şükela:  tümü | bugün
54 entry daha
  • debede gördüğüm başlık. çoktandır yazamadım iki kelam edeyim. aslında bayağı önce bu uçak hakkında detaylı yazmak istemiştim ama sonradan nedense boşverdim. kısmet bugüneymiş.

    efendim bu uçağın kariyeri amerika'dan şutlanışı öncesi ve şutlanıp avrupa'nın başına musallat edilmesi olarak ikiye ayrılabilir.

    amerika kore savaşı sırasında sovyet hava gücü ile ilk ciddi karşılaşmasını yapınca (sovyet hava gücü derken sovyet imali yeni nesil jetleri kastediyorum) şöyle güzelce bir tokatlanır. e tabi zamanında pilotu olmayan, pilot bulsa benzin bulamayan, benzin bulsa yağı yetmeyen, yağı yetse uçuracak uçak bulamayan luftwaffe'a (amerikalıların avrupa hava savaşlarında destanlar! yazdığı geç 1943 -1945 arası zamandan bahsediyorum burada) alışan cengaver amerikan hava gücü ilk defa kendisine denk bir hava gücü ile karşılaşınca afallar. o ana dek başkasının tokadını yemeyen kendininkini balyoz sanırmış diye ortalıkta salınan kabadayı misali usaf'ın generalleri, kıvrak ve hızlı sovyet tasarımı jetlerden 10 numara dayaklar yedikten sonra kurmaylarını toplar, düşünür taşınırlar ve kore çatışmalarında en önemli sorunlarından birinin yetersiz hızları olduğuna karar verip usaf için gelecekte üretilecek jetin çok hızlı olmasını isterler. istedikleri yeni uçak böylece kendisini takip etmeye yeltenscek herhangi bir sovyet uçağından kolayca kaçabilecektir.

    bu istek tasarım ekibine söylenir falan filan neyse neticede ortaya bu f-104 hedesi çıkar. bu arada usaf bu uçağa çok bel bağladığından tüm siparişleri f-104'e yöneltmiştir. uçağın çılgınca hızı usaf generallerini fazlasıyla tatmin eder ama bir savaş jetinde en olmaması gereken özelliğe sahiptir; yetersiz çatışma kabiliyeti.

    uçak yüksek hıza çıkması için feci güçlü bir motor+minimum yüzey alanı formülasyonuna göre tasarlandığından küçük kanatlara ve bir avcı uçağında pek alışık olunmadık t şeklinde bir yatay stablize kontrolüne sahiptir. küçük kanatlar uçağa sadece yüksek süratte havada tutunma yeteneği verirken t kuyruk muhtemel stall durumunu kabusa çevirir. ayrıca o dönemde jet motorları henüz yeni geliştirilen bir teknoloji olup yeterli güveninirliğe sahip değildir ama f-104 mühendisleri çok büyük bir risk alıp uçağa tek motor takarlar. bunun sonucunda elde edilen şey ise bir anda 2 mach sürate çıkabilen, arkasına takılan her tür düşman uçağını kolayca ekebilecek kadar hızlı ama bir hava çatışmasında neredeyse kesin ölüm demek olan neredeyse yüzlerce metrelik bir dönüş yarıçapına sahip, çok az bomba, füze ve yakıt taşıyabilen, iniş sürati bile 200 knot'ın (370 km/s!) üzerinde olan (bleed air olayına girmeden), en ufak motor probleminde uçağı kurtarmanın feci maharet istediği enteresan bir makinedir.

    usaf herşeye rağmen uçağı teslim alır ve kullanmaya başlar. ama uçuculardan gelen şikayetler bitmez. f-104'ün amerikalılar açısından operasyonel hayatını bitiren en önemli olay çok geçmeden yaşanır. hizmete girdiği dönemde yeni başlayan vietnam savaşı'na gönderilen f-104'ler daha görevlerinin başında hezimete uğrayan sonuçlar almaya başlayınca usaf uçakları fazla zorlamadan hemen savaş görevinden çeker, büyük kısmını air national guard denilen geri hizmet birimine postalar ve gelecekteki siparişlerin tümünü iptal eder. böylece f-104 hikayesinin ilk kısmı biterken uçak hem usaf hem de üreticiler açısından fiyasko bir ürün olarak tarihe geçmek üzeredir ama birilerinin aklına (muhtemelen uçağa milyar dolar basan amerikan hükümeti ile "biz bu kadar para yatırdık, adam çalıştırdık n'olcak bizim itü, odtü, boğaziçi mezunu mühendislerin hali?!bunların mayışını geçtim sigortası bile milyon dolar lan!!!" diye bağıran lockheed şirketidir bu adamlar.) bir fikir gelir ve "ya hacım biz bunları neden avrupa'ya itelemiyoruz?" derler. uçağın kaderi yeniden çizilir ve f-104 aslında önceden hiç hesapta olmayan bir şekilde "ya hocam süper bir uçak kaçırmayın!" propagandası yapılıp dönemin uzay, evren, atılgan konseptine uygun olarak sonuna höyhöy bir isim de takılarak f-104 starfighter diye nato'nun avrupalı müttefiklerinin önüne atılır. bu noktada da benim de çayımı tazeleme zamanım gelir...

