şükela:  tümü | bugün
244 entry daha
  • oyunun bu kadar tempo kazanmasından evvel, savunma kurguları rakiplerinizi enine boyuna süzebilmenize ve gövdelerin (kol ya da bacakların değil) ağır fiziksel temasına müsamaha gösterilmesi sayesinde onlarla boğuşup sindirebilmenize, yıldırıp yıpratabilmenize elverişliydi.

    şimdi, bırakın süzmeyi sezmek için bile vaktiniz yok. ayrıca bu tempoda koşan oyunculara eski tarz fiziksellikle engel olma imkânı tanınsa muhtemelen hızını alamayan 3-5 oyuncu ağır biçimde sakatlanır her maç. ya da derhal işi eski tempoya düşürürler, çünkü hızlı gidene en ufak bir müdahale bile ciddi bir tehlike potansiyeli içerir.

    akrobatik hareketlerin yanında, ebelemeç oynarcasına temastan kaçmaya çalışan cambazlar ve menzilli silahlarını konuşturan askerler, yani okçular artık takımların temel hücum gücünü oluşturuyor. eğer bir çember savunucunuz yoksa, zaten takımların "v" ya da "l" düzeninde savunma yapması bile rakip hücumculara kâr etmiyor. bu da, eskinin daha durağan ama rekabetçi basketboluna rahmet okutuyor. günümüzde harlem globetrotters'ı ya da harlem wizards'ı son süratte seyreder gibiyiz her maçta.

    tüm olay, "low possession high fundamental" ekolü ile "high possession low fundamental" zihniyetinin çarpışması ya da mukayesesinden ibaret değil. bu sistemi 60'larda da, 70'lerde de, 80'lerde de, 90'larda da oynayan takımlar vardı fakat birtakım kilit kurallar sebebiyle başarılı olamıyorlardı. bu kuralların her birinin gelişi/değişimi birer dönüm noktası oldu:

    - 1980: handcheck (fakat ne keskin biçimde uygulandı, ne de gövdeyle yapılan fiziksel müdahaleleri engelledi; sadece elle yapılacak müdahaleleri kapsadı zira rap kültürünün gelişi ve iki ligin birleşimi ile fiziksel temas kavramı çok kaotik bir kapsama sahipti, düzen henüz oturmamıştı).
    - 1979-80: üç sayı çizgisi, abl ve aba'den sonra nba'de de uygulanmaya başlandı. alışkanlıkların ilk 8-9 senede pek değişmediğini söylememiz gerek; larry bird, bob mcadoo, jack sikma, bill laimbeer, sam perkins, george mcginnis, tom chambers, manute bol, clifford robinson (uluslararası oyunda da efsanevi arvydas sabonis) gibi öncüler hariç, 4-5 numarada şut menzili 1990'ların başına dek üçlük çizgisinin dışına pek çıkmadı. hoş, 90'larda da detlef schrempf ve toni kukoc gibi öncü avrupalı uzunların gelişi hariç pek bir değişiklik olmadı belki, ama bilhassa oversized peja stojakovic ve ulu dirk nowitzkinin gelişi ile 2000'lerde uzunlar yönünden de işler çok değişti.
    - 1983-84: bazı alan savunması versiyonlarına kimi hallerde müsaade edilmeye başlandı.
    - 1990'lar: sırtı potaya dönük 5 saniye kuralı - charles barkley ve adrian dantley gibi isolation canavarı skorerler sebebiyle getirilen bu kural, topu elinde tutan oyuncunun potaya sırtı dönükken hareketsizse ya da (2015-16'ya dek) top sektirme halinde ise en fazla 5 saniye içerisinde bir şekilde topu elinden çıkarmasını zorunlu kıldı. tempo ve seyir zevki artmaya başladı, ama satranç oynamayı seven sabırlı hücumcular azaldı.
    - 1995-96: üç sayılık atış halindeyken yapılan faullerde iki yerine üç adet serbest atış kullanılması dönemi başladı. bu da oyuncuların üçlük kullanmasını epeyce teşvik etti elbette.
    - 1999-2000: illegal defense ortadan kalktı - alan paylaşımı zarureti ve alan savunması, ilkin bu kuralın kalkmasıyla mümkün oldu. oyuncuların zayıf taraftan rakibe ikili sıkıştırmaya gitmesini yahut savundukları rakip oyuncudan belli bir mesafeden fazla uzaklaşmalarını engelleyen bu kural, özellikle hakemler için yorucu ve kafa karıştırıcı olabiliyordu. belki tümden kaldırılmayıp modifiye edilse, alan savunmasına karşı bildiğimiz en ölümcül hücum silahı halen daha dejan bodiroganın üçlükleri olacaktı.
    - 2000-2001: defansif üç saniye kuralı: gelişiyle birlikte shaq gibi uzunların boyalı alan ve faul çizgisi civarında tabiat itibarıyla yarattıkları haksız rekabet dengelendi. her ne kadar bu da illegal defense çerçevesinde yer verilen bir kural olsa da, kapsamı itibarıyla onun çok küçük bir kısmını ifade ediyor.
    - 2001: yarı sahayı topla geçme süresi 10 saniyeden 8'e indirildi.
    - 2001-2002: her türlü alan savunmasının serbest bırakılması - tabi defansif üç saniye olunca, merkezde bir sabit savunmacı bırakmak mümkün olmadı. işte tempo ve yatay hareketlilik, uzunlar için böylece daha da önem kazandı. ayrıca bu kural sayesinde görece daha az sert, daha az delici ve daha dayanıksız guardlar da çok daha kolay sayı ve asist kaydetme imkânına kavuştu (bkz: steve nash).
    - kasım 2004: meşhur detroit-indiana kavgası sonrasında bazı durumlara sıfır tolerans politikası uygulanmaya başlandı. bu noktadan itibaren uzuv veya gövde fark etmeksizin fiziksel temasa çok daha az müsamaha gösterildi, rap kültürü ve temsilcileri (bkz: allen iverson) (bkz: stephon marbury) tarzlarını terk etmedikleri sürece itibarsızlaştırıldı, tüm takım yetkililerine ve tribünde otursalar bile sakat oyunculara maçlarda takım elbise giyme kuralı zorunlu kılındı. seyircilere yönelik güvenlik tedbirleri sıfırdan yenilendi.
    - 2006: denver-new york arasındaki "sokak çetesi kavgası"ndan sonra (bkz: jared jeffries) (bkz: nate robinson) (bkz: j.r. smith) (bkz: carmelo anthony), oyunculardan ya da teknik ekiplerden hakemlere gelecek en ufak bir itiraz doğrudan teknik faulle cezalandırılmaya başlandı, her türden fiziksel temasa müsamaha sıfıra indi. oyuncular mekanikleşti, ruhları profesyonellik uğruna köreltildi. sokaktan gelerek kendini sahada ifade eden yıldızlar, yerlerini şov ve eğlence adına her türlü eylemi yapabilecek sporculara bıraktılar. o mücadeleci ruhun yerini, herkesin, en büyük franchise oyuncularının bile meta gibi görüldüğü bir düzen aldı.

