şükela:  tümü | bugün
223 entry daha
  • tarihi biraz kanlıdır. mö 510'da pers imparatoru darius, hindistan'ı işgal ettiğinde arısız bal veren kamışı bulmuştu. bu büyük bir sırdı ve yüzyıllarca öyle kaldı. ama devreye müslüman araplar girince bu sır açığa çıktı. araplar iran'ı işgal edince şeker kamışının üretimi ve yetiştiriciliğini öğrendiler. kamışı kuzey afrika ve ispanya'da da yetiştirmeye başladılar.

    şeker, avrupa'da ise tam anlamıyla haçlı seferleri sonucu duyuldu ve yayıldı. asiller ve şövalyeler evlerine döndüklerinde bu yeni bitkinin lezzetinden dem vurmaya başlamışlardı bile. akabinde şeker ticareti de alıp başını gitmeye başlamıştı. o kadar lüks bir üründü ki sadece kullanmak için değil, masaları dekore etmek için bile kullanılıyor ve şekerden tabaklar yapıyordu. üstelik tedavide de kullanılmaya başlanmıştı. doktorlar hastalarına güç toplasın diye şeker yemelerini tavsiye ediyordu.

    coğrafi keşiflere kadar bu ticaret venediklilerin elindeydi. şeker kamışları venedik'e gelir ve burada işenip satışa çıkarılırdı. ama amerika'nın keşfi ile beraber venedik en önemli gelirinden olmuş ve gitgide yok olmaya mahkum olmuştu.

    şeker, dünya tarihini şekillendiren bitkilerden birisidir. 1492'de colomb, hindistan'a gitmek için yelken açarken yanında bulunan bitkilerden birisi de şeker kamışıydı. çünkü avrupa, o tarihe kadar şeker ihtiyacını sadece hindistan üzerinden sağlayabiliyordu ve colomb ile kendi şekerini kendisini üretmek istemişti. peki noldu? ilk keşfedilen bölgedeki neredeyse tüm yerliler katledilip şeker kamışı tarlaları açılmaya başladı. caribean, barbados, antigua, tobago adalarında devasa şeker kamışı ormanları yükseldi. bu adaların kontrolleri için avrupa devletleri arasında savaşlar çıktı, adalar sürekli el değiştirdi ve bunun sonunca hindistan, endonezya, filipinler ve pasifik adaları sömürgeleştirildi, şeker kamışı plantasyonları kuruldu.

    elbette süreç burada kalmadı, son hızla devam etti. şeker kamışları avrupa'ya getiriliyor ve burada işlenip bir kısmı batı afrika'ya gönderilip köleler alınıyor ve bu köleler amerika'daki şeker kamışı çiftliklerine satılıp yerine şeker kamışı alınıyor ve bu kısır döngü devam ediyordu. 1800'lere kadar yaklaşık 12 milyon siyah insan öldü. milyonlarca amerikan yerlisi yaşadığı yerleri terk etti, dağlara çekildi, bir kısmı köle olarak kullanılmak istendi, ama başarılamadı. süreç sonunda şeker kamışı yetiştirilebilecek alanlarda neredeyse hiç yerli kalmamıştı.

    bu nedenlerden dolayı da avrupa'nın şeker üretimi önemli artışlar gösterdi. 1700'lerde avrupa'da kişi başına şeker tüketimi yıllık 1 küp şeker kadardı. ispanyol ve portekiz'liler amerika'dan gelen bol ürün ve altınlar ile tarihlerinin en şatafatlı dönemlerini yaşamaya başlamışlardı. ama altın bolluğu onlara huzur getirmedi. enflasyona yenik düştüler. çünkü ispanya'da o kadar altını işleyebilecek insan kalmamıştı. altını işleyecek yahudiler ya osmanlı'ya, ya da fransa'ya sürülmüştü. bir kısmı zorla hristiyanlaştırılmıştı.

    oysa ingilizler bu işi mükemmel bir şekilde götürdü. britanya adalarını son istila etme girişimininden de(ispanyollar denedi) kurtulduktan sonra yedi yıl savaşlarını da kazanınca gönül rahatlığı ile dünyaya hükmetmeye başladılar ve buhar makinasının icadından da sonra şeker kamışı yanına pamuğu da eklediler. artık geniş plantasyonlarında şeker kamışı ve pamuk üretiliyordu. bunları ingiltere'deki fabrikalarda işleyip tüm dünyaya satıyorlardı. yüzyılın ortalarında ingiltere'de 120 tane şeker kamışı rafinerisi vardı. 1800'lerin başında kişi başına şeker tüketimi 6 kg olmuştu.

