şükela:  tümü | bugün
33 entry daha
  • kendi dertlerimin içine gömülmüşken kaçırdığıma üzüldüğüm bir haber olmuştur. ilgili bağlantıdaki yazar tarafından çok basit bir şekilde avantajları izah edilmiştir ama bu eğer gerçekse rusya'nın askeri açıdan inanılmaz bir güce kavuştuğunu gösteren ve oyun alanını değiştirecek bir sistemdir.

    öncelikle sistemin mühendislik başarılarına değinmek gerekirse,

    1) entalpi kavramını ve özellikle toplam entalpi kavramını araştırmanızı öneririm. sesten 27 kat hızlı gitmek, hangi atmosfer katmanında olduğunuza da bağlı olarak, havaya ait durma entalpisinin en düşük ihtimalle, atmosfer sıcaklığının 216.65 kelvin olduğu bölgeyi baz alacak olursanız, 32 mj/kg'lık bir toplam entalpiye karşılık gelir, ki bunun denge sıcaklığı basınca da bağlı olmakla beraber 8 ila 9 bin dereceden az olmayacaktır.

    bu entalpiyi açıklamak gerekirse, havadaki bütün oksijeni ve dahi nitrojeni bağlarını kırarak atomik düzeye ulaştırabilecek bir entalpidir. bunun üzerine çıkacak olan hızlarda ilgili mühendisin artık iyonize gaz koşullarına göre sistem tasarlaması gerekir.

    sistem manevrasını atmosfersiz ortamda yaparsa, üzerinden geçecek olan havanın debisi oldukça düşük kalacağından dolayı termal açıdan biraz daha rahat manevralar yapabilecektir. yine de, 27 mach çok dehşet verici bir durma sıcaklığı demektir. ablatif olmayan bir çözüm ancak 100-70 km irtifa arasında bir işe yarayabilir. meraklıları için ay'dan astronotları getiren sonda atmosfere giriş sırasında 32 mach yapabilmiş, bir aerotermodinamik araştırma sondası olan esa'nın tasarladığı mikro yapı ise 42 mach yapabilmiştir.

    2) bu füze manevra yapabilen bir füze olarak tanımlanmış. yani balistik değil taktik bir füzedir. ruslar literatüre hipersonik taktik füze olarak yeni bir sınıf kazandırmış olabilirler. abd'nin nato misyonu çerçevesinde başta kürecik olmak üzere birçok ülkeye yerleştirdiği füze savunma sistemlerini kolaylıkla çaresiz bırakacak bir seviyedeler.

    bu noktada en büyük avantaj, ve sıradan bir subayı kara kara düşündürecek olan terim ise hypersonic maneuverability, türkçesiyle ses ötesi manevra yapabilme becerisidir. mevcut durumdaki radarların çoğu balistik füzelere karşı önlem olarak devreye alınmıştır. balistik füzeler de bu kadar yüksek hızlara çıkabilirler ama herhangi bir itki sistemi taşımadıklarından dolayı da parabolik bir rota çizerek ilerler. kontrol yüzeylerine sahip olsalar da, itki sisteminin yokluğunda bu durum düşman savunma füzelerini yanıltacak kadar büyük manevralar yapmalarına izin vermez.

    hipersonik hızlarda manevra yapabilecek olan bir sistem karşısında bir savunma sistemi ben kıt bilgimle düşünemiyorum. 27 mach birçok atmosfer modeli için durma streamline ı üzerinde plazma fazının sınırıdır. hatta bazı irtifalarda füzenin üzerinde ve iz bölgesinde plazma akışının oluşmasına neden olur. bu enteresan bir şekilde elektromanyetik radar ağlarının üzerinde bir gürültü yaratarak takip edilmesini zorlaştırır. üstteki yazarın dediği gibi lazerden başka bir sistemle tespiti mümkün olmayabilir ama lazer de dağılmayan bir ışık olduğu için geniş alanı nasıl tarar bilemiyorum, neyse ben elektronik mühendisi değilim zaten.

