şükela:  tümü | bugün
  • epoke, bir faaliyette bulunanın daima kendi faaliyetinden faydalanan olması ve insanın kendi akılcı öz çıkar için hareket etmesi gerektiğini savunur. ancak insanın bunu yapma hakkı, onun bir insan olma özelliğinden ve ahlaki değerlerin insan hayatındaki işlevinden kaynaklanır. dolaysıyla bu hak, sadece akilci, epokeci olarak açıklanan ve onaylanan bir ahlaki ilkeler sistemiyle uygulanabilir. bu ilkeler, insanın gerçek öz çikarlarini tanımlar ve belirler. bu bir "istediğini yapma" yetkisi değildir ve insanların "bencil" zalim imajına da, akılcı olmayan hassasiyetleri, duyguları, dürtüleri, arzuları ve kaprisleri ile yönlendirilen herhangi bir başka insana da uygulanabilir değildir. epoke, bir akılcı özçıkar veya akılcı bencillik ahlakıdır.
    bu kavram, insanın düşmanlarına, düşüncesiz yanlış algılamalara, çarpıtmalara, önyargılara ve cahil ve akılcı olmayan kişilerin korkularına teslim edilecek bir kavram değildir. "bencilliğe" saldırı, insanın kendisine olan saygısına yapılan bir saldırı demektir ve birini teslim etmek, diğerini de teslim etmektir.epoke insanın kendi özüne saygısıdır.
  • "insanlar kesin yargılardan kaçındıkları sürece yanlış yapma ihtimalleri de ortadan kalkacaktır. yanlış yapmayan insan da ruh sükunetine kavuşacaktır." -pyrrhon
  • ontolojik meseledir: varolanların varoluşunun askıya alındığı ve varlığın kendisinin, ne olduğunun ortaya çıktığı an'dır.

    ulus baker'e göre, ölüm eğrisine kendini yavaş yavaş bırakmaktır. fakat söz gelimi, hiç kimse kendi ölümünü ölemez...

    o halde aslında epoke açıklanamaz. açıklanabilir ve yaşanabilir olan başkasının ölümüdür.

    çeliştim!

    başım dönüyor tam burda ve dünyayı, düşünce sanıyorum, tıpkı yıllar önce okuduğum o şizofrenin şiirindeki gibi.

    artaud da kendini, kendi organlarından azade kıldığı yargısızlık anından söylüyor: "askıda bırakıyorum kendimi; hiçbir yana eğilim göstermeden..." pekala, çıktı mı ortaya, varlığın kendisi?

    epoke, anlık bir tecrübedir diyorlar. heidegger yaşasaydı, yüzü aydınlanırdı.
    muhtemelen wittgenstein da yüzünü buruştururdu: "üzerine konuşulamayan konusunda susulmalı!", "felsefe bir dil problemidir!"

    durun bakalım bir yere varacağım sonunda mutlaka ve bu epoke olsa iyi olur.
    fakat, nasıl olur? içi kahve dolu bardağa uzanıyorum ama bardağın beni hangi yolla etkilediğinden haberdar değilim. bardak ve ona uzanışım arasındaki nosyondan haberdar değilim. bu iki şey arasındaki ilişkiyi tanımıyorum. bilgi sahibi değil, varsayım sahibiyim. bilmiyorum!
    "adem elmayı bilmiyordu" diyor ulus baker, aklımı çeliyor. bu basit ancak etkili bir feslefi cümle, balyoz gibi demeli: elmanın, kendini yok edeceği bilgisine sahip değildi. adem bunu, ahlaki bir yasaklama olarak varsaydı.

    bence artık susmak lazım. kahve yapmak lazım.