi alanlara yayılıyor?

    röportajı yapan kişi güzelcik'e bu kez yayınlarının hangi alanlara yayıldığını soruyordu. akademik dünyada araştırmaların belirli bir sahada, konu ve temada yoğunlaşması gerekirken güzelcik'in araştırmaları alanlara sığmıyor, başka alanlara yayıldıkça yayılıyordu. güzelcik, bu kavisli muz ortayı da gole çevirmesini bilmişti:

    " küreselleşme ve işletmelerde değişen kurum imajı” adlı kitabım, kurum imajı hakkında türkiye’de ilk yazılan kitaptır; çoğu üniversitede ders kitabı olarak okutulmaktadır. öyle ki doçentlik başvurum sırasında sınavımdaki jüri üyemin kendi kitabında benim kitabıma atıfta bulunmuş olması ve sözlü sınavda “ben seni kitabından tanıyordum.” demesi hoş bir sürprizdi"

    ancak güzelcik'in "küreselleşme ve işletmelerde değişen kurum imajı" isimli çalışmasının da alanında ilk ve en eski olduğu iddiası da hafif bir internet taramasıyla çürütülebilecek gibi duruyordu. zira google'da kısa bir tarama sonucunda güzelcik'in biricik okulu bilkent üniversitesi'nde hem de kendinden 6 sene önce tamamlanan ve alper aydınalp'a ait "corporate image: a study in establishing visual identity and the analysis of an existing trademark; kurumsal görünüm: görsel kimliği oluşturmaya ve mevcut bir amblemin analizine yönelik bir çalışma" 1993; ve özlem mumcu'ya ait "kurumsal kimlik ve banka şubeleri, corporate identıty and branches of banks" mimar sinan üniv." 1996 vb. tarihsel yönden kendinden önce yapılmış pek çok çalışma da mevcuttu.

    güzelcik'in asla ikinci olmamak gibi güzel bir huyu vardı. “stratejik halkla ilişkiler uygulamaları” isimli kitabı da (ist. 2006) yine alanında ilk ve tekti. ancak yök tez arşivi ve hz. google öyle söylemiyordu. zira en erken tarihlisi 1982 olan ve bu alanda yazılan doğrudan ve dolaylı alanı kapsayan onlarca master doktora tezi ve kitaplaşmış çalışma vardı. bir örnek olarak "alaeddin asna'nin ist. üniv, 1990 tarihli "kuramda ve uygulamada halkla ilişkiler" isimli doktora tezini burada zikredelim.
    asli işi akademik kariyer yapmaktan ziyade idari kariyer yapmak olduğu her halinden anlaşılan güzelcik'in zaman yönetimi hakkındaki soruya verdiği cevap da yine ibretlik:

    " akademisyenlik ile idari görevi birlikte yürütmek oldukça zordur, büyük maharet ister. hele yazmaya ve üretmeye alışık, düşüncelerini geniş kitlelere ulaştırmanın ve öğretmenin hazzını yaşayan akademisyenler için idari görevlerin yoğunluğu zaman zaman motivasyonu bozabilir."

    yazmaya ve üretmeye alışık velud akademisyen güzelcik'in 26 senelik akademik kariyerinde cv'sinden anlaşıldığı kadarıyla 6 ulusal, 3 uluslararası makale, 6 basılı bildirisi, 2 kitap ve 3 kitap bölümü var. bunlar da türkiye şartlarında o kadar abartılacak veya kendinden " yazmaya ve üretmeye alışık " diye bahsettirecek skorlar değil.

    röportajı okumaya devam edelim:

    güzelcik'in efsane ve salvoları yurt anılarıyla devam ediyor:

    "çoğu zaman kurucumuz prof. ihsan doğramacı yanımıza gelir, “nasılsınız çocuklar, nasıl gidiyor? memnun musunuz, bir şikâyetiniz var mı?” diye hâlimizi hatırımızı sorardı. hocabey’in o babacan tavrını hiç unutamam. beş yıl boyunca yurtta kalmıştım. çok düzenli ve tertipli bir öğrenciydim. ne zaman denetim olsa benim odamı örnek oda diye gösterirlerdi. yurt anılarımı yazsam kitap olur."

