şükela:  tümü | bugün
  • ben bi kere buraya gittim.

    eski sevgilimden özür dilemeye gidicektim olmadı. ama gittim ben buraya.

    o ara bilincim ne kadarsa, ünyeden erdeğe gitmem gerekiyo. mantıklı olan istanbula gidip, bandırma feribotu diye bişe var onunla bandırmaya gidip erdeğe geçmek. beyin yok bende o ara tabi. erdek nerde egede. ege nere izmir. ver izmir bileti.

    izmir havağlanına in. taksiye bin abi otogar kaç para. 60 lira. anayın amı. dur incem gitmiyom. taksici de bilinçli. adam topla 5 kişi gel 12 liraya gidersin diyor. mantıklı.
    asosyalin depar atanı ben abi nereye otogra mı? diye diye 4 kişi daha topluyorum.

    neyse izmir otogarındayım. erdeke gidicem. bi firma bankosuna gidiyorum çorbacının sölediğine binaen.

    + erdeğe gitcem.
    - erdek otobüsü iki saat sonra, bandırmaya git istersen.
    + ora nere?
    - ordan erdek 20 dk dolmuşla.
    + ver.

    allahtan uykusuzluktan ebem skilmiş de uyuyabiliyorum izmir bandırma arası.
    biraz sinirliyim. bi ara uyanıp: "bilader koltuğu kaldır az." diyorum.

    bandırmaya indim. bandırma feribotu. atatürk 19 mayıs 1919 da bandırma feribotu ile samsuna çıktı. bilgim bu kadar.
    bi bankoya gittim.

    + abi erdeğe nası gidebilirim.
    - şu ilerde halk otobüsü var dışarda. o seni erdek otobüslerinin kalktığı yere götürür.

    mordor sanki amk. ulaşamıyoruz. neyse iki yanlış istikamete yürüme sonunda bi küçük otobüs buldum.

    + irdiği gidicim. dedim
    - gel kalkcaz birazdan.

    adam sudoku çözüyor direksiyonda baboli. o otobüs kalkmaz. girdim oturdum. ağustos 15 hiç unutmam. güneş hoplatıyor adamı.
    adeta bi tatil yöresi pici gibi dolmuşta kimse yok diye pantulu çıkarıp şort giydim. hem acı çek hem turuncu şort giy oldu mu olmadı tabi. ne oldu ki ameno.

    yannız şunu da diyeyim. "bura nere lan? aha kayboldum hissi" en kral aşk acısını bastırıyor. istanbul bilmeyen göte'yi yenibosna'dan dudulluya yolla bakim, wertherin acılarını mı yazıyor metrobüs mü. nişeye de bakim cevahir otoparkının ordan merdivenlerden in heh parkın orası. bak bakim güçlü mü kılıyomuş yolda selpakçı gibi ağlatıyomuymuş. laf.

    indim bi yerde. sucuya dedim erdek?
    - şunlara bincen abi.

    iki de su aldım.

    şu da var ki. bandırma otogarında mesaj geldi. o hisle otobüsteyim.

    "biz erdekten ayrıldık, gelmeseydin boşuna."

    tavşanlık ne demek bilir misiniz a dostlar? bilmeyin umarım. hopidi hopidi gidiyosun, al havuç ye diyolar.
    artık error mu dersin, ciğerde atom bombası mı dersin, mavi ekran mı olur, nasıl iyi hissedersen düşün o hissi.

    o hisle otobüsteyim. dünya ortadan yarılsa eheh göbeği bana geldi çok lezzetli lan diyecek kadar bilinçsizim. akıl yok.

    erdeğe gidicem hala niyeyse. çünkü yayyak var erdekte. evet. gittim.

    indim otogara. su şişesini çıkarıp aldım bi yudum eller metronom gibi titriye. ağır geldi fırlattım karşıya. sonra omzumdaki çanta ağır geldi. diğer omzuma aldım.

    yine ağır geldi. nazikçe çıkarıp önüme attım. vura vura bi 10 metre sürdüm çantayı rıdvan gibi. bam bam ilerlerken yaşlı bi amca sarıldı arkamdan.

    - yeğenim dur ne bok yiyon.
    + bıraaahın beni bıraahaın diye eğlence oldum millete.

    yüzümü yıkamaya götürdüler, çay falan içirdiler sonra.

    dayı sordu anlattım kısaca.

