şükela:  tümü | bugün
  • erdal inönü; malatya'da turgut özal ile buluşur. ikisi de malatyalı bildiğiniz gibi. turgut özal kendisine bir laf atar;

    özal: hemşerim nasılsın iyi misin? ne yapıyorsun?

    inönü : çok teşekkür ederim sayın başbakan. siz nasılsınız?

    özal : yahu malatyalılar size hiç bakmıyor mu? bu kadar zayıfsın sana kayısı falan göndermiyorlar mı?
    (memleketin olan malatyalılar da mı sizden yüz çevirdi anlamında)

    inönü: sayın başbakan. ben vücudumun arzu ettiği enerjiyi ve gıdayı alıyorum. memlekette kimin ne kadar yediği sizden belli oluyor.

    nezaket sınırları içinde mükemmel bir kapak olmuş. sanırım bu diyalog siyasi zeka seviye ve üslubun geldiği noktayı güzel özetliyor.
  • dürüst, hoşgörülü ve esprili bir siyasetçi, fizikçi, değerli bir bilim insanıydı. mütevazı kişiliği ve gülen yüzüyle daima hatırlayacağımız.
    angela dorothea merkel gibi, ilkel toplumlarda gelişmiş insanlara yer olmadığı için değer verilmez.
    bir yazar levent'te ekmek almak için sıraya girdiğini yazmış. gayet normal durum kanada, ingiltere, almanya, norveç gibi ülkelerin başkanları market alışverişini kendisi yapıp çoğu zaman evine bile yürüyerek gidiyor. çöl zihniyetleri gelişmiş insan davranışlarını yadırgıyor ama gerçek insanların davranışı bu...
    bana nedense "okşayan elin kıymetini bilmeyenler bir gün tekmeleyen ayakları öpecekler" sözünü hatırlatıyor...

    "erdal bey’e bir gün, hiç sıcak bakmadığı siyasete yıllar sonra neden girdiğini sorarlar. yanıt müthiştir:
    - ülkemi benden daha kötüleri yönetmesin diye!

    seçmenlerden biri seçim otobüsünün önüne atılır ve erdal inönü'ye hitaben "ölürüm yoluna" diye haykırır. erdal inönü cevap verir:
    - dur, ölme. bir oy bir oydur.

    uğur dündar'ın bir anısı;

    merhum erdal inönü trt'de hazırlayıp sunduğum 'işte hayatınız' programında anlatmıştı.
    misafirliğe gittikleri evde eşi sevinç hanım fare görünce 'erdal bak fare!..' diyor.
    erdal beyden cevap:
    'ne yapayım sevinç, ben kedi miyim?..'
    sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz.

    kendisini sinema çıkışında yakalayan bir gazeteci sorar:
    - sayın inönü, sizi bu sıralar sinema salonlarında göremiyoruz pek?
    - tabii göremezsiniz, sinema salonları karanlık oluyor.

    izlediği, iki mafya ailesi arasındaki çatışmayı konu alan bir sinema filminden sonra kendisine sorulan "filmi nasıl buldunuz?' sorusu üzerine inönü:

    - çok beğendim ama iyi ki bitti. yoksa çok daha fazla adam ölecekti…

    son derece demokratik bir siyasi lider olan erdal inönü'nün hayatta tahammülün olmadığı şeylerden birisi de sigaraydı. parti meclisi toplantılarının dumanaltı bir atmosferde yapılmasından son derece rahatsız olan inönü bir gün ani bir kararla parti meclisinde sigara içilmesini yasakladı. inaönü'nün bu kararına karşı çıkan tiryakiler, bu kararın oylanmasını istediler. inönü'nün cevabı şu şekilde oldu:
    - "antidemokratik kararlarda oylama yapılmaz."

    demokrasi su ise testisi laikliktir. testi kırıldı mı bu toplumu kimse bir arada tutamaz.

    abd büyükelçisi ortadoğu'daki birtakım girişimlerine destek sağlamak amacıyla başbakan yardımcısı erdal inönü ile görüşmektedir. girişimleri için destek talebinde bulunur fakat erdal inönü'den olumlu bir yanıt alamaz.

    bunun üzerine erdal inönü'yü ikna etmek amacıyla inönü'ye "bir varil petrolün fiyatı ne kadar biliyor musunuz siz?" diye sorar.

    erdal inönü kendisine şu yanıtı verir: " bir varil kanın fiyatını biliyor musunuz sayın büyükelçi?"

    görüşme orada biter..."

