şükela:  tümü | bugün
  • aklıma şahan'ın eski skeçlerindeki aşağıdaki sahneyi getiriyor. bir taraftan da düşünüyorum, acaba konuşma başındaki dolarlarını konuşma ortasında birileri satıp, sonra pazartesi ortam sakinleşince tekrar alıp kar realizasyonu mu yapıyor diye.

    reytingmetre
  • hayranlıkla izlenen hadisedir.

    insan özeniyor. ben konuşunca da ne bileyim hiç değilse bi nijerya naira'sı yükselsin, efendim bi nikaragua kordoba'sı dalgalansın, bilemedin balboa/guarani paritesi hafif ürpersin istiyo...
  • bilerek mi yapıyor bilmiyorum ama merkez bankası bağımsız olunca böyle oluyor sözünün gittiği yerin farkında olması gerekir. merkez bankası'nı baskı altına almanın birkaç adım ötesine geçti artık bu durum. sen bağımsız değilsin bizim dediğimizi yapmak zorundasın demeye geliyor artık. erdoğan faizlerle enflasyonun doğru orantılı olduğunu söylemiş, oraya girmeyelim zaten.

    iktisat teorilerinde hükümetler seçim zamanları genişletici politikalar uygularlar. bence tek dert budur. kısa vadeli amaçlar için, insanlara çiçekler dağıtabilmek icin, kısacası oy toplayabilmek için faizlerin düşmesi gerekiyor. enflasyonla beraber düşen dolar, açıklamalar ile yine arttı. hayırlısı artık.

    (bkz: merkez bankası bağımsız olunca böyle oluyor)
  • https://www.youtube.com/…7nh1gisb2lptc0qlhu&index=1

    aklıma "ecevit hapşırınca dolar artıyor" hicvini getiren durum. gerçi ecevit hapşırınca dolar iki katına çıkıyordu lakin erdoğan konuştukça da hatrı sayılır bir artış gözlerden kaçmıyor.

    işin komik yani, "erdoğan konuştu, dolar fırladı" haberleri ulusal medyada her yanı kaplasa da kimsecikler "neden erdoğan konuştukça dolar artıyor?" sorusunu kurcalamıyor.

    ***

    efendim bakın ekonomi yalan söylemez. sadece doğruyu geciktirebilir. hani erdoğan arada sırada şunu söyler ya: en güçlü 17. ekonomiyiz filan. bu en güçlü ekonomi sıralaması milli gelire göre yapılıyor. mesela dünyanın en büyük ekonomisi abd. 15 trilyon dolarlık milli gelirleri var. bu rakam çin'de 10 trilyon. türkiye ise 800 milyar dolar sınırında. erdoğan hedef olarak 1 trilyon doları hedef gösteriyordu hatırlarsanız. türkiye'yi ilk 10'a sokma niyetindeydi.

    türkiye'nin şuan mevcut sırası 20. bu sıra türkiye ortalamasının bir tık aşağısında. zira türkiye genelde 17-19 bandında oluyordu. büyüme dediğimiz olay ise milli gelirin bir sonraki yıla göre değişimini ifade ediyor. mesela 2000 yılında türkiye'nin milli geliri 396 milyar dolardı. 2001 yılında ise büyüme oranı %-5,7 oldu. yani 396 milyar doların yüzde beşi gitti. 375 milyar dolara düştü. akp'nin gelişile birlikte bu rakam yükselmeye başladı. türkiye 2002'de %6, 2003'te %5 büyüdü. asıl büyüme 2004'te yaşandı, %9,4. 2005'te ise %8,4 büyüdük. mesela 2008'de büyüme %0,4 oldu. 2009'da ise ekonomik kriz nedeniyle büyüme %-4,8. sonuçta türkiye'nin bugünkü milli geliri 800 milyar dolar civarında. akp döneminde türkiye yıllık %4,9 gibi ortalama yakaladı. bakın çok ilginç, 1923-1938 yılları arasında yani atatürk dönemindeki büyüme ortalamasına bakıyoruz, türkiye yılda ortalama %7,9 büyümüş, üstelik çok zor bir dönemde. atatürk'ün büyüklüğü öyle abartılmış bir büyüklük değil. 1939-1950 döneminde yani inönü döneminde ise türkiye'nin büyüme ortalaması yıllık %1,1. tabi ikinci dünya savaşını hesaba katarsak bu oran çok kötü değil. ama kesinlikle iyi de değil. 1950-1960 yıllarında yani menderes döneminde ise türkiye ortalama yılda %6,9 oranında büyümüş. yani erdoğan bu açıdan bakıldığında atatürk ve menderes'in performansının gerisinde. son olarak 1983-1993 dönemine yani özal dönemine bakıyoruz türkiye yılda ortalama %5,1 büyümüş. yani erdoğan özal dönemine göre bile daha düşük bir performans sergiliyor.

