şükela:  tümü | bugün
16 entry daha
  • primitistler kendilerini doğanın kurtarıcısı sanıyorlar. onlar doğayı kurtarmak istemiyorlar. onlar doğayı insansız olduğu haliyle kendi kaderine terk etmek istiyorlar. doğanın başıboş bırakılması gerektiğini savunuyorlar.

    halbuki teknoloji ve medeniyet bizim adaptasyon yöntemimizdir.

    bir kuşun adaptasyonu uçmak, balığın yüzmek, tavuğun yumurtlamak, çiçeklerin polen saçmak.
    sonrasında kurbağanın sinek yakalayabilmek için uzun dilli olması,
    kaplanın ve aslanın keskin dişlerinin ve pençelerinin olması.
    ördek ve kazların suda yüzebilmek için ayak parmaklarının arasında perde bulunması,
    kaplumbağa'nın zırhı
    örümceklerin ağ örebilmeleri ve daha milyonlarca adaptasyon çeşidi.

    işte bu hayvanların hayatta kalabilmek için sahip olduğu güçler yani adaptasyonlar neyse insan için de teknoloji odur.
    insanın neden hiç pençesi, sivri dişleri, kürkü, kamuflaj yeteneği gibi özellikleri yok. insan neden çıplak ve aciz?
    insanın doğada hayatta kalabilmesi için geliştirdiği silahı beyindir. sivri pençe ve dişler yerine beyni ile mızrak ve ok yapar, soğukta üşümemek için doğuştan bir kürke sahip olmak yerine kendisine kıyafet üretir. insan tüm donanımlara doğuştan sahip olsaydı aklını geliştiremezdi. acizliğimizde bir lütuf var. bu acizliğimizden kurtulmak için mücadele veriyoruz ve teknoloji geliştiriyoruz. tüm doğayı egemenliğimiz altına alıyoruz.

    feministlere göre:
    devlet erkektir,
    şiddeti militarizmdir.
    ve şiddetin en büyük aracı teknolojidir.
    teknoloji hep askeri alanda gelişir.
    teknolojiyi de geliştiren kapitalizmdir.

    yıllardır bunu anlatmaya çalışıyoruz ama hala bir kişi bile anlayamadı.

    tarih boyunca teknoloji ile askeri kapasite arasında doğrudan bir ilişki vardır. insan önce kara savaşlarıyla başladı, ondan sonra denizlere açıldı. bundan bir yüz yıl önce savaşı havaya taşıdı. şimdi de uzaya taşınıyor.

    primitivistlere göre: tarımın bulunuşundan önce, insan kadın olarak düşünen ve doğa ile barış içinde olan bir kültüre sahipti. ancak tarım devrimi bunu bozdu.

    ortak bir atadan geldiklerine inanan klanlar; akrabalık sistemi içinde birbirine bağlı yapıları oluştururlar. çünkü tarım ile birlikte, sermaye ve mal birikimi oluşur, dolayısıyla mülkiyet de başlar. tarımla birlikte, toprağa bağlı hale gelir ve tarım yapamayacağı zamanın yiyeceğini de depolamak üzere örgütlenir. artık üretilen ürünlerin fazlasını depolamak ve saklamak için ambarlar, depolar gibi çeşitli yapılara ihtiyaç vardır. ürünlerin ve evcil hayvanların diğer klanların saldırısından korunması gerekir. tarım için kas gücüne ihtiyaç vardır. işte tam burada erkek işçi ve savaşçı figürü ön plana çıkar ve medeniyet bu düzenin üzerine gelişir.

    anaerkil toplumun eşitlikçi ve sınıfsız olmasına karşın; ataerkil toplum sınıflı, köleci, rekabetçi ve şiddete dayalı darwinist bir düzenle varlığını sürdürebilir.

    işte feministler, primitivistler ve komünistlerin iş birliği bu noktadan sonra başlıyor.

    kapitalizm erkektir. çünkü tarım devriminden sonra mülkiyet kavramı ortaya çıktı. mülkü ancak erkek kas gücüyle koruyabilir.
    komünistler bu mülkiyet düzenini yıkmak istiyor.
    feministler bu erkeklerin iktidar olduğu düzeni yıkmak istiyor.
    primitivisler bu teknolojik düzeni yıkmak istiyor. erkeklerin egemen olmadığı, mülkiyetin olmadığı, teknolojisiz doğal yaşamı savunuyorlar. bunların hepsi iş birliği halindedir.
    erkekliği yıkmanın en kolay yolu da erkekleri feminenleştirmektir. lgbt'de aynı şekilde bu amaca hizmet ediyor. yoksa lgbt'ye karşı fikirlerimizin homofobiklikle bir alakası yok.