    3) itki sisteminin nükleer olması ise başlı başına bir mühendislik başarısıdır. standart roket motorları ile atmosfer dışına çıkılabilir ama bunlar faydalı yükte çok ciddi kısıtlar getirir. çünkü roket motorlar oxidizer'ını da üzerinde taşır, yani bir anlamda havasız ortamda çalıştıklarından dolayı yakıtı yakacağı havasını da üzerinde taşır. bunun yerine hava soluyan scramjet türevi motorlar ile mesafe kat edilirse de, itki ve dolayısıyla kontrol yüzeyi yokluğunda itki kontrol sistemi atmosfer modelinin bir fonksiyonu haline gelir. yani,

    a) atmosfersiz ortamda itki üretemezler
    b) düşük atmosfer yoğunluğunda drag'ı yenecek itkiyi üretemezler
    c) yoğun atmosfer ortamında aşırı ısınırlar motorun iç yüzeyi bu ısıyı taşıyamayabilir
    d) yüksek mach sayısında yanma verimleri düşer

    bu faktörler manevra kabiliyetinde çok ciddi bir kısıtlama demektir.

    nükleer itki ise muhtemelen, emin değilim ama mantıken böyle olması lazım, iki sistemin dezavantajından kurtulurken avantajlarını birleştirir. öncelikle nükleer yakıtın ısıl değeri yüksektir. yani çok fazla parazitik ağırlık taşımanıza neden olmaz. ikinci olarak nükleer itki sistemi oksijenle çalışmaz, yani hem roket motoru kadar ağır değildir hem de scramjet gibi havaya ihtiyaç duymaz. zaten yakıt olarak sıvı hidrojen bile kullansanız, scramjet ile 27 mach'a çıkabileceğinizi sanmıyorum, hem zaman ölçekleriniz reaksiyon için çok küçük olur, hem de drag'ı yenecek itkiyi scramjet üretemeyecektir.

    mühendislik kısmını özetleyecek olursam, rusya eğer gerçekten böyle bir silah sistemi tasarladıysa bir mühendis olarak bunun takdir etmemek mümkün değil.

    bunun askeri, siyasal ve ekonomik sonuçlarına gelecek olursak balistik sistemlere karşı kurulan ve nato'nun yerleştirdiği birçok savunma sistemini şu an muhtemelen kadük hale getirdiler. nükleer itki muhtemelen menzil meselesini çözmüştür ama çözememiş halinde bile avrupa'nın kahir ekseriyetini tehdit edecek düzeyde olduğu anlaşılıyor.

    1) nükleer harp başlıklarının füzelerde kullanılması ayrı bir trajedi yaratma potansiyeline sahipken, nükleer itki sistemlerinin kullanımı ve bunun sahada değiştirdiği denklemler başlı başına bir araştırma gerektiriyor. fransa'da ve muhtemelen birçok avrupa ülkesinde de nükleer silahlar olsa da, abd dışındakilerin konvansiyonel düzeyinin rusların sistemleriyle başa çıkabilecek güçte olmadığı kanaatindeyim çünkü 5-10 mach arası uçabilecek, faydalı yükü düşük ve manevra kabiliyeti kısıtlı nükleer füzelere karşı rusya'nın bu sistemi savunma sistemi olarak kurgulaması durumunda alt etmesinin önünde pek de bir engel yok.

    2) ayrıca bu sistem, eğer gerçekten nükleer itki sistemine sahipse bir anlamda scramjet ile uçurulacak olan birçok sistem için yapılacak olan arge çalışmalarını bir anda gereksiz bir noktaya da getirebilir zira scramjete geçişin arka planında ağır olan roket motorlarından kurtulmak ve manevra kabiliyeti kazanmak vardı, hava solumak yerine kafasına göre manevra çekebilecek bir nükleer itki sistemin varsa scramjete ihtiyaç kalmaz, en azından küresel güçler için.