    böylesi kural değişimleri olmasaydı (ki bunda çok kalitesiz oyuncu havuzları içeren draft'ler, uluslararası basketbol ekolünün yansımalarını kucaklama - tıpkı 70'lerde siyahîlerin sisteme dâhil olma süreci gibi - evresi, berbat idareciler ve 1990'lardan itibaren yaygınlaşan liseli oyuncu - ya da 2000'lerin ortasından itibaren one-and-done kuralı - furyası yüzünden sportif programları çöküşe giren ncaa'ler de epeyce pay sahibidir), biz bugün yine daha kaliteli, profesyonelce yetişmiş, sağlık ve bakım yönünden eskiye taş çıkartan ama uluslararası ekolün pick-n-pop ya da yugoslav faulü benzeri etkileri hariç yine 1980'lere ve 90'lara çok benzer zihniyetle basketbol oynayan bir nba izleyecektik.

    morey ball çok yeni bir tabir gibi durabilir, fakat fikrin sadece "orta mesafe şutlarını unut" bölümü bizler için yeni. tempo, (40'larda, 50'lerde ve 60'larda, daha doğrusu oscar robertson gelene dek kora kor mücadele ve savaşçılık ruhu yerine nezaket ve amatörlük ön planda olduğu için bu dönemi dışarıda bırakıyorum) 70'lerde sonics, suns; altın dönem olarak kabul edilmesi gereken 80'lerde (bad boys'dan önce) pistons, (sidney moncrieften evvelki) bucks, warriors, nets, knicks, hawks, (bilhassa son periyotlarda) showtime lakers; işin savunma yönünün ağır basmaya başladığı 90'larda run tmc - warriors, paul westhead temalı nuggets, 3jdönemindeki mavericks, 2000'lerde sonics, yine d'antoni - morey imzalı suns gibi nice kadro ve takım tarafından bir temel koşul olarak öngörülmüştü zaten. ama 81'de üçlük çizgisinin gelişi sonrasında yavaş yavaş menzil dışarıya kaydığı için bu tempo doğal olarak alan boşlukları ve paylaşımlar da doğurdu. ardından morey çıktı ve ille iki sayılık şut atılacaksa en garantili yol, yani pota dibinden atışlar tercih edilsin, aksi halde maksimum risk ve fayda kokan üçlük atışlar temel hücum arayışımız olsun, dedi.

