şükela:  tümü | bugün
  • mustafa şerif ilden'in sarıkamış hatıralarını yazdığı kitapta enver paşa hakkında şu bölüm anlatılır.

    edirne’de bazen otomobille gezerdik. enver paşa şoförü bir yana iter ve otomobili kendi kullanırdı. canımız ağzımıza gelirdi. ne dere dinler, ne tepeyi görür, inişe yokuşa en büyük süratle sürer götürürdü, bize neler çektirmezdi (…) aceleci, inatçı, dik başlıdır.

    enver paşa geride karargahta oturup muharebeyi yönetmesi gerekirken en önde avcı hatlarında gezmekte, askerlere o anda aklına esen emirleri vermekte, birlikler arasında koordinasyonu bozmaktadır:

    akşam oldu saldırı eldeki birkaç yüz eri ve yirmi otuz subayı gömmekle sonuçsuz olarak bitti, fakat enver yine öyle endişesiz hain kaldı. çerkesköy tarafından, önünde boynu bükük bir çocukla yanımıza geldi:
    -kaçarken tuttum, kurşuna dizilecek! emrini verdi.
    ateşin karşısına getirdik ve sorguladık
    -çocuk sen kimsin, hangi birliktensin? dedik.
    tümen komutanı albay arif bey “kaçak" diye hayatı gaspedilecek olan bu çocuğu tanıdı. harp okulunun son sınıfını tamamlamadan çıkmış, savaşın ilk gününden beri bilmem hangi bölükte takım kumandanlığıyla güzel hizmetleri geçmiş.çerkesköy hücumu sonrasında takımı -zaten beş on kişiymiş- tümüyle yok olmuş. kendisi alay komutanını ararken yine avcı hattında bir ağacın altında biraz soluklanmak için oturmuş. enver paşa hazretleri o sırada kendisini yakalamış getirmiş.

    bu çocuk 17-18 yaşlarında zayıf, sarı benizli, yoksul durumda bir gençti.anlattığı şeyler doğru da olabilirdi, yanlış da. fakat şu kesindi ki bu çocuk çerkesköy eteklerine kadar tabanı delik bir çift potin, çok eski ve örselenmiş ince bir kaputla titreye titreye sürüklenmiş gelmişti. ve gerilerde değil, ileride, hepimizden daha ileride avcı hattında biraz dinlenmek için oturmuştu.

    enver paşa’ya bu konuda itiraz edilemezdi, çünkü çocuk tümene sorgulanmak için değil öldürülmek için verilmişti. bununla birlikte biz emri yürürlüğe koymadık, belki bir zafer falan kazanılır da bağışlattırırız dedik.

    o gün zafer kazanılmamış, enver de emrini unutmamıştı.ertesi gün bize “o kaçağı kurşuna dizdiniz mi?” diye sordu.
    “hayır efendimiz, divan-ı harp edilmesini buyurmuşsunuz” cevabı verildi.

    enver cevap vermeden emrini tekrarladı ve çocuk tümen karargahı muhafız bölüğüne teslim edildi. allah zavallı, renksiz hasta çocuğa rahmet eylesin. bu günahsız, hızla gelen zulmün şehidi bize birçok zaman iç sızısı oldu. çoğumuzun evinde buna yakın oğullarımız vardı.hala fersiz gözleri, zayıf, bitkin, iki bacak üzerinde güçlükle duran iki avuçluk vücutcağızı, ince kolları, bükülen boynu gözlerimin önündedir.

    bu çocuk da doğal olarak bir anadan doğdu, o ana yavrusunun beşiğini sallarken -tıpkı enver’in anası gibi “büyüsün paşa olsun” diye ninni söyledi. enver'ler paşa oldular çünkü ocak söndürmesini, evler yıkmasını, ordular batırmasını bildiler, fakat bu çocuk teğmen bile olamadı. şimdi ise şımarık ve katil bir uğursuzun beceriksizlik ve bilgisizliğini örtmek için sert disiplin adına verdiği emirle suçsuz ve günahsız olarak kurşuna dizildi.
    enver’in şu beş on yıla sığdırdığı cinayet ve hıyanetleri belki sirus’un zulümünden çoktur, fakat şu zavallı çocuğu şanssız annesine çok görmesi kadar büyük bir cinayeti yoktur, ve olamayacaktır.
  • sultan abdülmecid’ in torunu, v. mehmet reşad’ın yeğeni naciye sultan ile 1914 yılında evlenmesi ikbalinin en önemli nedenlerinden biridir. ( 1911’de nişanlanmış)
    erken okul bitirmiş de şuymuş da buymuş da hikaye yani.
    enver paşa 1905 yılında kolağası( kıdemli yüzbaşı) iken 1906’da normalden çok çok önce binbaşı yapılmış. atatürk ise 1905 yılında kurmay yüzbaşı ve 1907 yılında kolağası oluyor. enver paşa’nın hızlı yükselişine karşılık; atatürk binbaşı olmak için 1911 yılına kadar bekliyor.
    enver paşa 1908 yılında arkasına aldığı rüzgara, sonrasında saray damadı olmanın da getirdiği tüm imtiyazları ekleyerek üçer beşer tüm basamakları çıkıyor en tepeye varıncaya kadar.
    hatta yeri geliyor atatürk’ün rütbe ilerlemesindeki engel oluyor bizzat :
    atatürk’ün çanakkale’deki başarılarının duyulmaması için epey uğraşıyor fakat yeterince başarılı olamıyor.
    o dönem çanakkale cephesindeki başarılarından dolayı atatürk’ün terfisi yapılmış fakat enver paşa bir türlü bunu atatürk ‘e bildirmiyor mesela. araya talat paşa vb kişiler giriyor enver paşa’yı ikna etmek için ve paşa şunu söylüyor gelenlere : “ mustafa kemal’in mirlivalığa terfisi cebimdedir. ama siz onu bilmezsiniz. o hiçbir şeyle memnun olmaz. general olur, korgenerallik ister. müşir yaparsınız, bununla da yetinmez padişahlık ister”

    tabi bu konuşma daha sonra atatürk’e naklediliyor ve atatürk “ ben enver’in bu kadar zeki ve ileri görüşlü olduğunu bilmezdim “ diyor duyduklarına karşılık.