    3) avrupa şu an ikinci dünya savaşı sonrası dönemde bütün savunma misyonunu nato üzerinden abd'ye emanet etme kararının bedelini ödüyor ve rusya'nın bu hamlesine bakılırsa da ödemeye devam edeceğe benziyor. kabul etmek gerekir ki, başta almanya olmak üzere soğuk savaş döneminde gelişen sanayi ortamı ve düşük savunma harcamaları sayesinde oldukça yüksek bir refaha kavuştular. yani bugün alman arabalarının ününe ün katan durumunun arkasında nato'nun sağladığı güvenlik ortamının çok ciddi payı var.

    başta fransa olmak üzere birleşik avrupa ordusu kurma fikri içinde olan güçlü ab üyelerinin varlığı bir sır değil. nato'ya bu kadar yaslanmış olmaları kendilerini biraz rahatsız etmişe benziyor, ki rusya'nın geliştirdiği bu sistemden sonra bu rahatsızlıklarının giderek artacağı aşikar. öte yandan ab'nin önünde çok fazla da bir seçenek aslında yok. nato'ya alternatif ve abd'ye ödenen haracın önüne geçecek bir birleşik avrupa ordusunun savaş gücünün ne olacağı belirsizdir.

    ya nato üzerinden abd'ye güvenmekten vazgeçecekler ve bu orduyu kurma fikri üzerinde adımlar atacaklar, ya da nato'ya daha sıkı sarılmaya çalışacaklar. eğer ilk adımı atarlarsa bu gerçekten şaşırtıcı olur. çünkü ikinci dünya savaşından beri eski sömürgeleri haricinde hiç ciddi bir çatışma ortamı görmemiş olan avrupa ordularının savaşma gücü, aktif olarak farklı coğrafyalarda gerek veraset, gerekse kendi topraklarında etnik kökenli gayri nizami harpte uzmanlaşmış olan rus ordusu karşısında vasatları oynayacaktır.

    bunun yerine rusya'ya ödün vermeyi deneyebilirler ama mevcut düzenlerinde ab'nin istediği bir şey olduğunu sanmıyorum.

    3) türkiye'nin nato içerisinde, özellikle de soğuk savaş dönemindeki rolünü küçümsememek gerekiyor. askeri hiçbir katkısı olmadığını var saysak dahi, ki kesinlikle var, türkiye'nin nato üyeliği teorik olarak avrupa'nın o dönemde dibinde sovyet tehdidi varken birçok küresel ölçekli marka çıkarabilmesine, özellikle avrupa otomotiv markaları olmak üzere, olanak sağlamıştır.

    içinde bulunduğumuz coğrafya nedeniyle biz endüstriyel gelişime avrupa kadar açık olamasak da, birçok farklı terör örgütüyle geçen senelerce süren mücadeleler, kıbrıs müdahaleler, ve kuzey ırak ve kuzey suriye'ye birçok operasyon derken, ordunun savunma kabiliyeti ve muharebe tecrübesi avrupa ile kıyas götürmeyecek düzeyde yüksek.

    zaten böyle bir ülkenin 100 yıl boyunca böyle berbat bir coğrafyada yıkılmadan durabilmesinin de en sağlam kök nedenlerinden biri budur. kısacası, nato avrupa ülkeleri tarafından gözden çıkarılmadığı sürece türkiye denklemi doğru okuyarak tehditlere boyun eğmeden s400 tedariki konusunda doğru bir adım attı denebilir. avrupa kendi birleşik ordusunu kuracaksa bunu türkiye olmadan yapamayacak durumda ve bu da çok nettir. türkiye açısından kritik olansa, böyle bir hamle yapılacağı durumda son derece belirsiz olacak ara süreci nasıl yöneteceğidir. bu bir anlamda tıpkı türkiye'den toprak ve boğazlarda üs talep eden stalin dönemine benzeyen bir türkiye rusya ilişkisi dönemi yaratabilir.

    4) yıllar içinde avrupa'nın yaptığı en temel hata endüstriyel üretime ağırlık vermek ve görece iş yapabilecek genç bir nüfusu varken harp sanayisine gereken ağırlığı vermemiş olmaktır. bugün nüfusları yaşlandığı için güçlü iş gücü eksikliğinde nato yerine kendi sistemlerini yerleştirememelerinin en büyük sıkıntılarından birisini yaşıyorlar.

    bilgi birikimleri yüksek olsa da, bunu nihai ürüne götürecek olan süreç oldukça uzundur. öyle ki, bazı savunma sanayi projeleri 20-30 yıllık takvimlerle planlanır. bugün rusya bu silahı geliştirmişse bunun en iyi ihtimalle en az 20 yıllık arka planı olmalıdır, ki bu da o dönem sovyetlerin çöküş sürecini lehine kullanan nato'nun birçok doğu bloku üyesini nato'ya almasına ve rusya'yı çevreleyen bir şekilde savunma sistemleriyle donatmaya başlamasına neden olan rus tepkisinin bir dışavurumudur denebilir.