    "erdal bey bir gün istanbul'da taksiye binmiş. şoför:
    'sen ne kadar erdal inönü'ye benziyorsun' demiş.
    'o, benim' diye cevap vermiş erdal bey...
    şaşırmış taksi şoförü...
    'yahu' demiş, '...birisi daha var. harbiye'nin oralarda dolaşıyor. o da aynı erdal inönü'.
    bunun üzerine erdal bey, espriyi patlatmış:
    'o da benim....!'"

    "shp genel başkanlığı dönemimde diğer sol parti liderleri ve bürokratlarla bir restorana gider. garsonun 'birşey almak ister misiniz, efendim' sorusu üzerine 'teşekkürler biz birbirimizi yiyeceğiz' yanıtını verir."

    "kars ve van mitinglerinden ankara'ya dönüyordu. sivas üzerinde uçağın pilotu 'efendim ankara semaları kapalı. kirli bulutlar var. inişimiz çok güç olabilir. ' dedi. ön koltukta gazete okuyan inönü'nün cevabı ise şöyle oldu: - hiç bir şey olmaz merak etmeyin. ankara belediye başkanı karayalçın çok çalışkandır. o kirli bulutları hemen temizler!"

    "inönü shp genel başkanıyken dönemin başbakanı mesut yılmaz ile görüşecekti. o günlerde inönü yılmaz'ı sert biçimde eleştiriyordu. yılmaz, necatibey caddesinde bulunan shp genel merkezine geldi. shp ile anap genel başkanları baş başa uzun bir görüşme yaptılar. herkes sert tartışmalar yaşanmasından endişeliydi. görüşme sonrası dönemin shp genel sekreteri fikri sağlar, inönü'ye biraz da endişe ile görüşmeyi sordu. inönü şöyle dedi:
    - çok iyi geçti, mesut bey partimize aşık oldu. ama platonik."

    "seçim otobüsüyle bir yere gidiliyor. otobüsün kornası aniden bozulmuş, ötüp duruyor. şoför otobüsü sağa çekip durdurmuş, arızayı gidermeye çalışıyor ama nafile. yolculardan birinin şoföre:
    - kablosunu kopar, diye akıl verdiğini duyan inönü itiraz ediyor:
    - durun yav, koparmayın. bir derdi var ki inliyor. meselenin köküne inelim."

    "dep’li sırrı sakık, shp’den milletvekili adayı olmak için başvurur ve inönü’yle görüşmeye gelir:
    - hakkımda bir sürü dedikodu çıkardılar. önceden bilesiniz; ağabeyim (şemdin sakık) dağda devlete karşı savaşır. kardeşlerimden biri hapiste...
    inönü şaşırır:
    - yav, sizde hiç devlete çalışan biri yok mu?"

    "gazeteci der ki:
    - sizin için norveç’te başbakan olabilir, diyorlar.
    inönü’nün cevabı:
    - çok teşekkür ederim. bu herhalde, türkiye’de bu işleri beceremiyorsun, demenin kibarcası."

    "bir miting öncesi shp milletvekili, inönü’ye der ki:
    - sayın genel başkanım siz iyi konuşamıyorsunuz, bakın özal’a esip gürlüyor.
    inönü “peki ne yapacağım” der. milletvekili cevap verir:
    - konuşurken masaya yumruğunuzu vuracaksınız, biz şöyle partiyiz, şöyle yaparız, böyle yaparız, diye kükreyeceksiniz.
    inönü kürsüye çıkar, yumruğunu masaya vurur ve şöyle der:
    - biz öyle bir partiyiz ki, adamı...
    burada kesilir ve şöyle devam eder:
    - devamını bu arkadaş söyleyecek."
  • özellikle de kürt siyasi hareketinin özür borçlu olduğu kişidir.