    özetle okula küçük yaşta başlaması değil, saray damatlığı kariyer basamaklarını hızlı hızlı tırmandırmış enver paşa’ya. (ittihat ve terakki’nin etkisi de var tabii, ama aslolan damatlık)
    hem o dönem parlak osmanlı subaylarını saraya damat yapıp desteğini alma yönünde bir düşünce hakim. atatürk de sultan vahidettin’in kızı sabiha sultan ‘a talip olmuş mesela çanakkale kahramanlığını takip eden zamanda. ama sabiha sultan atatürk yerine şehzade ömer faruk efendi’yi tercih etmiş. kısmet.

    edit : kaynak soranlar şevket süreyya aydemir ‘in atatürk ‘ün hayatını evre evre anlatan tek adam adlı üç ciltlik kitabına bakabilir.

    edit 2 : harbiye nazır vekili ve erkan-ı harbiye-i umumiye reisliğine getirildiğinde yıl 1914’tür. mirliva rütbesini aldıktan sadece 3-5 gün sonra üstelik. sadece 34 yaşında birinin bu görevlere getirilmesi de epey tartışma yaratmıştır. saray damadı olması bir fark yaratmaz diyenler için güncellemedir.
  • türk, kurtuluş savaşı verirken sovyet dağlarında yel değirmenleri ile savaşan şerefli komutan.
  • daha önce hakkında birçok şey söylenmiş olsa da, kendisi hakkında bir derleme yapma gereği duyuyorum.
    bunun bir nedeni kişisel arşivin kayıt altında kalması isteği, ama diğer ve asıl nedeni ise gerçek enver'i, yalan tarih ile aldatılmış insanların gözüne sokma isteğidir. eğer bir türk vatandaşının dahi "demek ki öyle değil, böyle imiş" demesine vesile olacaksa bu yazı, belki enver paşa'nın ruhu biraz daha huzura ereceğinden, amacına ulaşmış demek olacaktır.

    1. dünya savaşı öncesinde enver hem yurt içinde hem yurt dışında inanılmaz itibar gören, ve gerçekten tam bir özgürlük kahramanı imgesi olmuştur.
    enver paşa, hem askeri hem de siyasi olarak cesur bir dahidir.

    hem edirne'nin 1. balkan savaşı sonrasında geri alınmasında, hem de italyanların trablusgarp'ı işgal etmelerinde aldığı insiyatif kazandığı zaferler ibretliktir. libya'ya ordu çıkarmış olan italya'ya karşı tamamen sıfır asker ile yerli halkı örgütlemek ve gerilla savaşı başlatmak üzere bölgeye 120 arkadaşı ile beraber hareket etmiş, ve ege adaları olayı patlayana kadar asker bile olmayan arap yerlileri ile müthiş zaferler kazanmıştır.

    zaten enver paşa'ya yönelik eleştiri yağmuru bu noktadan sonra başlar. 1.dünya savaşına devleti sokmak, alman hayranı olmak, sarıkamış'ta insanları ölüme yollamak, şahsi ihtiraslar vs.vs.vs...

    şimdi bunların hepsinin nasıl bir yalan olduğunu ortaya koyalım.

    * osmanlı'nın 1.dünya savaşına girmeme, savaşın dışında kalma şansı var mıydı? eğer böyle bir şansı yok ise almanlar'ın yanında savaşa girmek enver paşa'nın hatası mıydı?

    9 haziran 1908, estonya'nın reval şehrinde rus çarı nikola ve ingiliz kralı vıı edward bir toplantı yapıyorlar. bu toplantı neticesinde osmanlı toprakları taksim ediliyor. istanbul ruslar'a vaadediliyor hatta yeni isim bile belirleniyor. çargrad

    çar ıı. nikola : "istanbul boğazı'nın batı yakası, marmara denizi ve çanakkale boğazı, trakya ovası kalıcı olarak rus imparatorluğu'na kalmadığı sürece, boğazlar sorununa bulunacak her çözüm kararsız ve eksik kalmaya mahkumdur. istanbul'a hakim olacak güçlü bir patrona ihtiyacımız var ve başka bir devletin bu rolü üstlenmesine izin vermeyeceğimize göre, şehri kendimiz almalıyız. bunu türkiye'yle savaşa tutuşmadan başarmamız elbette imkansızdır."

    1908 rus-ingiliz anlaşması ve rus çar'ının talepleri gözönünde tutulduğunda sina akşin durumu şöyle özetliyor;
    "bu durumda ingiltere'nin osmanlı devleti ile dostluk kurması imkansızlaşıyordu. zira rusya'nın bu devletin başkenti üzerinde gözü vardı ve iki dostluğu bir arada yürütemeyeceği için, ingiltere'nin rus ve osmanlı dostlukları arasında bir seçim yapması gerekiyordu. rusya daha güçlü ve fransa ile ittifak halinde olduğu için, rusya'nın tercih edilmesi tabi idi.

    kazım karabekir de bu dünya savaşına girmenin kaçınılmaz olduğunu vurgulayarak, "ruslar istanbul'a kavuşmak için dünyayı ateşe vermişlerdir." demiştir.

    enver paşa ruslar'a, memleket sınırlarında eğitim için bulunan alman subayları kastederek "5 ya da 10 senelik bir savunma ittifakı imzalanması durumunda aynı gün limon von sanders'in askeri heyetini kovacağı" sözünü vermiştir.

