şükela:  tümü | bugün
50 entry daha
  • insan gerçekten geleceği tahmin edemiyor. mesela 2018'de çoğu insana sorsanız sinema ölüyor, artık sadece marvel filmleri yapılıyor diye şikayet edeceklerdi. ancak bu sene çok kaliteli filmler yayınlandı. önce joker ardından the irishman en son da farklı bir anlayışın ürünü olan marriage story geldi.

    ancak diğer filmlere göre marriage story daha riskli bir projeydi. çünkü joker, anti kahramanların yükseldiği, insanların ideallerden uzaklaştığı, hatta toplumsal normlardan nefret etmeye başladığı bir dönemin ürünüydü. the irishman ise hem çok önemli isimleri bir araya getiriyordu hem de bir veda gibiydi. çünkü insanlar martin scorsese, al pacino ve robert deniro'yu başka bir projede izleme şanslarının olmadığını biliyordu. bu yüzden filmin tutacağı da kesindi.

    ancak marriage story gerçekten sürpriz oldu. çünkü bir drama yapmak belki evet denenebilir ancak bu dönemde bir ilişki draması çekmek ve bunu tarihten birilerinin çalkantılı hayatını konu almadan yapmak cidden cesaret işi. ben de filmi merakla bekliyordum ancak ilişki dramasının temel bir tuzağı var filmi yapanlar için. eğer seyirci "iyi de bu iki insanın hayatından bana ne?" derse filmin bütün çabası yıkılıyor bir anda. ancak bu filmde durum böyle değil. şimdi filmin yazarı ve yönetmeni noah baumbach bu işi nasıl başarmış birlikte bakalım.

    --- spoiler ---

    normal bir ilişki dramasında senaryonun ilgi çekici olmasını istiyorsanız seyirciye sordurabileceğiniz en kolay soru "acaba ana karakterler finalde kavuşabilecek mi?"dir. ancak boşanmaya çalışan bir çift için bu soru pek mümkün değil. bu yüzden baumbach seyirciyi kazanmak için farklı bir teknik denemiş. film ana karakterlerin birbirleri hakkında görüşlerini anlattıkları iki sekans ile açılıyor. burada yönetmenimiz bir çift için olabildiğince doğal ve tatlı bir ilişki tasarlamış. ve bu kısmı güzel detaylar ile doldurmuş. mesela charlie, nicole'ün sürekli çay yapıp bunu evin bir köşesinde unuttuğundan bahsediyor ki bu da çiftin birbirini ne kadar iyi tanıdığını gösteriyor bize.

    filmin boşanma üzerine olduğunu biliyoruz öncesinde ancak bu hoş kısım bittiğinde kendimizi ilişki terapistinin karşısında bulunca birden bire aklımıza "çift birbirini bu kadar seviyorsa neden ayrılıyor?" sorusunu getiriyor ve film izleyicisini bu noktadan yakalayıp film boyunca ince ince bunu anlatmaya koyuluyor.

    film bunu da kör göze parmak yapmıyor. mesela açılış kısmında charlie ve nicole birbirlerini anlatırken de sorunlara işaret ediliyor ancak bunlara dikkat etmeniz gerekiyor görebilmek için en başta. mesela iki taraf da birbirlerinin rekabetçi olduğunu söylüyor. her ne kadar uzlaşmacı olsalar da boşanma sürecinin çetin geçeceğini anlıyoruz buradan. ayrıca charlie, nicole'ün bir film kariyeri olabilirdi ancak benimle new york'a gelip tiyatro yapmayı tercih etti diyor. ki bu da büyük bir işaret çünkü eğer ilişkilerde biri diğeri için bir şeylerden vazgeçiyorsa karşı tarafı ne kadar severse sevsin bu kararının aklına takılacağını, zamanla pişman olacağını ve karşısındakini suçlayacağını biliyoruz.

