şükela:  tümü | bugün
182 entry daha
  • kahvesini aldı ve masaya koydu. alkol ya da madde bağımlılarının hikayelerini paylaştığı sandalye düzeni vardır hani, tam olarak o hâlde oturmuş, birbirimizin yüzüne bakıyorduk. ama meselemiz sanattı. hatta çağdaş sanat. floransa'nın göz kamaştıran ustaca işlenmiş heykelleri değildi konumuz, boya tüpünü kemirip deliren ressamlar değildi. kavramsal sanat, arte povera, land art, fluxus, digital art... öncesinde dadaizm, kübizm, soyut ekspresyonizm, pop-art, minimalizm. zaten yavaş yavaş seyri değişmişti koşarak gittiğim dersin. örnekleri gördükçe kafayı yiyor, bunların kesinlikle insanların sanata olan bakışlarını değiştirmek için yapılan psikolojik oyunlar olduğunu düşünmeye çalışıyordum. veyahut insanların eseri görünce vermiş olduğu tepkiler üzerine yapılan sosyolojik analizler. fakat hiçbiri beni ikna etmiyordu. saçma sapan bir hâl almıştı artık mevzu. en son artist's shit örneğini görünce dayanamayıp kahkaha attım. bu neydi şimdi mk. yani hayalini kurduğum, yıllar sonra okumak için can attığım sanat ve bu dersleri veren sanatçıların geldiği nokta bu muydu? onlarca yıldır tartışılan sanat nedir sorusunu ben burada tartışmayacağım tabi ki ama o an bana verdiği hissiyat tünelin ucunun bombok bir yere çıktığıydı. işte tam da o noktada kendime sordum; "ben kimim ve burada ne yapıyorum?" ve cevapladım. "sen mühendissin kızım, git evine tezini yaz." duchamp'ın fountain'ine bakarken aklımdan termodinamiğin ikinci yasası geçti, derken akışkanlar mekaniği, diferansiyel denklemler...

    hoca kahvesini tekrar eline aldı, bir yudum içti ve "yani gençler bu adamlar manyaktı." dedi. gülümsedim. resim çantamı alıp çıktım sınıftan. bir sonraki derste nü çizecektim ya da kavramsal çalışıp kağıda kocaman bir çük çizecektim. olmadı. eve gidip poliüretan köpük üzerine yazdığım teze devam ettim.
122 entry daha