    oysa ruslar en uslu ve uysal bir türkiye ittifakına dahi ihtiyaç duymuyorlardı, onların ihtiyacı istanbul yani çargrad idi.

    olan olur, saraybosna'da meşhur köprü üzerinde suikast gerçekleşir, sonrasında peşpeşe rusya, fransa ve ingiltere, avusturya macaristan ve almanya'ya savaş açarlar. bu sıralar türkiye tarafsız konumdadır.

    said halim paşa o dönemde şunları aktarıyor : "rus donanması karadeniz'de bulunan osmanlı harp gemilerine tecavüz etmiştir. osmanlı donanması da onları takip ederek odesa, sivastapol gibi limanlardaki gemilere saldırmıştır. osmanlı hükümeti derhal münasebetlerin kesilmesi için ateşkes yapalım komisyon kuralım ilk kim atış yaptıysa o donanma komutanı sorumlu olsun konuyu kapatalım demiş, ancak rus tarafı bu öneriyi şiddetle reddetmiştir." evet ruslar savaş istiyordu.

    yine ruslar dış işleri bakanı ingiliz mevkidaşına derhal mesaj geçerek, osmanlı'nın parası olmadığı için halktan para toplayarak satın aldığı gemileri kastederek "o gemilerin henüz alınmadığını duydum, sakın ola ki osmanlı'ya geçmesin" demesi de niyetin ifadesidir.

    yine sait halim paşa durumu şöyle toparlıyor : "osmanlı devleti, öncelikle ruslar ile saldırmazlık anlaşması yapmak için gösterdiği çabalar sonuç vermeyince fransız ve ingilizler ile görüşmeler yapmış ancak onlardan da sonuç alınamamıştır. sonunda almanya ve avusturya macatistan ile anlaşma yaparak topraklarını koruma yoluna girmiştir."

    osmanlı için savaşın başında en makul seçenek savaşmamak, bunun için rusya ile saldırmazlık anlaşması yapıp toprakların korunması amaçlanıyor, çok çaba sarf ediliyor, ancak ruslar buna yanaşmadığı gibi sürekli oyalama yoluna gidiyorlar. cemal paşa fransa ile anlaşma yapması için paris’e gönderiliyor, yine sonuç alınamıyor. zaten ingiltere parası ödenmiş gemilerimizi yollamayarak niyetini belli ediyor. yani osmanlı almanya’nın kucağına itiliyor.tam da bu nokta da enver paşa hatıralarında şöyle yazıyor : “canımıza ve malımıza kast edenlere karşı canımızı bağışlayıp, malımıza kast edenlerle birlikte olma zorunda bırakıldık.” enver paşa’nın almanların ne mal olduğunu bildiği ortada, ortada bi ayılıp bayılma durumu yok, mecburiyet var.

    peki m.kemal atatürk ile devam edelim, o ne diyor bu konuda : “ 1.dünya savaşına katılmamak elbette daha iyi olurdu. fakat buna maddeten imkan yoktu. çünkü katılmama silahlanmış bir tarafsızlığı, yani boğazların kapalı bulundurulmasını gerektiriyordu. halbuki vatanımızın coğrafi konumu, istanbul’un stratejik durumu, rusların itilaf hükümetleri yanında yer almış olması, bizim seyirci kalmamıza uygun değildi.”

    çar 2. nikola, fransa büyükelçisi m.poleologue ile 11eylül1911’deki görüşmesinde şöyle söylemişti;
    “türkler mi dediniz? yani moğollar… yani anadolu’nun fuzuli işgalcileri… bakınız elçi efendi, avrupa’nın bütün siyasi tarihi boyunca yapacağı en güzel şey, türkleri avrupa’dan ve anadolu’dan atmak olacaktır. biz doğudan ve siz batıdan yükleneceksiniz ve bu kıskaç tarihin en kudretli, en mukaddes ittifakını meydana getirecektir. yıllardır rus politikası temeli budur; sizinki size bizimki bize.”

    yine sait halim paşa, malta sürgünündeyken elindeki bir fransızca vesikada kenidisinin “harpe doğrudan aleyhtar” olduğu yazılıdır, bu durum ile ilgili eşref bey ile konuşurken şunları aktarır.
    “şu elimdeki kitap benim harbe taraftar olmadığımı kaydediyor, ama şimdi neşredilen rus vesikalarından görüyorum ki ben siyasi bir hata yapmışım, yanlış görmüş yanlış düşünmüşüm. ingiltere ve fransa, boğazlar ve isanbul’u rusya’ya terk etmeyi taahhüt etmişler. ve eğer enver paşa alman ittifakını tahakkuk ettirerek boğaz tahkimatını ve daha açıkçası her cephede harbi mümkün kılacak silah para ve malzemeyi temin etmemiş olsa imiş, aniden istilamız kat’i ve kararlı imiş. bu defa da yıkılacakmışız, fakat hem tarihe leke olarak kalacak feci bir basiretsizlik ve gaflet numunesi verererk, hem de istiklal için mücadele ruhunu tamamen kaybetmiş olarak. kabine içinde ben dahil çoğumuz bu tehlikeyi görememişiz. bunu enver paşa kavrayarak icabına başlamıştır. zannediyorum ki tarih istikbalde böyle yazacaktır.”

