şükela:  tümü | bugün
  • epikür'ün felsefesi. epikürcülük olarak da adlandırılır. amacı, tanrıların insanlara karşı yanlış tutumlarını irdeleyerek onları suçlamak ve bilinmeyen güçlere, tanrı figürlerine karşı duydukları boş korkudan insanları uzaklaştırmaktır. ne var ki epikurosçuluk da bir din formunda yayılarak oksimorona sebep olmuştur. epikür, "zihin rahatlığına (ataraksiya) kavuşmak istiyorsanız, eşyanın doğasını araştırın, üzerine düşünün" der. öbür dünyanın işkence yeri, hostel film seti olarak hayal edilmesine sebep olan korkunç efsaneleri kınar, ölümün huzurlu bir uyku olduğu konusunda insanlarda güven uyandırmayı amaçlar. ölümlü yaşamı, kendisi ölümsüz olan ölüm devraldığında, artık var olmayan beden ve ruhun korkacağı bir şey olamaz. bu sebeple anın tadını çıkarmak gerekir ve bu da gereksiz tutkuları abartmayı bırakarak acıların önünü almakla sağlanabilir. epikür "ihtiyaç duyduğumuz şey, ulaşılabilir olandır. ulaşamadığımıza esasen ihtiyacımız yoktur." der. bu yetinme bilincine göre en önemli olgu, o lahza içindeki hazdır. bilgeleşen birey otokontrollüdür, hazları ve erdemleri arasında dengeler kurar, cesaretsizlik sonucu edinemediği hazlar sebebiyle duyduğu acılara da sabırla katlanır, teslimiyet içindedir.
  • temel olarak materyelisttirler. o, insan yaşamının sıkıntılarıyla ilgilenmiş, insanın bu dünyadaki mutsuzluğunun, tanrılarla, ölüm ve kaderle ilgili yanlış inançlardan kaynaklandığını, söz konusu yanlış inançların, ancak onların yanlışlığını ve temelsizliğini ortaya çıkaracak bir varlık görüşüyle ortadan kaldırılabileceğini düşünmüştür. başka bir deyişle, özgün katkısı etik alanında olan epiküros, bu amacına ulaşabilmek için belli bir bilgi ve varlık görüşü ortaya koymak durumunda kalmıştır. bu çerçeve içinde, felsefenin amacının, insana mutlu bir yaşam sürmesi için yardımcı olmak olduğunu düşünen epiküros, tıpkı sokrates gibi, özel bilimlerin bu amaca hiçbir katkı sağlamayacağı kanaatindeydi. ona göre, bizim temelde ve öncelikle, varlığa ilişkin doğru bilgiye ulaşırken sağlam bir bilgi ölçütüne sahip olabilmek amacıyla mantık bilgimiz ya da bir bilgi kuramımız olmalıdır. ikinci olarak da var olan şey ve olayların doğal nedenlerini, var olan her şeyin, doğaüstü değil de doğal nedenlerin eseri olduğunu anlayabilmemiz için fizik ya da varlık bilgimizin olması gerekir. işte bu bilgi, bizi tanrı, ölüm ve kader korkusundan kurtaracağı için gerçekten de yararlı olan bir bilgidir. son olarak da ne’den sakınıp neyin peşine düşmemiz, neyi arzu edip, ne’den uzak durmamız gerektiğini öğrenmek için insan doğasını tanıma ve bilme zorunluluğumuz vardır.
  • türkçe olarak : hazcılık

    insan eylemlerinin amacı haz duymaktır diyen öğreti.
  • hazlara, sevinçlere yönelik bir hayat amaç edinmek.
  • (bkz: hedonizm)
  • roma imparatorluğu'nun oluşturduğu bir din gibidir. helen uygarlığının yarattığı hikayelere dayalı mitolojileri latinler devralıp helen devletlerine son verdikten sonra savaş tanrısı mars, biricik babası jüpiter'i yenmiş, olimpos'un kapılarını sonsuza kadar insanlığa kapatmıştır. yani dinleri bitmiş bir uygarlıkta epikürcü bir düşüncenin var olması kaçınılmaz. aynı zamanda imparatorlar ve onların sevdikleri insanların tanrılaştırılması daha da kolaylaşmıştı. zira bu ileri dönemlerde hristiyan kültüründe martirlerin azizleştirilmesiyle başlayan süreci tetikleyecekti.