    60'lı yıllara baktığımızda sovyetler de sovyetler denilerek milletin manyaklaştırıldığı, acayip gerginliklerin yaşandığı bir dönem karşımıza çıkıyor. 2. dünya savaşı'ndan yeni çıkmış bir avrupa hem maddi hem de manevi açıdan bitik ve yeniden toparlanma aşamasında olduğundan aslında savaş, bomba, top, tüfek adamların aklına gelecek en son şey. fakat amerika 1930'ların izolasyonist politikasından sıyrılıp bitap düşen ingiltere ve fransa yerine yeni nesil emperyalist devlet olarak sahneye çıkmaya başladığından beri kendisinin komünist kopyası sovyetler de öbür taraftan atlıyor ve avrupalıları sıkıştırmaya başlıyor. e elde yok avuçta yok, almanya'nın tüm silah fabrikaları sökülüp kaçırılmış, ingiltere desen ekonomik krizlerle boğuşuyor, fransa abidik gubidik durumda e doğu tarafındaki en önemli silah üreticileri çekoslovakya, macaristan, polonya sovyetlerin elinde olunca ne oluyor? yanıt basit amerika ortaya çıkıyor, ben avrupa'nın silah ihtiyacını karşılarım diyor garibim avrupalılar da sovyetler gelecek ağzımıza terlikle vuracak diye gidip amerika'dan ne var ne yok alıyorlar.

    gelgelelim f-104 öyle saçma sapan bir uçak ki amerika başta uçağı avrupalılara kabul ettiremiyor. sonra işte rüşvet vs derken uçak bir şekilde avrupa hava kuvvetlerine veriliyor. veriliyor verilmesine de uçağın boktan olduğu çok geçmeden ortaya çıkıyor ama o anda alternatifi bulunmadığından mecburen adamlar kullanmaya devam ediyor. fakat bu işte en çok çeken almanya. garibim almanya o sırada amerika'nın yarı sömürgesi olduğundan sorgusuz sualsiz yüzlerce f-104 kendisine iteleniyor. e uçak çok ama kayıp oranı da ona göre yüksek. alman pilot eşleri miting yapıyor bu uçağı alın kocalarımız boşuna ölüyor diye ama nafile. amerika devam diyor almanya devam ediyor kullanmaya. adamlar kendilerine göre revizyon falan yapıyorlar ama uçağın durumu belli, kayıp oranı bayağı bir yüksek devam ediyorlar.

    gelelim türkiye'ye. 1950'den sonra başa gelen inanılmaz ileri görüşlü ve başarılı sağ iktidarlar sayesinde müreffeh bir hale gelen, her mahallesinden milyoner fışkıran ve kapılarını sonuna dek amerikan sermayesine açan ülkemiz elbette ordusunu da amerika'nın feci kaliteli ürünleri ile doldurmayı ihmal etmiyor. önce adamların 2.dünya savaşı artığı pırpırlarını alıyor akabinde de jetlerini edinmeye başlıyoruz. f-104'de sonunda bize gelmekte gecikmiyor ve süper uçak, şöyle uçak böyle uçak diye alıyoruz.

    bu arada uyanık amerikalılar uçağın hava-hava çatışmasındaki feci başarısız performansını gördükten sonra oturup düşünüyorlar "biz buna nasıl bir görev veririz de bu uçağı itelediklerimiz fazla gakguk yapamazlar?" diye ve akıllarına süper bir fikir geliyor; derin darbe uçağı. bu ne demek? şu demek, f-104 ilk hat vurucu gücü olarak sadece hızından yararlanmak üzere en ileri ülkelere konumlandırılıyor. uçağın işe yarar temel görevi taşıyabileceği kadar yakıt ve taktik nükleer bombaları alıp bir saldırı anında sovyet hedeflerine saldırmak ve bir an önce oradan kaçıp geri gelmek olarak revize ediliyor. uçak maşallah 2 mach'la uçtuğundan sovyet radarı "ulan sınırda uçak var, igor koş pilotları kaldır" diyene kadar f-104 zart diye sovyet sınırından girip hedefine doğru tam gaz gidecek ve önleme yapılıncaya dek hedefini vuracak diye düşünülüyor. elbette biz de sovyetlerle sınırı olan bir ülke olduğumuzdan bu role çok geçmeden sokuluyoruz. fakat bizim sorunumuz şu; yapılan hesaplamalara göre f-104 ne kadar fazla yakıt alırsa alsın türkiye'den kalkan bir uçak sovyetlere bomba atıyor ama geri gelemiyor. mutlaka arada bir yerde yakıtı bitiyor. uçak vurulmazsa ya karadeniz üzerinde ya da sovyet sınırı içinde bir yerde yakıtı kesinlikle bitiyor. doğu'daki üslerde olanlar da geri dönüş yolunda sınırı çok zor geçip belki türkiye sınırından içeri girebiliyor. ama amerika vicdansız. rolü biçmiş, geri adım da atmıyorlar. napsın bizimkiler de kabulleniyor durumu ister istemez. (bu arada taktik nükleer bomba da şu belli bir bölgedeki ufak birimleri yok edecek şekilde tasarlanan ufak nükleer bombalar. yani bunları atarak komple bir şehir yokedemezsiniz. o işi yapanlar stratejik nükleer bombalar. kapasiteleri fazla onların. taktik olanlar ise en fazla belli bir bölgedeki bir askeri birliği, mesela bir tümen karargahını ya da bir alana toplaşmış birkaç yüz tankı kullanılmaz hale getirebilirsiniz.)