    1991'de herkesin vebalı gibi baktığı, yok saydığı siyasileri ''silah dışında başka bir yol da mümkün'' diyerek meclis'te siyaset yapmalarının önünü açmasına rağmen daha yemin töreninde ne kürtlere ne de kendilerine hayrı olmayacağını bile bile şov yapan hadepli vekiller tarafından kandırılmıştır. zaten sonrası malum.

    kürtler, ulusalcılar, beceriksiz belediyeciler el ele verip adamın etik ve idealizm üzerine kurmaya çalıştığı shp'yi de siyasi hayatını da sadece 1-2 yıl içinde bitirmiştir.
  • kendisiyle ilgili aklımdan hiç çıkmayan güzel bir anım var. yıl 90 yada 91 tam hatırlayamıyorum, babamın aktif siyasette olduğu zamanlar, babayla beraber ankaraya kurultaya gidilmiş ben de henüz 10 yaşındayım. çankayadan arabayla aşağı doğru inerken, lacivert takım elbiseli uzun ince bir adam yanına 2 ilkokul öğrencisini almış yolda yürürken bir yandan da çocuklara hararetli ve heyecanlı olarak bir şeyler anlatıyor ama öyle bir anlatmak ki sanki yanındakiler çocuk değil devlet büyüğü, öyle bir ciddiyet hakim anlatımına. adam erdal inönü'nün ta kendisi, babam arabayla yanaşıyor ve "sayın inönü gideceğiniz yere kadar bırakalım sizi" diyor, bunun üzerine inönü "teşekkür ederim arkadaşlarla yürüyoruz" diyerek kibarca reddediyor ve çocuklarla yokuştan aşağıya doğru yürümeye devam ediyor, yanında ne bir koruma ne bir medya mensubu ne de partiden biri, sadece iki ilkokul çocuğu. benim aklımda hep öyle kalacak erdal inönü. içi kocaman kendisi ince adam güle güle.
  • … özal karşıdan geliyor, yanında koca bir kalabalık. bizse sadece iki kişiyiz, erdal inönü ve ben. selamlaştık. özal, hemen inönü’ye takıldı: “hemşerim, malatyalılar kayısı falan göndermiyorlar mı? sana bakmıyorlar mı? hiçbir şey yemiyor musun! bu ne zayıflık!” beni soğuk terler basarken, inönü şöyle bir durdu baktı dedi ki, “sayın başbakan, ne mutlu ki ihtiyacım olan her şeyi kendim alabiliyorum. ama memlekette kimin ne kadar yediği sizden belli oluyor!”
  • espritüel kişiliği birçok anekdottan anlaşılır. benim favorim "ölürüm yoluna" diye seçim otobüsünün önüne atılan kadına "dur! bir oy bir oydur" demesidir.
  • "erdal yetiş fare var" diye çığlığı basan karısına gayet sakin" bana ne sevinç, ben kedi miyim?" demesini hep tebessümle hatırladığım...
  • vefatı ile siyaset sahnemizin kalite eşiğini aşağı çekmiş poitikacıdır.

    artık türk siyaseti daha tutarlı.
    "ama iyi yürekli ve ahlaklı siyasetçiler de var.." diyerek kafamız karışmayacak en azından.
  • bülent ecevit'in ''pkk'yı meclis'e siz tasidiniz'' elestirisine uzun süre sessiz kalmis ve en sonunda sessizligini bozarak, ''sayin ecevit de cok iyi bilir ki, pkk cizgisindeki kisilerin, meclis'e tasinmak istenmesi shp'nin degil; mgk'nin karari geregidir.'' demis ve bu acik sözlülük dolayisiyla ecevit'i bu konuda sessizlige mahkûm etmis sahsiyet.
  • rahmetliyi her hatırladığımda, bu güzel ülkede , fizik profösörleri yerine iett idare amirlerini niye seçiyoruz ulan biz diyorum.

    edit 28.05.2018 : sanki ince ince bir fizik öğretmeni mi yaklaşıyor ne :)