şükela:  tümü | bugün
228 entry daha
  • üzerine söylemek istediğim bir şeyler olan ilişki türü. ama düşüncelerimi teorilere dayandırmaya öyle çok alıştım ki kendi kendime bir şeyler söylemek yerine okuduğum insanlar üzerinden gitmek istiyorum. (mesleki deformasyon böyle bir şey olsa gerek.)

    ilk olarak, duygusal bir bağ kurmadan cinsel ilişki kurmakla ilgili düşüncelerimin erich fromm ile benzer olduğunu söyleyebilirim. bütün kitaplarını yalayıp yutmamış olsam da (bir gün o da olacak.) ilk kez sahip olmak ya da olmak'ta bunun üzerine bir şeyler söylediğini fark ettim. (tabii, sevme sanatı'nı* daha önce yazdığı için onunla başlamak daha doğru olurdu; ama ben kendi deneyimlerim üzerinden gideceğim.) şöyle söylemiş:

    "eğlence veya sinirsel uyaranlardan gelen haz, doruk noktası aşıldıktan sonra, arkalarında bir boşluk ve bir üzüntü bırakırlar. çünkü maddesel tatminler, duygusal heyecanlara hiçbir zaman ulaşamazlar ve bu sürekli bir hayal kırıklığı getirir kişiye. içsel güçlere bir katkısı olmayan, akıl ve sevgi özelliklerinden kopuk bir çaba ile verimsiz uğraşılarının yarattığı bunaltıyı aşabilmek isteyen bir kimse, belki tüm enerjilerini bir anlık belirli bir hedefe yöneltmeyi başarırsa, anlık bir haz duyabilir, ama hepsi o kadar. insan olunmadan, insan üstüne atlamak mümkün değildir. doruk noktasındayken amaca ulaştığını sanan insan, o bir anlık zafer sevinci geçince, içinde hiçbir şeyin değişmemiş ve aynı bunaltının tüm boyutları ile giderilemeden yerli yerinde olduğunu fark edince, derin bir hüzne kapılır. eskilerin "post couitum animal triste est" (cinsel ilişkiden sonra hayvan üzüntülüdür) sözü, açıklamaya çalıştığım olayın sevgisiz ve maddesel cinsellik alanındaki görüntüsünü dile getirmektedir. böylesi bir cinsel ilişki, anlık doyumlardan öte bir şey kazandıramaz insanlara ve doyuma ulaşabilmek için daha fazla cinsellik, daha değişik cinsellik gibi yanlış bir yola iter bireyleri. sevgi olmaksızın, fiziksel ilişkilerden sevinç duymak mümkün değildir."*

    buradan ne anlıyoruz? arada duygusal bir bağ olmaksızın oluşan birliktelikte hissedilen şey sevinç değildir. orgazm bu işin neresinde? elbette ki onun varlığını yadsımıyoruz; ama kurulan bağ geçici olduğundan ötürü yaşanan hissiyat da geçici oluyor. duygusal açlık yaşayan insanların daha çok yemek yeme isteği gibi bir şey bu da. vücuduna ne kadar çok yiyecek girerse girsin, ne kadar çok sevişirse sevişsin bir faydası olmuyor. kişi, her zaman daha fazlasını istiyor ve ne kadar fazla olursa olsun o hissiyata doymuyor. benzer bir yoruma, sevme sanatı adlı kitabında da rastlıyoruz:

    "cinsel doygunluk peşinde koşmak, yalnızlığın doğurduğu huzursuzluktan kaçmak için girişilen umutsuz bir çabaya dönüşür, daha da artan bir yalnızlık duygusuyla sona erer. çünkü sevgisiz cinsel birleşme, iki insan arasındaki uçurumu ancak geçici bir süre için kapatabilir."* s. 20.

    sevgi olmadan yaşanan cinsel ilişkinin sürdürülebilir bir yapıda olmadığını söylememiz mümkün. bertrand russell'ın düşünceleri de fromm'unkilerle (tabii benimkilerle de.) örtüşmekte:

    "aşk öyle bir deneydir ki, onunla bütün benliğimiz, kuraklıktan sonra yağmur görmüş bir bitki gibi canlanır, tazelenir. aşksız bir cinsel birleşmede ise böyle bir hazzın zerresi yoktur. kısa süreli haz sona erince, bir yorgunluk, bir tiksinti, bir yaşamın boş olduğu duygusu içimize çöker."*

    bu noktada, konuyla çok ilişkili değil gibi görünse de bence ilişkili olan bir video üzerinden devam etmek istiyorum. bundan 2.5 yıl evvel bir arkadaşım bülent somay'ın konuşmasını göndermişti. bu aralar aklıma geldi, yeniden dinledim. bülent somay, august weissman'ın teorisine gönderme yapıp şöyle söylüyor: "iki tek hücreli birbirlerine yaklaşıyorlar, değiyorlar, değdikleri noktada hücre zarlarını açıyorlar. plazma alışverişi yapıyorlar. sonra tekrar kapanıyorlar ve canlanmış olarak yollarına devam ediyorlar." freud demiş ki "bu, cinselliğin atası; ama üremenin atası değil." bu iki tek hücrelinin plazma değiş tokuş yapıp canlanmasını insana çevirirsek de şöyle bir şey oluyor: "iki birey birbirlerine yaklaşırlar. karşılıklı olarak birbirlerine kabuklarını açarlar. (geçici bir süre için.) ve bu alışveriş sonucunda da canlanmış, gençleşmiş olarak yollarına devam ederler." bülent somay, bunu aşk ya da cinsellik olarak yorumlamış. "duygusal bağ kurulmadan cinsel ilişki" gibi bir alt sınıflandırma yapmamış.

    bülent somay'ın weissman'ın teorileri ile ilgili anlattıklarından çıkardığım sonuç üzerine şöyle bir yargıya varabilirim: duygusal birliktelik olmadan yaşanan cinsel ilişkide bireyler birbirlerine tam olarak içlerini/kabuklarını açmıyorlar ve plazma değiş tokuşu yapmıyorlar. çünkü "sevmek, içini açmaktır." demiş oruç aruoba ve sevginin içinde var olmayan bir cinsel birleşmede de bu "içini açmak" eylemi benzer şekilde gerçekleşmiyor. bu görüşü de yine erich fromm'un bir sözüne bağlamak istiyorum: "sevmek, sevilen insanı (ya da şeyi) canlandırmak, onun yaşam duygusunu arttırmak anlamına gelir. aynı zamanda, kişinin kendisini de canlandıran, yenileyen ve hareketlendiren bir süreçtir."* plazma değiş tokuşu yapan tek hücrelilerin birbirlerini canlandırması gibi sevme eyleminin de insanların birbirlerini canlandırdığını söyleyebiliriz. dolayısıyla da duygusal birlikteliğin cinsel ilişkideki önemini vurgulamış olabiliriz.

    bütün bunları ne kadar bildiğim tartışılır elbette. ama kendi deneyimlerimden ve bu deneyimlerimle ilgili olarak düşüncelerimden ve benzer görüşte olduğum yukarıdaki amcaların görüşlerinden de ifade edebileceğim gibi bu "bence" böyledir. ha siz bu ilişkiden memnunsunuzdur, olabilir. zaten etrafta da sürüyle fast food yeyip obez olan insan var. (captain fantastic geldi aklıma, onlar da bu duruma dokundurma yapmışlardı, ona da sevgiler.)

    insanların asıl ihtiyacı sevgi iken bu ihtiyaç bu koşullarda gideriliyor mu? bilmem.

    düzeltme: iyelik eki ekleme.
96 entry daha