    tekrar enver paşa’ya dönelim; sait halim paşa’nın savaş karşı tutumu nedeniyle istifası sonrası:
    “eğer bir gün osmanlı devletinin sebepsiz ve sırf bir macera aramak sevki ve şahsi hırslar dolayısıyla bu harbe girdiği anlaşılırsa bunun maddi ve manevi mesuliyetini omuzlarıma almaya amadeyim. fakat bunun kaçınılmaz netice olduğunu ve en hafif ve badiresiz atlatılmasının da, bize silah, malzeme ve para temin edecek bir müttefiki yıkılmadan ve ezilmeden temin etmemizle mümkün olabileceğini takdir etmiyor musunuz? ordumuz silahsızdır biliyorsunuz. hazinemiz tam takırdır biliyorsunuz. memur maaşlarını bile duyun-u umumiye’den aldığımız kısa vadeli borçlarla verebiliyoruz biliyorunuz. ingiltere ve fransa ile ittifak için az mı gayret sarf edildi? bizzat zatı devletiniz de bu teşebbüslerden duyduğunuz inkisarı defalarca tekrar ettiniz. ben bir asker ve erkan-harp olarak, devletimizin ani bir tecavüz halinde balkan harbi faciasına rahmet okutacak facialara maruz kalacağını bilmenin endişesi içinde, ehben-i şer terviçte nefsimi mecbur ve memleketin namına mahkum addederim. böyle şartlar için makamı terk etmenize vatanseverliğiniz ve vicdanınız izin vermez paşa hazretleri.”

    tüm bu süreçler boyunca enver paşa ile alman generallerin arası nasıl idi, sözü alman general liman von sanders'e verelim;
    " enver paşa ile aramızdaki çatışmaların en büyüğü 1916 şubatında ordulara gönderdiği bir yazı ile ortaya çıktı. bu yazıda enver paşa, "bundan sonra, türk ordusundaki alman subaylarının nerelerde kullanılacakları konusunda, sözleşme icabı yetkili olan alman askeri islah heyeti başkanının görüşü alınmaksızın kendisinin vereceği emre göre hareket edileceğini bildiriyordu"
    yani ortada bir almanlara teslim olma, etkisinde kalma durumu katiyetle yoktu.

    ve sait halim paşa noktayı koyuyor: “biz harbe girmemiş olsaydık, rusya boğazlara ve istanbul’a hakim olacak ve milli mücadele imkanı bile bulamayacaktık. büyük olasılıkla çarlık devrilmeyecek ve yok olacaktık.”

    bu noktaya kadar, 1. dünya savaşının nasıl, tercih değil de bizim için bir zorunluluk olduğunu gördük şimdi diğer başlığa geçelim;

    * sarıkamış’ta enver paşa, allahuekber dağlarına, 90000 askeri tek kurşun atamadan soğuktan donmak üzere ölüme mi göndermiştir?

    öncelikle şunu bi not düşelim, sarıkamış; ingilizlerin çanakkale boğazına yaptıkları taarruzdan bağımsız bir şey değildir. doğudan anadoluya girecek olan rus birlikleri, çanakkale boğazını geçmiş olacak ingiliz birliklerine katılıp daha önce sözünü ettiğimiz anlaşma gereğince kendisine vaad edilen istanbul’a konacaktır. amaç budur, peki gelişmeler nasıl olmuştur?

    1877-78osmanlı rus savaşından beri, batum, kars, artvin, sarıkamış rusların elindedir.
    1 kasım 1914 günü, ruslar sarıkamıştan yola çıkıp horasan ve köprüköy’ü işgal ederler. bu sıcak savaşı başlatan hamledir. rus ordusu pasinler’e doğru ilerlerken ııı. ordu’ya bağlı birliklerce çok kanlı bir savaş ile durdurulur. rus ordusunun burada %40 kayıp verdiği söylenir.

    köprüköy savaşının alay komutanlarından ziya yergök : “ allahım şükürler olsun, ilk defa rus askerini ensesinden seyretme imkanını bize bahşettin” demiştir.

    işte sarıkamış harekatında dönüm noktası olan anlardan biri bu andır. osmanlı ordusu rusları önüne katmış sarıkamış’a doğru sürmekteyken ııı. ordu komutanı hasan izzet paşa, istanbul’dan bizzat enver paşa’nın verdiği üzerlerine saldırın emrine rağmen birliklerimizi 10km geri çekmiştir. bu konuda izzet paşa’ya çok yoğun tenkitler yapılmışsa da, muhtemelen kendisi rusların geri çekilmesinin bir kandırma harekatı olduğunu ve pusuya çekilmek üzere olduklarını düşünmüştür. ama zaman gösterecektir ki, o gün o geri çekilme manevrası yüzünden ordu baskın yapma fırsatını tepmiş ve sarıkamış’a çevirme harekatı yapmak zorunda kalmıştır.

    emre uymayıp ordusunu köprüköy’e geri çeken hasan izzet paşa’nın bu tutumu sonrası, istanbul’dan enver paşa kalkar ve bizzat erzurum’a hareket eder. yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucu, sarıkamış’a çevirme harekatı yapılmasına karar verilir. enver paşa genel kurmay başkanı ve savaş bakanı olarak ordunun sevk ve idaresini kendisi üstlenmiştir.

    şerif köprülü : “ordunun morali bitik vaziyetteydi, pasinler’de rusların peşinden kafkasyaya kadar koşma azmi olan askerler geri dön emri almıştı, tüm ruhsal direnç gevşemişti.”

    bu noktada şöyle bir soru gelebilir. peki rusların peşinden taarruz edilmeyerek hata yapıldı, peki sonrasında sarıkamış’a harekat düzenlemek mantıklı mıydı, en azından kışın geçmesi beklenemez miydi?

    kesinlikle 1 gün bile beklemek çok riskliydi. birincisi karşında bir düşman var, sen beklesen bile onun ne kadar bekleyeceğini bilemezsin, ikincisi rusların her an takviye kuvvet ler getirme şansı olabilirdi ve üçüncüsü işgal altındaki topraklarda yaşayan müslüman halkın canı ve namusu rusların insafına bırakılamazdı. işte enver paşa zihniyeti budur!

