şükela:  tümü | bugün
45 entry daha
  • (bkz: #99133965)

    burada arkadaşımız söylenebilecek her şeyi, söylenebilecek en basit, aynı zamanda en akademik dilde söylemiş: solcuların tırt olmasıdır.

    popülizm, ırkçılık, yabancı düşmanlığı vs. bunlar asıl sorunu örtmekten öteye gitmez.

    ingiltere'deki son seçimleri takip edenler için solun kendi kendini bitirdiğini görmek o kadar zor değil. herifler bir tane bile somut icraat vaadi koyamadılar ortaya. dünyanın neresine giderseniz gidin, halk aksiyon ister, muğlaklıktan hoşlanmaz, netlik arar. mesela ingiltere'de kahir ekseriyetin kafasındaki ilk soru "ab'den çıkacak mıyız, çıkmayacak mıyız hacı? bir şey söyle" idi. johnson kesin bir şekilde çıkacaklarını söyledi, corbyn ise eveleyip geveledi. zaten her sol oluşumda olduğu gibi corbyn'in partisinde de kimse aynı fikirde değildi. partinin aldığı kararla kendi fikri çelişiyordu.

    bu durum abd'de de geçerli. trump, net adam kardeşim. yanlış, saçma, aptalca da olsa karar verip geçiyor. insanlar günlük sorunlarının üstüne bir de kendileriyle alakası asgari düzeyde olan meselelerle oyalanmak istemiyorlar. kudüs'ü israil'in başkenti olarak tanıma hadisesi mesela. ben bile bunu takdir ettim. tanıyın gitsin arkadaş! artık muallakta kalmasın bu olaylar. sanki abd'nin meseleye bakışını bilmiyormuş gibi davranmanın ne gereği var?

    sola dönelim. dünyada sol, çağın gereklerine hiçbir şekilde cevap veremiyor. ve-re-mi-yor. sol hala 60'ların, 70'lerin sloganik tezleriyle, hatta bir kısmı 19. yüzyıldan kalma manifestolarla siyaset yapıyor. ekonomi politikalarıyla ilgili elle tutulur planları yok. hayal satmaktan öteye gitmeyen vaatlerle hayatın gerçekleriyle henüz tanışmamış genç dimağları zehirliyorlar anca. varsa yoksa "eşitlik, özgürlük, kardeşlik" vs. gibi kendi elleriyle içini boşaltıp soyut kavramlara dönüştürdükleri ütopik teraneler... halbuki insanlar eşit olmadıklarını da özgür olmadıklarını da kardeş olmadıklarını da hiçbir zaman olmayacaklarını da biliyor. insanlar en azından kendi dar çevrelerinde istikrar istiyor. yeni çatışmalarla boğulmak istemiyor. sol ise sürekli yeni çatışmalara kapı aralıyor. marjinal gruplara kucak açarak o çok düşündükleri halkla bağlarını koparıyor.

    ve sol, her ne kadar "eşitlik, özgürlük, kardeşlik"ten yana olsa da kaybettikçe daha da saldırganlaşıyor, daha da ayrılıkçı oluyor. tam da bu noktada asıl amacının eşitlik falan değil, kendi elitini inşa etmek olduğunu açığa vuruyor. tabanından tavanına kadar kibre battığı halde hala o sevgi pıtırcığı, şirin, şeker çocuklar oldukları sanısıyla etraflarına kesif bir pesimizm yayıyorlar. bu saatten sonra toparlamaları da çok zor. 2020'lere girmek üzereyken tüm dünyada saflar hiç olmadığı kadar net, siyasi cephelerde tahkimat tamam... artık bulunulan noktadan ileri geri hareket kabiliyetleri oldukça sınırlı... o beklenen kriz de gelse her tarafın bahanesi hazır... sol kendini devinimden soyutlayarak, çağdışı kalarak kendi sonunu hazırladı. sol bu kadar arkadaşlar... oluru bu yani...

    bunları yazarken türkiye'yi dışarıda bıraktım. zira türkiye'de sol yoktur. adı sol olan ama mahiyeti solla alakası olmayan bir acayip yapı var.
40 entry daha