    5) nato içinde çatlaklar bir yana, gerçi bu durum ters teperek nato'yu tekrar avrupa ülkeleri için allah moduna da yükseltebilir, bu durum dünya'nın farklı bölgelerinde ab(d)/rusya çekişmesinin dinamiklerini dahi etkileyebilir. kuşkusuz bunların başında da orta doğu gelmektedir. ab'nin zaten doğru dürüst bir orta doğu politikası ve olayları etkileme gücü söz konusu değildi fakat bu durum direkt olarak abd açısından da kendi toprakları üzerinde bir tehdit algısı yaratma potansiyeli taşıyabilir.

    bunlar bir yana, mesela orta doğu bölgesinde rusya ile veraset savaşı yürütürken avrupa'nın güvenlik çemberinde kabullenilmiş bir zafiyet abd'nin bu veraset savaşında neleri göze alabileceğini de baskılayan bir unsur yaratır. şunu kabul edebiliriz ki kimde ne kadar nükleer silah olduğunun bir önemi yok, nükleer savaş her türlü bütün gezegeni yok etme potansiyeli taşıyan bir unsurdur. öte yandan, konvansiyonel de olsa nükleer güçteki ve nükleer başlık olmasa bile normal füzelerde sağlanan üstünlüğün sadece moral değil gerçek düzlemde politik yansımaları da ama öyle ama böyle olacaktır.

    ayrıca yıllar boyunca, barışçı sanayisini geliştirme fırsatını nato sayesinde yakalamış olan bir avrupa'nın olası bir savaşta kaybedeceği refah düzeyinin rusya'nınkiyle karşılaştırılması mümkün değildir. savunma sanayi gibi bir alanda ise gelişmekte olan ülkelerden nitelikli beyin göçü almak da kendileri açısından riskler barındırır.

    6) eğer gerçekten rusya bu dediği silahı geliştirmişse, bunun pentagon'da baya bir insanı rahatsız ettiği tartışmasız bir gerçektir. öte yandan, mevcut teknolojik düzeyiyle abd'nin böyle bir silaha karşı eğer halen üretmemişse, ki sanmıyorum, benzer bir teknolojiyi üretmesi de çok zaman almayacaktır. yine de, bu silahın aynısını üretmiş olmak ile bu silaha karşı savunma yapabilecek bir sistemi üretmiş olmak arasında ciddi bir fark vardır.

    yıllardır savunma sistemleriyle öne çıkmış olan rusya'ya karşı coğrafi konumu nedeniyle kendini avrupa'ya nazaran daha rahat hisseden abd'nin kendini savunma sistemlerinden ziyade saldırı sistemlerinde gelişmeye adaması karşısında rusya'dan böyle bir hamlenin gelmesi abd açısından ciddi bir handikap olarak kalmaya devam edecektir.

    rusya gibi; gelişkin bir refah toplumu, gelişmiş insan hakları, yüksek standartlara sahip olmayan halkı olan bir ülkenin (tabii ki ab ve abd'ye nazaran) olası bir savaşta kaybedecek daha az şeyinin olduğu da bir sır değildir.

    özetle eğer gerçekten böyle bir silah geliştirilmişse, bunun reel politikte çok ciddi yansımaları olacağı muhakkaktır. ekonomik düzeyde çin'in, askeri düzeyde ise rusya'nın attığı bu adımlar neticesinde dünya'nın soğuk savaş sonrası tek kutuplu düzenden ciddi anlamda yeniden çok kutuplu bir sürece doğru evrildiği ise ortada duran en temel gerçek gibi görünüyor.

    düzeltme: nükleer itki kısmından tam olarak emin değilim, gerçekçi olmayabilir ama durum bu haliyle dahi bile yeteri kadar ürkütücü görünüyor.
13 entry daha