    tarihçi sean mcmeekin şöyle söylüyor : “churchill makul bir yaklaşımla, çanakkale harekatını ruslar’ın aktif bir rol oynayacağı bir ortak harekat olarak tasarladı. ve bu bilgi teşkilatı mahsusa tarafından enver paşa’ya ulaştırıldı”

    yani beklenecek bir durum yoktu, her şey ortada, ingilizler çanakkale’den girmeden önce ruslar doğudan istanbul’a doğru yola çıkacaktı.

    hatta ingiliz savaş bakanı kitcehener çanakkale savaşları dönemi ile ilgili mealen şunları söylüyor; “biz çanakkale’den girerken türkler’i istanbul’da oyalaması gereken ruslar ortada yoktu, ruslar türkler’i çargrad’dan sürmek gibi tarihsel bir göreve katılımı sağlayamadılar.”
    evet haklıydı, ama ruslar ne yapsın, bu iş için doğu anadoluya yığılmış birlikleri sarıkamış’ta çok büyük bir kötek yemişti. takatı kalmamıştı, istanbul’un savunması sarıkamış’ta başlamış, çanakkale’de tamamlanmıştı.

    22 aralık 1914, 9. kolordu harekete geçmiş ve önce narman’ı sonra bardız’ı ele geçirmiştir. verilen emir harekata devam etmektir. sarıkamış’ta 5bin civarı rus askeri olduğu istihbaratı alınmıştır. rusların asıl birlikleri horasan düzlüğüne çekilmiştir, başkomutanları maşleyvski, sarıkamış’ı terk etme ve geri çekilirken erzaklarını türklerin eline geçmesin diye aras nehrine dökme emri vermiştir.

    böyle bir vaziyette iken, komutanlığın taarruz emrine bir tümen uymasına rağmen 29.tümen uymamıştır. kolordu komutanı askerin yorgun olduğunu ileri sürerek taarruz emrini yerine getirmemişlerdir.
    rusların sarıkamış garnizon komutanı general voropanov ilk günlerde durumu tamamen ümitsiz gördüğünden “geceleyin tüm depolar yakılarak geri çekilmekten başka çaremiz yok” demiştir.

    yine rus ordusu kurmay başkanı maslofski;
    “sarıkamış grubu imha edilse idi kafkas yolları türklere açılarak güney kafkasya elden çıkardı. eğer geri çekilme emri uygulansaydı, enver paşa’nın dahiyane planı yine tahakkuk derecesine yaklaşmış olacaktı.”

    evet bütün rus ve tarafsız gözlemcilerin söylediği gibi eğer 25-26 aralık günleri ordu dinlendirilmeyip sarıkamış’a girilseydi, savaş kazanılmış olacaktı.

    general f.belen : “enver paşa bir an evvel sarıkamış’a girmek istediği halde, kurmay heyeti ve komutanlar onun bu kararına engel olmaktaydılar.”

    öyle ki, rus ordusu başkomutanı mislayevski, enver paşa’nın kurduğu tuzaktan kurtuluş olmadığını düşünerek, sarıkamış’ta esir düşeceğini düşündüğü birliklerinin yerine yeni birlikler oluşturmak üzere bölgeyi terk etmiş tiflis’e gitmişti.

    rus general nikolski : “ türkler’in 29.tümen komutanı, bağlı olduğu kolordunun diğer tümeninin de bölgeye gelmekte olduğunu düşünerek sarıkamış’a hareket etmeyi geciktirmiştir. bu karar sayesinde sarıkamış kurtulmuştur.”

    harekat devam eder, 10. kolordunun bir tümeni bardız’a gönderilirken, 2 tümeni de zaman kaybettiği için allahuekber dağını aşıp sarıkamış’ın doğusuna selim kasabasına yönelir. yürüyüş kolunun bir ucu başköy ve beyköy’de diğer ucu ise ersinek köyünde olmak üzere yürüyüş devam etmektedir. bütün bu risk bir an önce sarıkamışta bulunan 9.kolorduya yardıma yetişmek içindir. nitekim bir kısım birlikler selim kasabasına ulaşmış ve tren istasyonunu ele geçirip demir yolunu imha etmeyi başarmışlardır. ancak geriden gelen birliklerin bir kısmı benzeri az görülen bir tipiye yakalanmış, bir kısmı civar köylere dağılmış ve irtibatı kaybetmişlerdir. burada tipiye yakalanan asker sayısının 90.000 olma ihtimali sıfırdır. o anda 93.88 ve 89. alaylar olay mahalindedir. 3 alayın toplam asker sayısı en abartı tahminle 15.000 olmalıdır.
    ve sonuç hedeflenen kesin zafere ulaşılamamış olsa da, sarıkamış hareketı sonucunda türk ve rus birlikleri savaş öncesi konumlarına geri çekilmişlerdir. iki taraf da zafer kazanmamıştır. ancak türk tarafının daha önce söylediğimiz gibi dolaylı zaferi, rus ordusunun aldığı darbe nedeniyle ingilizlerin çanakkale taarruzuna doğu desteğini veremeyecek olmasıdır.

    nitekim savaş sona erince enver paşa komutayı devredip, çanakkale savunmasının hazırlıklarını yapmak üzere istanbul’a yola koyulmuştur. aslında hep atlanmış önemli bir noktadır bu, enver paşa sarıkamış’ın olduğu kadar çanakkale’nin de başkomutanıdır.

    ve son konu, 1.dünya savaşı sonrası;

    * enver paşa, 1.dünya savaşı sonrasında ülkeyi bırakıp kaçmış mıdır? anadolu'da milli mücadele başlamışken enver paşa nerededir?

