şükela:  tümü | bugün
11 entry daha
  • netflix'in ağır topları the irishman ve marriage story filmlerinin arasında kaybolmuş şahane bir film. ancak altın küre'de dört adaylığı kapmış durumda. baş roldeki iki yaşlı kurdun adaylıklarının dışında senaryo ve en iyi film dalında da yarışa girmiş bulunmakta. en az birinden, muhtemelen oyunculuk dalında, ödül alacağı kesin gibi.

    peki filme gelecek olursak ne söyleyebiliriz? düşük bir beklentiyle harika sonuçlar alabileceğiniz bir film. zaten film, baştan aşağıya papa francis gibi mütevazi. sakin ve tadında ilerliyor. hikayesini iki gerçek karakterden beslenerek inşa ediyor. bunlardan biri hopkins'in canlandırdığı pope benedict, diğeri de pryce'nin hayat verdiği pope francis. hepimizin bildiği üzere son papa francis, sosyal eşitsizlik üzerinden hareket eden, futbol tutkusuyla tanınan, mütevaziliğiyle öne çıkmış ve aldığı radikal kararlarla hayranlık toplayan biri. son olarak, kilise üyelerinin karıştığı çocuklara yönelik cinsel istismar vak'alarında konuya gizlilik getiren "papalık sırrı"nı ortadan kaldırdı. filmde de ondan önceki papa benedict'in bu konudaki zaaflarına ve günahlarına değinilmeden geçilmiyor. filmin sesinin kısıldığı sahnede sanki, yıllarca istismara uğramış ve sesleri konuşmamaları için kısılmış cinsel istismar kurbanlarına yerinde bir gönderme yapılmış. papa benedict önüne konulan istismar dosyalarını yıllarca görmezlikten gelmiş.

    peki tek günahkar papa benedict mi sizce? değil elbette. filmde çok hoşuma giden bir söz vardı. "kimsenin suçlanmadığı bir yerde aslında herkes suçludur". bu sözün sahibi son papa francis de hiç masum değil. papa seçilir seçilmez hakkındaki iddialar da hemen gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. kendisi 1976-83 yılları arasında arjantin'i demir yumrukla yöneten askeri cunta rejimiyle işbirliği içinde olmakla suçlanmıştı. filmde bu suçlamalara pek çok gönderme var. bazı sahneler doğrudan papa francis'in geçmişiyle ilgili. şu anki kişiliğini anlamamız için bu sahnelerin varlığı gerekiyordu zaten. o yüzden senaristin bu tercihi yerinde olmuş.

    1976 askeri darbesinde arjantin'de otuz bine yakın insan, solcu ve yeni kurulan diktaya karşı olduklarından acımasızca öldürüldü. ve öldürülenlerin büyük çoğunluğu rejim tarafından askeri uçaklardan okyanusa atıldı. basit bir mezara dahi sahip olamadı bunca katledilen insan. sadece öldürmekle de kalmadılar, muhalif hamile kadınların ellerinden bebekleri zorla alınıp bu çocuklar rejime yakın ailelere verildi. hala gerçek ailesini bilmeden yaşayan binlerce insanın olduğu söyleniyor.

    darbe sadece solcuları değil, sol eğilimli cizvit rahiplerini bile öldürmekten çekinmedi. solcu olduğu düşünülen rahiplerin bir kısmı öldürüldü, bir kısmı da kilisenin koruyuculuğundan atılarak rejimin zalimliğine teslim edildi. rejime verilen rahipler aylarca işkence gördü. bunlara göz yumanlar arasında o günkü cizvit tarikatının başında bulunan papa francis de vardı.

    filmde tüm bu meselelere değinilmiş. bir suçlayıcı dil kullanmaktan ziyade biraz daha papa francis'in gözünden olaya bakmaya çalışmışlar. hatta papa'nın yanıdan durduklarını bile söyleyebiliriz. fakat bu duruş izleyici hiç rahatsız etmiyor. en azından ben rahatsız olmadım. çoğu mesele bizim düşündüğümüzden daha çetrefillidir. bu zor meselelere de içeriden yaklaşabilmek önemli.

    film, baştan sonuna kadar merak uyandırıcı. iki papa'nın sohbetlerini dinlemek ve arkadaşlıklarını izlemek çok keyifliydi. hatta filmin sonlarına doğru keyfinizin iyicene artacağını garanti edebilirim. bu arada film boyunca yağacağı söylenip bir türlü yağmayan yağmurun filmin sonunda gökyüzünden dökülmesi de hoş bir gönderme olmuş. belli ki ağlayan gökyüzü de meydanı kaplayan insan kalabalığı gibi sevinç göz yaşları döküyordu.
262 entry daha