    işte seyir zevkine balta vuran, oyunculardan sonra oyunu da ruhsuz ve mekanik bir hale sokan da bu düzen oldu. bu faydacılık, 1980'lerde cavs'in fecaat yöneticisi don delaneynin nba'den veto yiyen hatta kuralla yasaklanan o haraç-mezat işportacı zihniyetini yeniden hortlattı ve yeni düzene ayak uyduracak oyuncuları bulmak adına eskileri hallaç pamuğu gibi tasfiye etmekten zerre çekinmeyen danny ainge, sam hinkie gibi 'tanking' ve 'draft hakkı' hastaları ligin en büyük ve köklü pazarlarını ele geçirdi.

    neticede, eğer 1976 ya da 1979'daki nba final serisini, 1986'dan bir celtics - hawks maçını, 1987'den bir lakers - mavericks ya da jazz - rockets maçını, 1989-91 arasında bad boys pistons'ın herhangi bir normal sezon maçını, hatta 1983'teki 186-184'lük pistons - nuggets maçını izlerken aldığımız keyif, 1993'teki knicks - bulls doğu finalini ya da 2001'deki sixers - bucks doğu finalini veya 2004 ve 2005 nba finallerini izlerken aldığımız zevkle nitelik ve nicelik olarak aynıysa, yani normal sezon veya play-off fark etmeksizin kaliteli takımların kozlarını paylaştığı her maçı dönüp tekrar seyretmeye "tahammülümüz" varsa, fakat 2016 batı finali, 2016 ve 2017 nba finalleri, 2019 sixers - raptors doğu yarı finali, son birkaç yıldaki bazı boston ve utah maçları (ki onlar da 2004 pistons felsefesini yaşattıkları için güzel ve doğru basketbol oynuyorlardı) ya da thomas-turner-bradley-smart dörtlüsü varkenki bir celtics - warriors maçı hariç hiçbir play-off ya da normal sezon maçı bize tadı damağımızda kalan bir seyir zevki sunamıyorsa, hele hele normal sezon maçlarının hiçbirisinin ilk üç çeyreğini izlemeye "tahammül bile edemiyorsak" ortada bir sorun var demektir.

    abl ve aba, nba'e eğlence, tempo ve şov getirmişti. avrupa kültürü/uluslararası ekol ise nitelikli hücum ve en kısır malzemeden yapılabilecek kurnaz savunma sistemlerini aşıladı. ama bugünkü tablo, nba'in kural değişikliklerinde mücadelenin, rekabetin ve insan olmanın en kritik unsurlarını devre dışı bırakacak denli katı davranarak hataya düşmesi ve morey gibilerin yeni sistemin "bug"larını bularak bu durumdan istifade etmesi yüzünden oldu. 1998-99 ve 2011-12 lokavtları pek çok oyuncunun formdan düşüp kronik sakatlıklara boğulmasına vesileydi, ama sporcuları, camiaları ve takım organizasyonlarını tümden meta veya kimliksiz, tek tip varlıklar olarak görme zihniyeti, seyir zevkini düşüren temel unsurdu. bu konu, herhangi bir takımın las vegas'a taşınması halinde (basketbol o şehirde tamamen safi şov görünümünü alacağı için), ya da çin'in tüm naklen yayın anlaşmalarını ebediyen feshetmesi durumunda arşa çıkacak ve halihazırda naklen yayın ücretleri dışında nba takımlarının yarısından fazlası zarar ettiği için, nba kaybettiği rekabet kırıntılarını yeniden toplamak uğruna çalışmalara başlayıp nerede aşırıya kaçtığını ve hata yaptığını sorgulayacaktır.

    sonuç: citius, altius, fortius; yani daha hızlı, daha güçlü ve daha yükseğe prensipleri, her zaman saadet ve seyirci getirmiyormuş...

    edit: imlâ. ayrıca yeni atletik düzende artan sakatlıklar, adeta zaruri hale gelen doping ve open court gibi programlarda eski yıldızların şu demeci de konuya katkıda bulunabilir: "eskiden, 80'li ve 90'lı yıllarda yıldız dediğin oyuncular, yani kadroların alfa isimleri, takımlarını 6 temel kategoride sırtlamakla yükümlüydü: sayı, ribaunt, asist, tempo, liderlik ve savunma. özellikle liderlik ve tempo onlara bağımlıydı, diğer kategorilerde de takım içerisinde ilk 2'ye - 3'e girerlerdi. şimdi en fazla 2-3 kategoride takımlarını taşıyan yıldızları görüyoruz, çünkü değişen düzende onlar da geri kalan kategorilerin 'hamallığını yapmaya' gerek olmadığını biliyorlar, ama seyirciler de onların bu tercihi yüzünden onlarla kolay kolay özdeşleşemiyor".
6 entry daha