    bu anlatım tarzını film oyunculuklarla da birleştiriyor. ki sanırım en güçlü yönü de bu. normalde böyle son evrelerine gelen ilişkileri anlatırken flashback kullanılır. çünkü bu en kolay yoldur. ancak bu film hiç böyle şeylere girmiyor ve her şeyi oyuncularına yaşatarak gösteriyor size. bunun ilk örneğini nicole'ün, nora'ya evliliğini anlattığı sahnede görebilirsiniz. burada uzun planlar ile scarlett johansson'ın yüzünde ilişkinin mutlu, sıkıntılı, üzücü ve yıkıcı bütün geçişlerini izleyebiliyorsunuz. ki bu da muazzam bir anlatım farklılığı yaratıyor.

    filmin sonlarına doğru charlie'nin l.a.'de kaldığı evde geçen konuşma da aynı şekilde güçlü. burada sahne diyalog üzerine kurulu olduğu için biraz daha fazla kesme var ama uzlaşma ile başlayan bu sahnenin önce öfkeye ardından nefrete daha sonra yenilmişliğe geçişi çok iyi bir tonda hazırlanmış. burada göze batan tek nokta: her nasılsa scarlett johansson, adam driver'dan daha yaşlı görünüyor filmde. bunun da sebebini çözemedim. ki adam driver 36, scarlett johanson ise 35 yaşında ancak nedense filmde adam driver bir 5 6 yaş daha genç gösteriyor. bu da çiftin uyumunu biraz bozuyor. yine de bu durum dediğim gibi güçlü oyunculuklar ile kapatılıyor.

    oyunculuklar demişken laura dern ve ray liotta'dan da bahsetmek lazım. laura dern bu filmde karşı tarafı nasıl yönlendireceğini iyi bilen, tatlı tatlı konuşurken tehdit etmekten kaçınmayan, aşırı profesyonel ve başarılı nora adlı avukatı çok güzel canlandırmış. mesela uzlaşma sırasında charlie'nin sinirini bozacak sorular sorması, ancak öğle yemeği seçerken charlie'nin başarılarından bahsetmesi onun işi ve insanları çok iyi ayırabilen dehşet bir profesyonel olduğunu gösteriyor bizlere. ayrıca hali tavırları, temsil edeceği kadınla konuşmadan önce yakınlık kurmak için topuklu ayakkabılarını çıkarması, aile içinde baba ve annenin konumu hakkında yaptığı konuşma ve sırf kazanmış olmak için iki haftada bir gün fazla alması gibi karakterin hırsını ve işinde ne kadar iyi olduğunu anlatan onlarca detayı çok başarılı bir şekilde yansıtmışlar izleyiciye.

    ray liotta'yı ise goodfellas'taki henry hill olarak tanıyoruz çoğumuz. bu filmde ise nora ile mücadele eden ve işini sert yollarla halleden bir profesyonel olarak karşımıza çıkıyor. burada asıl nokta nora ve jay'in dahil oldukları davayı ne kadar stresli hale getirdikleri. çünkü bu insanların istediği bu zorlu süreci, insanları kırmadan, duyguları incitmeden yönetmek değil. tek bir amaçları var; o da daha çok kazanmak ve egolarını tatmin etmek. bu yüzden özellikle mahkeme sahnesinde izleyici olarak siz de charlie ve nicole kadar boğuluyorsunuz. ancak yönetmen de sanırım bu durumun böyle olacağını tahmin etmiş o yüzden bu kısımları çok uzatmamışlar.

    filmdeki bütün karakterler iyi yazılmamış bu arada. mesela nicole'ün annesi ve kız kardeşi sitcom karakteri gibi duruyorlar. muhtemelen bu karakterler tasarlanırken ağır ve gergin havayı dağıtmaları için böyle olmaları düşünüldü ancak bu karakterler sinirliyken size şaka yapılması gibi bir etki yaratıyor insanda. güldürmüyorlar üzerine, bu çabaları daha çok sinirlenmenize neden oluyor gibi.

