şükela:  tümü | bugün
549 entry daha
  • (bkz: anksiyete bozukluğu)

    kocaman bir peluş tavşanla doğumhanenin kapısında bekliyordum, hayalini kurduğum kişiye kavuşacağım için çok heyecanlıydım. bir süre sonra hemşire, kedi yavrusu gibi miyavlayan minik bir güzelliği kucağıma bıraktı. soluğum kesilmişti,oyuncak gibi bir şey fakat ses çıkarıyor, hareket ediyor. ilk tanışmamız böyle oldu kızımla.

    acıktığında, altını doldurduğunda, gazı olduğunda farklı tonlarda ağladığını keşfettim, gece defalarca uyanıp onu izlerdim, çoğu zaman o uyandırırdı zaten, anksiyetemin başladığı zamanlar o ana denk gelir. aklım çıkıyordu bir tatsızlık olacak diye. her geçen gün yeni bir güzelliğini keşfediyordum, bakışlarının anlam kazanması, ilk kelimeleri, ilk gülüşü, ilk defa yana dönmesi...

    kucağımdan inmez olmuştu artık, göbeğimde uyumayı çok seviyordu, beni çağırırken bile farklı bir ağlayışı vardı, neyse ki "baba" demeyi öğrendiği zaman bu ağlama son buldu. tüm zamanım onunla geçiyordu artık, çizgi filmlerin adını, çocuk şarkıları ve ninnilerin sözlerini ezberledim. bakıcıya güvenemediğim için işi bıraktım, annesi devlet memuruydu ben özel sektördeydim. artık bütün gün birlikteydik, oyunlar oynuyor, gezmeye çıkıyorduk. kızımı kimseye bırakmayacağımı kabul eden aile büyükleri sırayla bakmayı teklif ettiler ve bu sayede işe geri döndüm. sonra ilk okul heyecanını tattım, ilk mektuplaşmamız bu döneme denk gelir. yazmayı bilmediği için resim yapıp zarfa koyar ve okuldan almaya gittiğim zaman bana uzatırdı, aramızda değişik bir bağ oluştu. beyaz tavşanla başlayan peluş maceramız yüzlerce irili ufaklı oyuncaklarla devam etti 12 yaşına kadar.

    bir gün: "baba, bizim kimliğimiz var ama oyuncakların neden yok" diye sormuştu, 5 yaşında bir çocuğa bunu anlatmak zor olacağı için, internetten bir program indirip iki gün boyunca tüm oyuncaklara kimlik çıkardık beraber. hepsinin bir adı vardı, doğum yeri kısmına aldığımız ili, tarih kısmına aldığımız yılı yazdık. evcilik oynamayı o zaman öğrendim, eve gelen komşuydum, postacıydım, aşçıydım, kısaca onun hayalindeki her şeydim. boşandıktan sonra benimle kalmak istedi, iki yıla yakın birlikte yaşadık, saçını tarayıp okula götürdüm, beslenme çantasını hazırladım, kıyafetlerini ütüledim, annesiyle farklı şehirdeydik çünkü. zaman hızla geçti, kocaman oldu ve ben ondaki değişime bir erkek olarak yardım edemeyeceğimi düşündüm, başka bir kadını sevme şansım zaten yoktu, çok kıskanırdı beni. annesini yanına gitmesi gerektiğini söylediğim zaman çok ağlamıştı ama bu onun için aldığım en önemli karardı. ilk küslüğü de o zaman yaşadık, iki gün konuşmadı benimle. şimdi 14 yaşından gün almaya başladı, iki yıldır ayrıyız, tatillerde yanıma geldiğinde yine göbeğimde yatıyor, arada mektup yazmayı ihmal etmiyor ve birlikte yaşayacağımız günün hayalini kuruyor. beni hayata bağlayan tek şey de o zaten.

    bu kadar hasrete rağmen, bir çocuğum daha olsa yine kız olsun isterdim,baba olmak güzel bir duygu ama kız babası olmak tarif edilemez bana göre. yoksa her evlat değerlidir.
5 entry daha