    bu arada cayır cayır uçak kayıpları devam ediyor, hem bizde hem de avrupa'da. mesela bizim kayıpların çoğu havada motor durması sonucu yeniden motor çalıştıramama ve stall'a girme kaynaklı. uçakta kanat olmadığından uçak süzülemiyor taş gibi döne döne stall oluyor ki bu durumdaki bir f-104'ü kurtarmak çok zor, yapana neredeyse peygamber gözüyle bakıyorlar. uçak kayıpları bir süre sonra normalleşiyor hatta. benim okuldan arkadaşım var babası f-104 pilotu, 2 tane f-104 atmış (bkz: hava kuvvetleri dili ve edebiyatı/#76838659) mesela. ama ilginç kazalar da var. mesela x üssünde bir f-104 motorcular bakım yaparken takat işlemi sırasında takozdan atlıyor ve ilerlemeye başlıyor. uçağın içindeki deneyimsiz bakımcı yakıt kesme valfini açmasına rağmen motor durmayınca panikle freni mreni unutup uçaktan yallah dışarı atlıyor. kendi başına ilerlemeye devam eden uçağı nasıl olduysa o anda oradan geçen üs komutanı görüyor ve koşa koşa ilerleyip hala kendi kendine giden uçağın kokpitine girmeye çalışıyor ama başaramıyor. maalesef uçak peşinde bakım ekibi ve üs komutanını takmış bir durumda ilerlemeye devam ederek en sonunda taksi yolunun kenarındaki hendeğe düşerek hasar alıyor ve sanırım kal edilmek zorunda kalınıyor.

    f-104 düşe kalka idame ettirilmeye çalışıldı bizim kuvvette. sonra oradan buradan hibe alına alına dağ taş f-104 oldu ülkemizde. 80'li yıllar geldiğinde de zaten artık kullanılacak bir tarafı kalmamıştı, hizmetten çıkarıldı gitti. o süreçte ilginç bir hikayesi daha vardır bunların, önceden de yazdım ama hangi entry olduğunu bulamadım. hizmetten çıkarılma sürecinde uçaklar üslerde kenarda bekletiliyor malum. bilen bilir eskişehir üssünde hava kar yağışlı olduğunda pist, taksi yolları böyle buz tutar. e şeltır önleri kapalı taksi yolları da öyle ama açılması lazım buraların yoksa uçuş olmayacak. bizim ekip kolayını bulmuş. hemen bir f-104'ü çeker aracına bağlayıp motor çalıştırıyorlarmış, sonra uçak motoru çalışır vaziyette çekere bağlı olarak bütün taksi yollarında, pistte dolandırılıyormuş. arada çok hafif gaz vererek kar, buz ne var ne yok eritip üssü yeniden uçuşa hazır hale getiriyorlarmış. işte f-104'ün bizdeki son hizmeti de bu şekilde olmuş.

    neticeye gelirsek maalesef vahşi ve saldırgan amerikan hegomonyasının en maddi ifadesidir f-104 benim gözümde. çoğu pilot yakınını üzüntüden kahreden, çoğu pilotu da sakat bırakan tam bir emperyalizm ürünü örneğidir. artık yıllanmış bir havacı olarak çok az uçağa karşı nefret duyarım ama f-104 bu uçakların başında gelir. f-104'ü uçarken canlı görmüş biriyim malum kafa kağıdı eskidi biraz. acayip kariyerinin sonlandığı zamanı da hatırlıyorum, televizyona falan çok çıkardı ben çocukken f-104 uçakları. e tabi o zamanlar bilmiyorum bu yazdıklarımı "offf uçağa bak" diyordum içimden. yıllar sonra ilk atandığım hava üssünde çok yakından görme şansım olunca "bu ney lan böyle" diye iç geçirdim. nedense sıkıntı bastı beni uçağın yanında hemen ayrıldım oradan. bilemiyorum belki de eskilerin hayaletlerini hissettim yanımda o anda...
3 entry daha