    + "senin yedi bayram işin bok yeğenim" gibi güzide bir yorum yaptı.

    olayları otururken seyretmiş teyze yorum yaptı:
    "yazık zorlanmış çocuk demek ki."

    soora bi rahatlık geldi. gittim patates bira içtim. ayaklarımı denize soktum falan. sonra o yanına gittiğim insanın hayatı boyunca erdeğe gitmediğini falan anladım. güldüm. havuç yedim tavşanlığıma.

    dedim ki bu hüzünlü değil komik bi hikaye.

    bad decisions make good stories hesaabı.
  • 3 erkeğe 1 yaşlı düşen tatil şeysi. geçen yaz gittik buraya. oo cıbıl cıbıl kızlar falan görürüz dedim, ama yok. nereye baksam yaşlı. gireceğim tuvaletten yaşlı çıkıyor, arabayı park ediyoruz yaşlı eziliyor, minibüse biniyoruz yaşlı amca sürüyor, yere para düşüyor yaşlı uyarıyor. lan dedim bu lanet yerde genç yok mu? iki gün daha kalsaydım emekli albay ve karısı nermin hanım ile aile dostu olacaktım.
  • herkesin 'kucuk'luguyle, 'siradan'ligiyla bagdastirilamayacak kadar 'buyuk', 'ozel' seyler yukledigi, takilip kaldigi yerler vardir...(yoksa zaten yaziktir, hebadir, bostur.) kurtarilmis, kutsanmis, sacmalanilasi bolgeler... iste onlardan biri benim icin erdek kaldi ki carsaf gibi deniz (artik deniz icin baska yerlere gidiliyor), kapidag yarimadasi cografyasi, limonata gibi hava ve o sahil seridi pek fazla yere nasip olmaz (aradim bulamadim ordan biliyorum) neresinde ne guzeldir, ne zaman gidilir, nasil, ne yapilir bunlari baska bir sekilde desifre etmeyi tercih ederim isteyene, birazdan anlasilacak sebep dolayisiyla. bana bir cok insana ifade ettiginden cok daha fazla sey ifade ettiginden kesinlikle emin oldugum, abartmayacagim (bi nevi şaman oldum ben burda), klasik formatla anlatilmasi -ozel durumu nedeniyle- imkansiz olan yer: 24 yillik -hatta ondan da oncesi var- feci bir nostalji ve ani silsilesinin uzerime geldigini hissettigim dahasi gordugum yer... her hareketini hissettigim, her kosesini ezberledigim, kisin ozlem krizleri geldiginde o depresif, ıssız halini bile bile isinlanmak, tek basima kalmak, benim bildigim anlamda kucaklanmak istedigim, kisilik atfettigim, resmini cekmekten olesiye kacindigim (onun yerine parcalarini toplarim),topraginin, gunesinin, kumunun, denizinin, ruzgarinin farkli kokusu olan yer... yildizlari en parlak, gunesin batisini en olaganustu renkleriyle gorebileceginiz yer, yagmurda denize girilebilecek en guzel yer... nefret ettigim seyleri sevdiren, dede yadigarim, rituelim, goz bebegim... beni en cok aglatan, en mutlu eden, neredeyse tum duygularin ilklerini ve enlerini yasadigim, kisiligimin en uc, kopuk, normal disi, marazi yanlarini olusturan, ozel bir dili olan, cocuklugumun dili olan yer... en zayif, en gururlu, en ait hissettigim, en lekelenmez, en huzunlu, en pismanlik icermez, en domestik, en saf noktam... yol muziklerimin anlam bulup sahnelerine kavustugu, gunluklerimin doldugu, kalbimin hayvanlar gibi carptigi, gozlerimin far away so close misali parladigi, hic bikmayacagim, her seferinde dibe vurmus psikolojimi aninda duzelten mekan... ne kadar kayda deger -oz- sey varsa -ogrendigim icin kendimi ozel hissettigim- uzerinde bi erdek unlemi vardir... erdek evet cok degismistir, grotesktir artik, erdek'i erdek yapan seyler -70, 80 ve 90'ların ilk yarisinda- artik yoktur ama degismeyen bir sey vardir orada, o nedenle her seye ragmen degerlidir, saygi duyulur, sadik kalinir, sakinilir, 'gercekten konusulur', oksanir hala. bunu anlamak ve tum kayiplara ragmen sevmek icin hemen hemen ayni seyleri paylasmis olmak gerekir ki o donemleri ayni sekilde yasamamis olan insanlara anlatamadigim-anlatmakta istemedigim- o yuzden gelseler de gelmeseler de vs. bu yukun agirligiyla bok gibi hissettigim, iyi ki sadece 'bilenin bildigi', digerlerinse sirin, tekinsiz, garip, ortalama, bunaltici, 'şusu var ama şusu da yok iste' vs. olarak tanimladigi -beni bu saatte cesitli anistirmalar araciligiyla gaza getirmis, yaziyla 'suc isletmis'- bir tatil beldemiz nihayetinde. daha ne olsun erdek!
  • aşağı yukarı 10 yıldır yazları gittiğim küçük yer. bir kaç gerekli bilgi vereyim de tam olsun. iskenderinizi deniz restaurant ta, pidenizi uludağ pidede,balığınızı kafkas restaurantta, tatlı ve dondurmanızı maraşlıoğlu pastanesinde, yemenizi tavsiye ederim.
  • buradaki askeri kamplara yolunuz düşerse karacıların kampında vınn, vbz. şeylerin çalışmadığını göreceksiniz, şaşırmayın. efendim güvenlik vbz. nedenlerle askeriyede sadece "tsk wi fi" var. ufak bir ücret karşılığı wi-fi paketi alıp sadece bir cafeden internete girebilirsiniz, zira otelinizden, yemekhane ve a la card tabir edilen restoranlarda, sahilde, çay bahçelerinde tsk wi fi çekmiye!
    bir hatun olarak "askeriyede mantık arama" lafını iliklerime kadar hissetmiş durumdayım.
  • ilkokulun bir kısmı, ortaokul ve lise yaz tatillerime ev sahipliği yapmış, çocukluğumdan ergenliğe geçişime, her sene gittiğimde büyümeme şahit olmuş her taşında her sahilinde ayrı anımı barındıran balıkesir ilçesi. yaklaşık 10 senedir kendisini çeşmelerle, fethiye ve kaşlarla aldatıyorum. fakat yine de adını duyunca unutulmayacak eski bir dost ismi duymuşum gibi bir şey hissetmeme sebep oluyor. kayalıkları 10 sene sonra güneşini batırmak üzere beni çağırıyor sanki. deniz analarından geçilmeyen denizini, arka sokaklarında kurulan pazarını, çingenelerini, bandırma feribotunu, kayalıklarını, varyoz'da yaptığım kahvaltıları, çuğra'yı özlemişim. bir hafta sonu ziyaret etmek farz.
  • bandırma'dan başlayarak kıvrımlı dar ve patika yolları aştıktan sonra yanınızda uzanmaya başlayan bagfaş fabrikası*marmara denizi ve kamplar ile erdek girişine yaklaşılır.. buralarda fazlasıyla gül pansiyon, ecdat dondurmaları, x motel.. tarzında reklamlara rastlarsınız.. ardından karşınıza, 3000 yıllık tarihi* ile mavi ile yeşilin kucaklaştığı erdek'e hoşgeldiniz diye bir yazı karşılar sizi belediye tarafından..