    roma'da en çok dua edilen tanrı mars'tı. hatırlarsınız ki helen uygarlığında baş tanrı zeus'un en büyük rakibi kardeşi poseidon'du. bunun sebebi sadece denizlerin değil aynı zamanda bereketin de tanrısı olmasıydı. insanlar rüzgar için kurban adıyordu, bereket için ona yalvarıyorlardı ve onun için at yarışları düzenliyorlardı. yani zeus kadar popüler bir tanrıydı. hatta türkiye'de bulunan zeus mağarası'nın hikayesi de poseidon'un öfkesinden saklanmak isteyen baş tanrı, kardeşinin öfkesi dinene kadar burada saklanıyormuş. tabi latin döneminde işler değişiyor. her bahar ayında sefere çıkan gururlu romalılar bütün öldürdükleri insanları mars'a adıyorlardı. her yıl savaş için dua eden bu medeniyet mars'ın gücüne güç katıyordu. gel zaman git zaman hem en büyük rakibi minerva'yı hem de biricik babası jüpiter'i yendiğinde mars, olimpos'un hükmünü sonlandırıyor ve insanları yapayalnız bırakıyorlardı. roma'nın atası mars, onları terk etmişti.

    epikür öğretilerinin felsefesi basittir. insan zevk aldığı şeyleri yaptıkça mutlu olur. acı ise insanı mutsuz eder. arkadaşlık, seks partnerliğinden daha çok mutluluk verir. iki tür zevk vardır: kinetik ve statik. kinetik zevk, acil olarak ihtiyaçların doyurulması, statik zevk ise acil bir ihtiyacın olmama durumunda edinilen zevktir. eğer kinetik zevki korursanız dolaylı yoldan statik zevki de korursunuz. basit zevkler her zaman sizi iyi bir hayata taşır. diğer zevkleri düşünmeyin görüşüdür bu.

    roma'da epikürcü öğreti özellikle lucretius carus'un şiirleriyle biliriz. bir nevi insanlık için kaynaktır. lucretius'un çalışmalarını ise derleyip toparlamış kişi ise benim antik dünyanın prensi olarak adlandırdığım cicero'dur. roma, epikürcü felsefenin hayat bulmuş haliydi. cinsellik bir tabu değildi ve insanlar tanrılara bağlı yaşamıyorlardı. evet tiber nehri gibi istisnalar var ve insanlar hala tanrılara bağlılar fakat onlardan korkmuyorlar. daha çok inanma içgüdüsünü doyurma gibi. dikkatli incelendiğinde bu bile epikürcü bir şey. insanlar tapınmaktan zevk alıyorlar. kendilerini tanrıların ellerine bırakmaktan haz duyuyorlar.

    aristokraside ensest skandalları çok fazlaydı. tecavüzler yaygındı ve seks, bir romalının hayatında normal bir eylemdi. grup seksler, çarpık ilişkiler, sınırsız yemek ve şarap, lucius licinius lucullus'un kirazlı partileri gibi günümüzde bile lüks sayılacak şeyler roma'da özellikle elit kesimin vazgeçilmezleriydi. bunu plastik sanatlarda özellikle pompei mozaiklerinde bile görüyoruz. bu böyle büyük konstantin'e kadar gidiyor. konstantin tabi güçlü bir imparator ve rüyasında isa'yı görmüş bir cengaver. onun sayesinde savaşı kazandığını düşünüyor ve roma toplumu birden hazcı zevkten yavaş yavaş uzaklaşıyor ve kendilerini ruhani bir dünyada bulutların üstünde çobanları isa'nın çevresinde dans eden kuzucuklar olarak buluyorlar.

    rönesans'a kadar kaybolan bu öğreti bir alman manastırında lucretius'un şiirlerinin tekrar ortaya çıkmasıyla yeşeriyor. rönesans'da ise montaigne'da özellikle izlerini görüyoruz.

    son olarak epikür çok yanlış anlaşılmış bir filozof. öğretileri çarpıtılmış ve yarattığı insan modeline hiç ulaşılamamış. özellikle hristiyan sanatında sürekli yiyip içen zevk içerisinde bir adam olarak tasvir edilir. işte budur epikür'ün öğretisinin hikayesi.