    yine de ana karakterler ekseninden bakarsanız senaryonun yazım şekli size bu karakterlerin başarısızlığını unutturuyor. burada senaryonun başarılı bir noktası da size iki karakter arasında sürekli gelgit yaşatması. çünkü normal bir ilişki dramasında senarist bir taraf tutar ve siz de onu destekleyerek filmi izlersiniz. burada ise charlie, bencilliğinden dolayı nicole'ün kendisini değersiz hissetmesine neden olduğu için nicole'ün tarafında başlıyoruz. ancak boşanma sürecinde nicole, henry'i kendisine saklamaya çalışıyor gibi gösteriyorlar bize. bu da kendisinden öte baba-oğul arasına girdiği için antipatimizi kazanmasına neden oluyor. ayrıca burada yönetmen bize charlie'nin yaşadığı zorlukları da izletiyor. her ne kadar charlie, bencilliğinden ötürü aralarının bu hale geldiğini anlayamasa da çabası, nicole'e karşı saygılı davranması ve sürekli olarak yenilmesi nedeniyle film, suçluyu size kurban olarak sunuyor ve bu sefer de charlie'nin tarafına geçiyorsunuz.

    filmin güzelliği ise gerçekten de tarafsız olması ve sizi iki taraf arasında gezdirdikten sonra orta yolda buluşmanızı sağlaması. ki aslında bir tarafı seçmek ve izleyiciye o kişiyi destekletmek ve finalde o kişinin kazanmasını sağlamak izleyiciden daha kolay puan almanızı sağlardı. ancak bu tarz bir yapı filmin duygu geçişlerine uygun olmadığı için yönetmenimiz zor ancak hikaye açısından gerekli olan sona götürmüş bizi.

    filmin senaryo tekniğinden bahsettik, kesmeler dedik, ancak hayli dikkat çekici olan renklendirmesinden bahsetmedik. ki bence çok değişik bir tercih var burada. normalde bir film ya da dizi l.a.'de geçiyorsa oraya uygun bir renk kullanılır. bu renk genelde gün batımı, bol turuncular, bol morlar ve ışıl ışıl bir kent ile kurulur. buna örnek için californication dizisine bakabilirsiniz mesela. ancak bu filmde bundan farklı bir tercih yapılmış. çünkü californication'da l.a. heyecan verici, hüzünlü ve güzel olarak tarif ediliyordu. bu yüzden bu tür bir renk kullanımı kabul edilebilir. ancak bu filmde daha ağır bir konu işleniyor. bu yüzden gün batımının göz alıcı renklerini feda ederek pozlamayı açmışlar ve kör edici bir beyazlık vermişler her yere. mesela filme bakın, sarı diye bir şey yok neredeyse bütün açık tonlar beyaza çevrilmiş ve diğer renklerin doygunluğu azaltılmış. peki bu tercihin sebebi ne? bu filmde çokça anılardan bahsediliyor bu yüzden bu renk paletini ve pozlamayı kullanarak polaroid fotoğraflar gibi bir görüntü elde etmişler. bu da filmin üzerinde durduğu geçmiş temasının teknik ile birleştirilmesini sağlamış.

    --- spoiler ---

    film gördüğünüz üzere tamamen farklı bir çabanın ürünü. bunu da nicole ve charlie'nin yer aldığı gazete kupüründen anlayabilirsiniz. burada başlık olarak scenes from a marriage yazıyor. ki bu da ingmar bergman'ın ayrılık aşamasındaki bir çiftin hayatını anlattığı filminin adı. o yüzden filmin öykündüğü şey çok çok çok farklı gerçekten de.

    sonuç olarak film biraz durgun, biraz da belirsiz bazı konular. çünkü olaylardan ziyade olayı yaşayan karakterlerin düşünceleri daha önemli film için. bu da bence bir problem değil çünkü zaten son on senedir aksiyonlu ve fazla anlaşılabilir filmler yayınlandı. o yüzden bırakalım da böyle filmler yapılsın biz de keyifle izleyelim.
971 entry daha