    otogara otobüs tıslamaları eşliğinde yanaşırsınız, daha otobüs kapısından adımınızı havaya attığınız andan itibaren "abi pansiyon lazım mı" adamları sarar dört bir yanınızı.. yok dersiniz, usulca yol alırsınız huzur'un tatil yöresine..

    70lerin ve 80lerin gözde tatil mekanıdır erdek.. çoğunlukla istanbul, bursa ve ankaralıların tercihidir.. ve yabancı turist olarak artık çok nadiren de olsa eski yugoslavya topraklarından insanları ağırlar.. hiç bir zaman bir bodrum, bir antalya, bir kuşadası olamamıştır.. hatta bir ayvalık şöhreti bile yoktur erdek'in.. televizyonda adını duyduğunuzda şaşırırsınız çoğunlukla.. bunun sebebi de kuşkusuz kamplar ekolüdür.. öyle ki, mke kampı olsun, devletin bilimum öğretmenevi, polis evi, ordu evi olsun, bankaların dinlenme ve sosyal tesisleri olsun burada konuşlanmıştır ki, bu da erdeği ister istemez huşu işinde sakin bir havaya büründürmüştür.. eğer yerinde duramayan, hiperaktif bir tatil çocuğuysanız, erdek sizi basar, kasvetten bunalırsınız.. zira yapılabilecek yegâne aktivite, çay bahçeleri, deniz ve vasatın altında olan birkaç bar'dan ibarettir..

    fakat tabii yazlık site arkadaşlıkları konsepti her yerde olduğu gibi burada da sıkılan, bunalan gençlerin yardımına yetişmiştir.. türlü arkadaş grupları her sene bu sitelerde 1 yaş daha büyümüş olarak birbirleriyle buluşurlar, anılarını paylaşırlar ve yazı birbirleri için eğlenceli kılarlar..