    evet işte en güzel yere geldik. 30 ekim 1918, mondros ateşkes antlaşması imzalanır. ittihat ve terakki hükümeti düşer, ingilizler ittihatçılar hakkında tutuklama kararı çıkartır. 3 gün sonra enver paşa ülkeyi bir alman torpidosu ile terk eder. bu bir kaçış değildir, şayet kaçış olsaydı, bundan sonraki süreçte enver paşa'nın şatolarda, bağımsız devletlerde yaşaması gerekirdi, tıpkı o dönemin alman imparatoru wilhelm, ya da diğer alman generallerin yaptığı gibi tarafsız iskandinav ülkelerine gidilebilirdi. ama enver öyle bir mücadele adamıydı ki, bunda sonraki hayatı, kafkasya ve orta asya arasında ihtilal peşinde sürmüş, anadolu'da ki milli mücadeleyi her daim takip etmiş ve sonunda, sovyet mitralyözüne karşı elinde kılıç ile at sürerken şehadet şerbetini içmiştir.

    enver paşa yurt dışında geçirdiği bu yıllar boyunca, yazdıkları ile mektupları ile ve kendisi hakkında yazılanlar ile nasıl bi dava adamı olduğunu herkese göstermiştir.

    29eylül1920, enver paşa'nın m.kemal paşa'ya yazdığı mektup :
    " kardeşim efendim, bundan on gün evvel moskova'ya vasıl oldum. burada tesadüf ettiğim murahhaslarınızla görüştüm. zat-i alinize faydalı olur ümidiyle bu malumatları yazdım. hürmetle gözlerinizden öper ve muvaffakiyetinize her zaman dua ederim, kardeşim efendim."

    4ekim1920, m.kemal paşa'nın enver paşa'ya cevabı :
    "kardeşim, moskova'dan gönderdiğiniz mektubu aldım. muhteviyatı pek fazla memnun olmama sebep oldu. buradaki vaki olacak icraat ve teşebbüsat hakkında da bilmukabele muntazaman malumat vermekten geri durulmamak suretiyle mesai temin etmeyi pek münasip gördüm. cenab-ı hak cümlemize muvaffakiyet ihsan eyleye."

    enver paşa' amcası halil paşa ile birlikte bulduğu yardımları anadolu'ya k.karabekir ve kazım orbay'a teslim etmek üzere göndermiştir. halil paşa şöyle diyor; "heyeti ve külçe altınları kendilerine teslim ederek kafkasya'ya doğru hareket ettim. vatana hizmetim devam edecekti."
    mondros anlaşması nedeniyle silahlarımıza el konulduğundan, yurt dışından temin edilen silahlar karadeniz kıyılarını takiben zonguldak ereğli'ye gönderilip oradan ankara'ya ulaştırılıyordu. bu süreçte enver paşa ile mustafa kemal paşa dayanışma içindeydiler.

    15 mayıs 1919'da izmir'e çıkmış olan yunan, 1. ve 2. inönü savaşlarına rağmen ankara'ya doğru ilerlerken, enver paşa kurduğu türk-islam ordusu ile batum'da beklemektedir. eğer ola ki anadolu düşerse, türk'ün bir ihtimali daha olmalıdır. m.kemal önderliğindeki anadolu direnişi başarasız olsaydı bile türkler hala son sözünü söylememiş olacaktı.

    enver paşa batum'dayken kardeşi kamil'e şu mektubu yazar ;
    "batum'da bulunarak memleketin vaziyetini yakinen göreceğiz. sonra da eğer memleket müdafaada devam edebilecek halde ise ve memlekete girmekte faide olmazsa vaz geçeceğiz. yok eğer ordu, gelen havadisler gibi mağlup olmuş, memleket yardıma muhtaç ise memlekete gireceğiz.."
    sonuç, sakarya savaşı zaferle sonuçlanınca enver paşa yurda girmenin bir yararı olmayacağı için planını değiştirir. amcası halil paşa'ya şöyle der, "artık anlaşılıyor ki, anadolu'da vaziyet iyidir. gidip orada diş ağrısı olmaya gerek yoktur."

    bundan daha büyük bir vatanseverlik örneği olabilir mi bilmiyorum.

    bu süreçten sonra kazım karabekir ve bir kaç arkadaşının çıkardığı varlık gazetesinde enver paşa'nın anadoluya gelip sorun çıkartacağı ile ilgili yazılar yazılır ve kuşkular doğar. bu sebeple enver paşa'ya yakınlığı ile bilinen isimler, anadolu'ya girişlerinde zorluk yaşarlar, sınırdan sokulmazlar vs.vs.

    enver paşa yine mayıs 1921'de m.kemal'e mektup yazar ;
    "muhterem paşam, akraba ve arkadaşlarımın maruz olduklarını doğru bulmuyorum. sizden bir ricam var, yersiz vehim ve hislere kapılmayınız. şimdi muvaffakiyetinize bakrak, sizi yanıltanlara uyup memlekette bir şahsın veya yalnız bir kısmının tahakkümüne doğru gitmeyiniz. bugün emin olunuz ki bütün vatanı seven herkes, olan biten herşeye rağmen sizin muvaffakiyitinize çalışıyor. çünkü sizin muvaffakiyiteiniz anadolu'nun muvaffakiyetidir. bak şimdi bütün arkadaşlarım namına temin ederim. bizim hiçbir mevkide memuriyette gözümüz yoktur. bana gelince ben yalnız bir ideal takip edeceğim. o da islam'ı ezen avrupa canavarları ile pençeleşmek için müslümanları harekete geçirmek..
    benim açık sözlü olduğumu bilirsin, eğer başka bir fikrin bulunmuyorsa seni sevenlere inanırsın. işte bu kadar. yine kemali hürmetle gözlerinden öper, cenab-ı hakka senin için yücelikler ve islam ve vatana faydalı büyük mevkiler dilerim. kardeşim, efendim."

    enver paşa, m.kemal'e verdiği sözü tutar, artık gözü doğudadır. nihayet yola çıkılır ilk hedef bakü'dür. oradan vapurlar türkmenistan kıyısı ve ver elini türkistan..