    anlaşılan öğrenci yurdunda iken de rektörle doğrudan muhatap olan güzelcik'in doğramacı'dan manevi bir el alma durumu da söz konusu ve rektörlük tozu bu yıllarda üzerine dökülmüş. efsanelere sığınmanın burada devreye girdiği görülüyor. ortam geniş sık gitsin, sonuçta anlaşılan o ki, en güzel ve tertipli oda da güzelcik'in.

    son soru ise şu:

    akademik kariyer hedefleyen gençlere neler önerirsiniz?

    aslında bu soruyu idari kariyer yapmak isteyenlere ne önerirsiniz diye okumak ve yorumlamak da mümkün. güzelcik, bu ortayı da nasıl rektör olunur diye yorumluyor ve başlıyor salvolara:

    " diğer yandan akademisyenler zaman içerisinde idari görevler de almaya başlayabiliyor. idarecilik kariyerine yönelik en önemli tavsiyem, sabırlı olsunlar ve zamanı deneyim kazanma açısından bir fırsat olarak değerlendirsinler. birtakım görevlere ve makamlara gelmek için acele etmesinler.ben rektör olana kadar 11 yıl bölüm başkanlığı, 3 yıl meslek yüksekokulu müdürlüğü, 2 yıl dekan yardımcılığı, 6 yıl dekanlık ve 6 yıl rektör yardımcılığı yaptım."

    sanki ülkede dekanlık, rektörlük vs gibi idari görevler çalışılarak veya hakedilerek gelinen makamlarmış gibi burada da gereksiz ve uzun bir tirad atmış ancak burada çorbanın tuzunu biraz fazla kaçırmış. pusuya yatıp bekleyin, doğru ata oynayın diyen bir at yarışı tutkununu dinliyor gibiyiz. zira

    "11 yıl bölüm başkanlığı, 3 yıl meslek yüksekokulu müdürlüğü, 2 yıl dekan yardımcılığı, 6 yıl dekanlık ve 6 yıl rektör yardımcılığı yaptım"

    diyen güzelcik'in toplam idari görev yılı 28 sene yapıyor ancak üniversiteden mezun olalı (2019-1993=26) sene olmuş. her halde lisans öğrencisi iken de 2 yıl bilkent'de doğramacı'ya danışmanlık falan yapmış olmalı. ayrıca adil ve demokratik bir seçime girip eylem ve söylemleriyle rektörlük seçimlerini kazanmış biri gibi kurduğu şu cümle de insana kahkaha attıran cinsten:

    "gençlere en büyük tavsiyem, güçlerini kimseden değil, kendilerinden alsınlar. "

    2018 ekimi'nde rektörlüğe atandığını söylemişti oysa ki.

    " doyurulamaz öğrenme tutkum da hayata olan bağlılığımın en büyük nedenlerinden biri."

    bu cümleyi de doyurulamaz idari görev tutkum ve makamlara olan bağlılığım şu an bulunduğum makama gelmemin en önemli nedeni olarak yorumlamak gayet mümkün. zira 26 yıllık akademik kariyerin 28 senesini idareci olarak geçirmenin başka açıklanabilir tarafı yok.

    sözü daha fazla uzatıp da kendi kafasında yarattığı imaja hayran güzelcik gibi insanların vaktini almak istemem. kurumsal imaj, eğer bir kurum veyahut kişinin, hedef kitlenin zihninde oluşturmak istediği imajlar bütünü ise ve bu kurum eğer doğuş üniversitesi ise böyle pespaye ve egosantrik bir röportaj veren rektörün olduğu okula dair kimsenin aklında güzel bir imaj uyanmaz ve o okuldan ne öğrencilere ne akademisyenlere ne de türkiye akademisine hayır gelir. bir öğle tatili elime rastgele çarpan derginin içindeki röportajı deşmek istemezdim aslında ama bazen siz hedefe gitmezsiniz, hedef size gelir.

    (not: hayatımın hiçbir alanında rektörle veyahut çalışma alanıyla vs karşılaşmış değilim, yollarım kesişmedi, akademisyen değilim, alanla ilgili değilim, bilkent ve doğuş üniv. ile de yazının başında belirttiğim üzere bir alakam yok. yazının söylemini tepkisel ve defansiv bulanlar için bu notu düşüyorum. benim derdim güzelcik gibi ham türkiye insanıyla )

    röportajın yayınlandığı derginin linki için:
    (https://w3.bilkent.edu.tr/www/dergi-bilkent/)
1 entry daha