    çoğu insanın küçüklüğünün tatil kenti'dir erdek.. çocukken bir tarihte gidilmiş ve şimdilerde haritadaki yeri dahi unutulmuştur..

    bazıları içinse kollukları kolundan atmanın verdiği cesaret ile denize ilk girdiği, bisikletten ilk düştüğü, ilk yaz aşkı'nı yaşadığı, ilk atari salonu na gittiği, mahalledeki kızlara ilk hava attığı, pansiyoncunun kızıyla ilk tanıştığı, anneden babadan bağımsız sokaklarca özgürce, serserilik yapabildiği, futbol oynamak için 2 tane taş aramaya çıktığı, kafasını gözünü yardığı ve en nihayetinde büyükşehir'in gri yüksek binaları arasında hapsolmuş çocukluğunun zincirlerinin kırıldığı ve özgürlüğe attığı ilk adımdır.. önemlidir..
  • ilçe merkezinde görülecek, yenilecek hiçbir şey yok diyen dalyaraklara bakmayın siz. ögs'de mutlaka tost yiyin,pizza marina'da pizzayı mutlaka deneyin,uludağ pide'de pide yiyin, halim usta'nın karadutlu dondurmasını tatmadan dönmeyin, durak iskender'de tereyağlı iskenderi gömün,limandaki tekne restaurantlardan birinde rakınızı içip balığınızı yiyin, hoca'nın yerinde güneşi rakıyla batırın, tolga'nın mutfağında sıcak sandviçleri mutlaka deneyin, alkollü bir gecenin sonunda kekik kokoreç'te kokoreç yiyin. h.sonu gelirken makarnasını, karpuzunu,suyun hatta ekmeğini bile geldiği yerden getirip erdek'e sadece çöpünü ve bokunu bırakıp giden aç günübirlikçiler gibi olmayın.
  • 9 ve 10 yaşlarımda anne ve babayla tatile gidilen yer. en son gittiğimizde 1990 yazıydı ve annemle babam deli gibi kavga etmişlerdi. barışmak için, hava değişsin diye gidilmişti. italya 90 yeni başlamıştı. maçlar son sürat ilerliyordu ve daha salvatore schillaci patlama yapıp meşhur olmamıştı.

    tatil dönüşü anne, baba ve çocuk mutlu (veya ben saftorik zamanlarımda öyle sanarak) bir şekilde istanbul'a dönmüştük.

    hatırladığım kadarıyla denizi o zamanlar temiz ve kumluydu. 1991 yılında annemle babam boşanınca annemle bir daha gitmiştik. sik gibi bir aile pansiyonunda kalmıştık. bok gibi bir tatildi. bir daha da yolundan geçmedim. gerçi erdek'in ne suçu var aq.
  • bütün çocukluğum boyunca yazlarım burada geçti. uzun zamandır gitmiyordum. bir bahaneyle ailemin yazlığına gittik 3 günlüğüne.

    erdek için yapılacak en doğru tanım şu; seksenlerde takılı kalmış. hiç yenilik yok. burada tatil yapanlar çoğunlukla yazlıkçılar, yaptıkları tek etkinlik sahilde oturup çekirdek çitlemek, geleni geçeni süzmek. sahil yolunda bir iki cafe/ bar oluşumu var, müzikler berbat, hala kenan doğulu falan çalıyor, inanılır gibi değil.

    tam bunları kenara köşeye kaydetmiştim, sonra eklerim diyerek, son gecemizde kurbağalı dere tarafına gittik. yahu ilerde ışıklar yanıyor, sesler geliyor orası ne ola ki diye karanlıkta yürürken, erdek' teki bütün genç nüfusun saklandığı yeri bulduk ya! es kaza gittiniz, kampların sonuna kadar yürüyün, kurbağalıdere üstündeki minik köprüyü geçin. durmayın, fenerlerinizi yakarak ışığa doğru yürüyün. işte gerçek mutluluk orada kardeşlerim. sadece mum ile aydınlatılmış bir kumsal restoran/ barı ile karşılaşacaksınız. yan yana 3 taneler. biz adonis' te oturduk. ışığın olmadığı yerde yıldızlar baş rolde malum. hiç konuşmadan, çalan hafif ve muhteşem şarkılar eşliğinde biranızı içip yıldızları izleyebilirsiniz. bu kadar güzelleme yaptıktan sonra şunu sormayı hak görürüm kendimde;

    ah ulan ben genç iken nerdeydiniz? öldük hep sıkıntıdan.