    buhara'da kendisini karşılayan komunist lider alimcan akcurin, şöyle diyecekti,
    "sizler türk'sünüz ve ülkeniz işgal altında, askeri gücünüzü oraya yoğunlaştırsanız sizin için daha iyi olmaz mıydı?"
    enver paşa'nın cevabı : "türkiye'yi kurtaracak vasıflara sahip birçok arkadaşım var. bundan hiç şüpheniz olmasın. oradaki arkadaşlarımız bütün imkanlarını seferber ederek mücadele ediyorlar. bu ülke de benim anavatanımın bir parçasıdır. buradaki türkler her ne olursa olsun hür ve bağımsız yaşamalıdırlar."

    prof. zeki velidi togan hatıralarında şöyle diyor : "enver paşa halis bir idealistti. onun buhara'da iken bana ' muvaffak olamazsak hiç olmazsa cesedimi burada bırakmakla türklüğün istikbaline hizmet etmiş olurum ' demesi onun samimi sözü idi. o ne yapmak istediğini biliyordu."

    enver paşa orta asya ve kafkasya'da çok önemli mücadeleler verdi, ruslar'a karşı çok çetin savaşlar yaptı ve sonunda 4 ağustos 1922'de tacikistan'da vücüdu delik deşik edildi. göğsünden çıkarılan kanlı kuran-ı kerim, moskova müzesine kaldırıldı.

    aradan 70 yıl geçtikten sonra ismet inönü, hatıratını yazarken şöyle diyor :
    balkan savaşları sonrası bitmiş bir orduyu devralan harbiye bakanı enver'den bahsederek,
    "enver paşa harbiye nazırı olarak büyük bir tasfiye hareketiyle, derhal ordunun ıslahına girişti. teşebbüs gerçekten başarılı oldu. bütün gücünü orduyu siyasetten ayırmaya hasretti. bir çok yakın arkadaşını bile ordudan ayırdı. enver şahsi meziyetleri ile iyi bir asker, iyi bir subay, iyi bir insan olarak cemiyetin kusur olarak bildği unsurlardan, insanın tasavvur edemeyeceği kadar nasibi olmayan bir tiptir. askerliğin aradığı ölçülerin en yukarı seviyesinde yer almıştır. enver paşa'nın alman askeri heyetleri ile münasebetlerinde almanlar'a teslim olduğu söylenemez. bilakis almanlar ondan daima çekinir ve onu memnun etmeye çalışırlardı. enver paşa'nın yanında harekat şube müdürü olarak bulundum. münasebetlerimiz çok geniş olmuştur."

    yine enver paşa'nın ölüm haberini alan atatürk gözlerini ufka çevirerek şöyle diyecekti, " o ölmemiş şehit olmuştur."

    edit : kaynak soranlar oluyor;
    nevzat köseoğlu : "şehit enver paşa"
    şevket süreyya aydemir : "makedonya'dan orta asya'ya enver paşa"
    ziya nur aksun : "enver paşa ve sarıkamış harekatı"
    cemal kutay : "mustafa kemal ve enver paşa ilişkisi"
    iş bankası yay. : "enver paşa'nın mektupları"
    sina akşin : "kısa türkiye tarihi"
    sean mcmeekin : "1. dünya savaşında rusya'nın rolü"
  • hatırladığım kadarıyla uğur mumcu'nun araştırıp bulduğu bir anekdot:

    enver paşa rusya'da itibarını tekrar inşa etmek ve bir şekilde güç kazanmak için (çünkü güç, kudret bu insanın en büyük arzusu olmuştur her zaman) bolşevik partisi ile ittifak arayışındadır. bir şekilde bağ kurduktan ve bolşeviklerin biraz güvenini (ne büyük hata!) kazandıktan sonra almanya'ya geçip ordaki sosyalistlerle bağlantı kurmak ister ve kaçak bir uçakla havalanır. uçak belarus üzerinde düşürülür. enver paşa uçaktan sağlam çıkar! bolşevikler enveri bir baskınla rus kuvvetlerinin elinden kurtarır.
    enver kararlıdır, almanya'ya gidecektir! tekrar uçağa atlar, ver elini almanya! ama almanya elini vermez uçak tekrar düşürülür. enver yine kurtulur ve esir düşer. bolşevikler bıkkınlıkla onu bir daha kurtarır.
    uzuuun seneler sonra, enver paşanın bu ikinci olaydan hemen sonra yazdığı bir pusula bulunur. pusulada kendi el yazısıyla şunlar yazar:

    - rusya'daki sosyalistlerle ilişkiler düzeltilecek.
    - almanya'daki sosyalistlerle ilişki kurulacak.
    - almanya'ya "trenle" gidilecek!
  • mustafa kemal'in çanakkale başarısından sonra herkes paşalığa terfiini beklemekteyken ısrarla bu terfiye izin vermeyen başkumandan vekili ve harbiye nazırı enver paşa, gerekçe olarak talat paşa'ya şöyle demiştir:

    - mustafa kemal'in mirlivalığa terfi iradesi cebimdedir. ama siz onu bilmezsiniz. o hiçbirşeyle memnun olmaz. general olur müşirlik ister, müşir olur padişahlık ister.

    mustafa kemal, enver paşa'nın bu sözlerini işittiginde ise şöyle demiştir:

    - ben enver'in bu kadar zeki ve ileri görüşlü oldugunu bilmezdim.*
  • yanlıs hatırlamıyorsam pasanın babası meclis uyesidir ve maltaya surgune gidenler arasındadır. bir konusma esnasında pasanın babası cok sukur hic harama uckur cozmedim der. sohbet ettigi kalabalıgın icinden biriside keske helalede hic uckur cozmeseydin diyerek bir cumle ile baba ve ogula aynı anda ayarı veriverir.
  • sizin feci halde mustafa kemal'a laf sokasiniz olabilir, su an konjonktür boyle artik sasirmiyoruz ... da:

    mustafa kemal'i de elestiren, bizim "milli tarih"'e ters dusecek sekilde yazilmis bir suru tarafsiz yabanci yazara ait kitapta, enver pasa'nin bir idiot olarak anlatildigi, yaptigi yanlis secimlerle unlu oldugu gercegi ortadayken "kaybetti de o yuzden haksiz oldu" diye sayiklamak cidden niyetinizi ortaya koymak disinda bir halta yaramiyor.

    yahu bir tabur silahli askerin uzerine kilicla saldirip oyle olen bi adamdan bahsediyoruz ?
  • 22 kasım 1881 tarihinde istanbul'da doğdu. ailesi manastırlı olup, babası hacı ahmet paşa, annesi ayşe hanım'dır. soğukçeşme askeri rüştiyesinde öğrenim gördü. harp okulunu 1899'da piyade teğmeni olarak bitirdikten sonra, 1903'te kurmay yüzbaşı olarak harp akademisinden mezun oldu. selanik'teki üçüncü ordunun emrine girdi. 1906'da binbaşı oldu. ittihat ve terakki cemiyeti kurucuları arasına katıldı. bu topluluk içinde tutunup, kendini sevdirdi.

    ii. meşrutiyet'in ilan edilmesinde önemli rol oynadı. makedonya genel müfettişliği ve berlin ateşemiliterliği gibi görevlerde bulundu. 31 mart vakasi'nda hareket ordusuna katıldı. işkodra mutasarrıfı ve cephe komutanı olarak italyan saldırısına başarıyla karşı koyan enver paşa, 1912'de yarbay oldu. 23 ocak 1913'te ittihat ve terakki tarafından düzenlenen babıali baskınına katıldı. sadrazam kamil paşanın istifasını sağladı. böylece ittihat ve terakki cemiyetinin iktidarı ele geçirmesinden sonra, edirne'nin kurtarılmasında önemli rol oynadı. bu başarısından sonra albaylığa ardından da tuğgeneralliğe yükselen enver paşa, 1914'te de sait halim paşa hükümetinde harbiye nazırı oldu. şehzade süleyman'ın kızı ile evlendi. orduda bazı düzenlemeler yapan enver paşa, fransız modeli yerine alman stilini uyguladı.

    birinci dünya savaşına almanların yanında katılmamızda etkin rol oynayanlar arasındaydı.
    enver paşa’nın vatanseverliği ve bu topraklara olan bağlılığı yanısıra hayal gücünün genişliği ve gerçeklerle bu hayallerin zaman zaman birbirine karıştığı da inkar edilemez. hayallerini süsleyen iran, hindistan, turan ve kafkasya’ya hakim olmak düşünceleri o günün şartlarında gerçek temeller oturmaz. örneğin cemal paşa anılarında “hakikati söylemek gerekirse, bu birinci kanal seferi yaptığımız zaman hiç kimse bu kanalın nasıl geçileceğini bilmiyordu...” der. halbuki enver paşa bu görevi, iv. ordu kumandanlığı’nı, cemal paşa’ya teklif ettiğinde, suriye’deki asayiş sağlama ve kanal seferini her ikisi de inanarak imzalamışlardı. bu sefer gerçekleştiğinde ise kanal türk cesetiyle dolmuştu. kanal’dan önce sarıkamış’ta yaşananlar ise tam bir felakettir. 3ncü ordunun 90bin askerinden çok azının donmaktan ve açlıktan kurtulabildiği bu sefer, sonuçları açısından korkunçtu.

    dünya savaşının osmanlı imparatorluğunun yenilgisi ile sonuçlanmasından ve osmanlı’yı sevr antlaşması’na sürükleyen çöküşün ardından kasım 1918’de enver paşa ülkeyi terk eder. ittihat ve terakki partili arkadaşlarıyla birlikte, önce odessa'ya, oradan da berlin'e gider; daha sonra rusya'ya geçer. anadolu'daki milli mücadele hareketine katılmak istediyse de kabul edilmez. 1920 eylülünde bakü'de doğu ulusları toplantısına katıldı ve batum'da türkiye şuraları partisi!ni kurarak türkistan'ı kurtarma hareketi adı altında bir başka hayalperest girişim başlatır. ancak belli ki kurtarmaya gittiği soydaşları pek kurtulmaya hevesli değillerdir. enver paşa, toplayabilidiği yetersiz kuvvetle, rus kuvvetleri karşısında başarılı olamaz. orta asya’nın pamir eteklerinde çegan tepesinde vurularak öldürüldüğünde henüz 42 yaşında yenik ve yalnız bir adamdır. 4 ağustos 1922'de tacikistan'da, ve çegan köyü'ne defnedilir. mezarı, kemikleri 1996'da istanbul'a nakledilinceye kadar orada kalmıştır..

    son derece maceracı ve hırslı bir kişilk sahibi olan enver paşa'nın. mustafa kemal'le yıldızı hiç barışmadı.milli mücadeleye katılma talebinin reddedilmesinde bunun etkisi çoktur.
    http://www.canakkale.gen.tr/kisiler/k8.html

    gelen kutusu » @franzqq:
    "bir düzeltme yapayım enver paşa 1881 doğumludur."
  • iyi bir gerilla komutanı, inisiyatif sahibi bir devlet adamı, romantik bir aşık, yürekli bir vatansever.

    bu kadar.

    daha fazlası koskoca ülkeyi maceralara atan, milyonlarca insanın olmayacak hayalleri uğruna mahvolmasına sebep olan bu adamı fazla abartmak, kendisine ve yaptıklarına yanlış anlamlar yüklemek olur.

    hülasa enver paşa ülkeye zararlı bir adam olmuştur.