    napoleon savaşlarından sonra avrupa'nın ortasındaki durum hafiften değişmeye başladı. napoleon devrinde ingiltere'ye kıta ablukası uygulanınca (ingiliz malları avrupa'nın içine sokulmuyordu), portekiz üzerinden kendi mallarını sokan ingilizler şekeri avrupa'ya sokmadı. böylece fransa ve almanya kendi şekerini kendileri elde etme yoluna gitti ve şeker pancarını keşfetti. ama ingilizler 5. ve 6. koalisyon kuvvetleriyle beraber fransızları yendi. malları artık özgürce yeniden avrupa piyasasına dadandı. ama fransızlar ve almanlar kendi şekerini üretmeye devam ettiler. şeker ihtiyaçlarının karşılanması için pancardaki şeker oranını yükseltmeyi başardılar ve en sonunda 1820'lerde ilk şeker pancarı fabrikasını da kurdular. ingiliz şeker üreticilerinin bu fabrikaya engel olmak için fabrika sahibine 1 milyon sterlin rüşvet teklif ettiği, ancak alman bilim adamının parayı kabul etmediği bilinir. o 1 milyon sterlin dudak uçuklatacak bir rakamdır. şöyle diyeyim, o zamanki ekonomik büyüklükleri ve işçi ücretlerini de baz alırsanız eğer, şimdinin milyar eurosu ile kıyaslanabilecek bir miktardır. sanayi devrimi ingiltere'de buharlı makinanın keşfi ve bunu tekstil fabrikalarına uyarlaması ile başladıysa eğer, almanya ve fransa'da şeker fabrikalarının kurulması ile başlamıştır. 1800'lerin sonunda şeker tüketimi oldukça artmıştı. günümüzde bu rakam kişi başına 70 kg'a kadar yükseldi.

    cumhuriyet türkiye'sinin ilk hamlelerinden birisinin şeker pancarı fabrikaları olduğunu unutmamak gerekir. çünkü şekerdeki dışarıya bağımlılık görülmüştü ve dışarıdan alınacağına kendimiz üretmek istemiştik. birinci dünya savaşında askerin en büyük eksikliklerinden birisi de şeker bulunamamasıydı. asker savaşması için gerekli enerjiden yoksundu. bunun sonucunda da yetiştirilmesi hayli zahmeti bir ürün olan şeker pancarı sayecinde çiftçilik de gelişti, sanayi de.

    günümüze gelince bu şeker oyunlarının hala daha bitmediği anlaşılıyor. şeker kamışı, pancardan 6 kat daha fazla şekere sahiptir ve işlenmesi daha kolaydır. ülkemizdeki şeker fabrikalarının teker teker kapatılmaya çalışılması ve yerine ucuz diye şeker kamışının dayatılması boşuna değil. şeker venedik'i tüm akdeniz'e hakim yaptığı gibi, ticareti elinden gidince batırmasını da bilmiştir. bugün en büyük şeker pancarı üreticileri almanya, fransa, abd ve rusya'dır. üretimleri yaklaşık yıllık 30 milyon ton olan bu ülkeleri 15 milyon tonla türkiye izliyor.

    şimdi ise süreç biraz değişti. zea mais lakaplı, amerikan orjinli bir bitki olan mısır, genetiği ilk değiştirilen ürünlerdendir. şu an piyasadaki ve hatta neredeyse tüm dünyadaki mısır çeşitleri genetiği değiştirilmiş ve yüksek verim veren mısırdır. esas önemli konuya gelelim;

    mısırdan sıvı şeker, yani fruktoz elde edilir. fruktoz ise vücutta tokluk hissi uyandırmaz. yani fruktozlu ürünleri sürekli yer, içersiniz ve içmeye de devam edebilirsiniz. (bkz: kola bağımlılığı) günlük ihtiyacımız olan şeker miktarı 32 gramdır. fazlası karaciğerde birikir ve insülin hormanı onu yağ yaparak karın bölgesinde depolar. çok daha fazlası karaciğerin iflasına bile neden olur. peki fruktoz nerelerde kullanılıyor? neredeyse tüm gazlı içeceklerde. maliyeti ne kadar? 1000 euro. şeker pancarından üretilen glukoz şekeri ise 1400 euro. colacılar daha fazla kazanmak için insan sağlını önemsememektedir.
28 entry daha