şükela:  tümü | bugün
30 entry daha
  • türk futbolunun yıldız kavramına yeni bir bakış açısı getirmesi gerekiyor.

    türkiye 2010'larda değişti, bu değişim sonucunda artık sistemler sadece son rötuşlarla parlatmak için değil, daha en baştan doğru düzgün işleyebilmek için bile kaliteye ihtiyaç duyuyor. yani eskiden inşaatın temeli biraz daha sağlamken güzel bir dış cephe yapınca güzel bir bina ortaya çıkabiliyordu, ama artık temel sağlam değil, haliyle dış cephesini pahalı yapsanız bile güzel bir bina olmuyor, sadece kağıt üstünde kalıyor o güzellik.

    futbol da bundan nasibini aldı ve kulüpler, takımın yükünü çekecek oyuncuların bile şımardığı /görev seçmeye başladığı bir ortamın içine girdi. üstüne bir de yıldız diye kaprisli, sadece iyi sistemlerde iş yapabilecek oyuncular getirmeye devam ediyor. 2010'ların ikinci yarısıyla birlikte avrupadaki halimiz ortada. bu yüzden, 2020'lerde avrupada var olabilmek adına, türk takımları için gerçek yıldız nedir sorusunu yeniden cevaplamak lazım.

    yaz döneminde kolarov'un ismi fenerbahçe ile geçtiğinde buna ucundan değinmiştim (bkz: #91485166); artık a sınıf diyebileceğimiz yıldızlar türkiye'ye başarı için gelmiyor, parayla ikna ettiklerinizden de verim alamıyorsunuz. onun yerine artık yetenekten ziyade çalışkanlığı ve mental özellikleriyle o seviyede bir süre kalabilmiş oyuncular daha verimli olabilir. kolarov da bu yüzden doğru bir hedefti. artık a sınıfından roberto carlos, drogba gibi profesyoneller gelmiyor buralara, van persie, falcao gibileri geliyor. anelka, quaresma gibi kumar transferlerin de yavaş yavaş bu kategoriye girdiğini gördüğümüz için, mecburen o bahsettiğim sınıfa ait futbolcular burada başarılı olabiliyor; kuyt, gomez, adriano gibi.

    kısacası ülke ile birlikte türk futbolunun dinamikleri de 2010'larda değişti, artık 2000'lerdeki o lüksümüz yok, dolayısıyla herhangi bir kumara, şımarıklığa, hovardalığa yer yok, durumu düzeltmek için ya ciddi olacağız, ya da ciddi olacağız.

    değişen dinamikler gereği artık a sınıf yıldızları motive etmeniz mümkün değil, kendiliğinden profesyonel anlayışa sahip futbolcular getirmeniz lazım; bütçeniz de kısıtlı, o yüzden ancak yine o bahsettiğim sınıfa ait futbolculara yetiyor. tabii genelde bütçeler yine zorlanıyor (yani gelecekte kazanılacağı düşünülen, şu an "hayali" olan paralar; kredi, gelir temliği vs vs) ve yine yanlış sınıftan yıldız oyuncu getiriliyor.

    mario gomez bayern'de gözden çıkarılmıştı, ama beşiktaş formasıyla (kalsaydı) şampiyonlar ligi'nde bayern'i eleyebilirdi. veya; tudor hiçbir zaman barcelona-liverpool'u çalıştırmayacak olabilir ama galatasaray'da kalsaydı belki şl'de yarı finale çıkaracaktı.

    bu absürt varsayımlar işin kreması. söylemeye çalıştığım şey; türk futbolunun "yıldız" anlayışının artık değişmesi gerekiyor. büyük takım havasını solumuş, orada yetenekten ziyade çalışkanlığı sayesinde oynamış olanları getirip takımınızın lideri yapacaksınız. veya, kendi bünyenizde başarılı olanları, yıldız(!)lar için harcamak yerine elde tutacaksınız. sağ bekiniz yıldız, önliberonuz yıldız, forvetiniz yıldız, hocanız yıldız... türk futbolunu geçtim dünyada kimsenin böyle bir lüksü yok, her kulübün kendi şartları içinde bir dengesi olmalı.

    yani türk futbolunun şimdiki durumu için iki seçenek var, mümkünse ikisi birden:

    1) üst düzeyin görev adamları

    2) kendi yıldızın haline gelmiş, aşı tutmuş olanlar

    gerçek örnekler verecek olursak; van hooijdonk o kadar yaşlı olmayıp da kızağa çekilmeden 2-3 sene daha oynayabilseydi, fenerbahçe 2004-05 ve 2005-06 şampiyonlar ligi gruplarından çıkardı. nicolas anelka ile çıkamayan takım, hooijdonk ile çıkardı. veya; galatasaray lincoln, elano (sonra da misimovic) maceralarına girmek yerine, arda-keita-baros-kewell'lı kadronun oluşacağı döneme kadarki 10 numarası yine saşa iliç olsaydı 2009-10 avrupa ligi'nde çok daha ileri gidebilirdi. tıpkı marcelo'yu gönderdikten sonra getirilen, parasını alamadığı için kulüpten ayrılan pepe gibi.

    marcelo gitmezdi, pepe gitti. çünkü pepe'ye hayvani rakamlar taahhüt edilmişti, ödenemedi. iliç her pozisyona ayağını sokardı, lincoln deplasmanlara çıkmadı. çünkü lincoln'e gereğinden fazla yıldız muamelesi yapıldı. van hooijdonk'un eline bastonu ver oynardı, anelka son teknoloji motorla bile 1. vitesteydi. çünkü anelka bir kumardı, belki havasını bulur da patlar dendi, ama elde patladı.

    bakış açısı yanlış olunca, sizinle büyümek isteyecek mbwana samatta yerine falcao geliyor (bkz: #93395250). tam tersi de oluyor; oynadığı takımın çapına ve sistemine hiç bakmadan sırf oranın yıldızıydı diye max kruse getiriliyor (bkz: #91740924).

    dünya futbolu artık yeteneklerin değil projelerin kapışması haline gelecek. yani bir sistemi doğru zamanda modifiye edemezseniz uzun ömürlü olamazsınız. bu da türk futbolu için, en çok o yukarda bahsettiğim iki seçenekten biriyle (mümkünse ikisiyle) geçerli olabilir.

    1 milyon için mehmet aurelio'nun gitmesine müsade ederseniz, sezon sonunda kaybınız 15-20 milyon euro olabilir. veya miroslav stoch için zenit'ten gelen 17 milyon euro'luk teklifi kısa vadeli bir performans artışı gösterdi diye reddederseniz, kaybınız hem en az 17 milyon euro, hem de istikrarsız bir futbolcuya sahip olmak olabilir. tam tersi durumlar da aynı şekilde; tıpkı fernando meira'nın sırf gelir getirsin diye, mart ayı gibi (yerine transfer yapamayacağın) bir dönemde satılmasıyla birlikte galatasaray'ın düştüğü durum (kewell'ın stoper oynamasına varıncaya dek) gibi.

    yani doğru kararı doğru zamanda vermek zaten ezelden beri bir zorunluluk, ama türk futbolundaki bu kararlar, kimin "yıldız" yani gerçekten kritik olduğu, kimin olmadığı konusundaki yanlış bakış açısı yüzünden hep olumsuz sonuçlanıyor. sadece yabancılar / futbolcu bazında değil tabii. tümer'in sergen'e*, fernandao'nun van persie'ye, tudor'un fatih terim'e* kurban edilmesi gibi.

    sabri'yi emmanuel eboue'ye kurban edin amenna, yedek beklesin her zaman göreve hazır zaten, ama martin linnes iyice çaptan düşmüş mariano veya nagatomo'ya kurban edilmesin. can arat diego lugano varken oynamasın sorun değil, ama yasin çakmak bilica geldi diye gözden çıkarılmasın. arda turan başakşehir'e geldiğinde birazcık futbolla alakası olsaydı bile sürekli oynayacaktı, allahtan hiç niyeti olmadı, yoksa irfan can kahveci de bu kurban listesine dahil olacaktı.

    bu kararlar doğru verilse zaten kulüpler büyük borç yükleri altına girmeyecek, acil sıcak para ihtiyacı yüzünden yerel ligde şampiyonluğa odaklanıp avrupa kupalarını boşlamayacak.

    fayda/fiyat oranı en yüksek kimler? bunların içinde, faydası en yüksek olanlar kimler? bu soruları doğru cevaplandırıp kadrolarını güncelleyen kulüpler her zaman optimum kadrolarla mücadele ediyor zaten. türk futbolunun bunlara eklemesi gereken sorular ise şu: kim gerçekten yıldız? kim değil?
2 entry daha