    bunların yanında bir de milli gelirin yani şuan 800 milyar dolar civarında olan rakamın ülke nüfusuna bölünerek elde edilen kişi başına düşen milli gelir hesaplaması var. bu rakam şuan 13,000 dolar. yani türkiye'deki herkes yılda ortalama 26 bin lira kazanıyor. aylık 2 bin küsür lira yani. tabi bu işin ortalama kısmı. bir de bunun mevcut dağılımı var.
    şunu söylemek istiyorum, bir ülkenin ekonomik gücü milli geliriyle belli olur. fakat o ülkedeki refah bu gelirin dağılımıyla ölçülür. yani şuna bakmak lazım, ülkenin 800 milyar doları halka nasıl dağıtılıyor. yani örneklersek, koç ayda 2 bin lira kazanmıyor. 2 milyon kazanıyor. üstelik ayda bin lira kazanan da var. işsiz olup kazanmayan da var. özetle kazançlar arasında farklılıklar var. bunu anlamak için tüm halkı beşe bölelim. en çok kazanan %20, çok kazanan %20, normal kazanan %20, az kazanan %20, çok az kazanan %20.
    buna göre türkiye'de şuan en fakir %20'lik dilim milli gelir olan 800 milyar doların %6,6'sını kazanıyor. yani hakın 5'te biri toplam paranın sadece 52 milyar dolarını alıyor. en zengin 5'te biri ise toplam paranın ne kadar kazanıyor biliyor musunuz? %45. yani toplam 800 milyar doların 360 milyar doları çok zenginlere gidiyor. bir yanda 52, bir yanda 360 milyar dolar.

    bu ne demek? bu şu demek, zengin çok daha zengin oluyor, fakir çok daha fakir. zengin çok daha lüks arabaya biniyor, çok tatile gidiyor, çok iyi telefon kullanıyor. fakir ise çok daha az yiyor, giyiyor, eğleniyor. hani klişe bir beyan vardır ya halk arasında, "fakirlik var diyorlar ama herkesin elinde telefon, herkesin altında araba var, bu nasıl fakirlik arkadaş?" diye... işte o elinde telefonu olan kişi aslında en fakir %20'lik dilimin değil, fakir yada bir üst dilimin bireyi.

    ***

    şimdi esas konuya girelim, bir ülkenin büyümesinin bir çok nedeni olabilir. en önemli faktör üretim. bir diğer faktör ise yatırım. yani özetle elinde sermayesi olan biri gelir, fabrika kurar, kurduğu fabrikada işçi çalıştırır, vergi öder böylece hem kendi kazanır hem işçi çalıştırır. ekonomiyi canlandırır. yatırımın esaslı olanı, yerlisidir. bir de yabancı yatırım vardır. yani amerikalı bir iş adamı 10 milyar dolarlık sermayesini alır türkiye'ye getirir. bu sermaye ile şirket kurar, fabrika açar. mal üretir. işçi çalıştırır. ürün satar vs. böylece türkiye dışardan gelen 10 milyar dolarla işçisine maaş verir, ülkesine vergi bulur, yapılan ürünlerin hammaddeleri türkiye'den temin edilir. böylece türkiye yabancı sermaye ile büyümüş olur.
    fakat yabancı sermaye'nin türkiye'ye gelmesi için bazı menfaatler olmalıdır. yani ben 10 milyar doları olan amerikalı bir iş adamıysam, hindistan'a da gidebilirim, endonezya'ya da... neden türkiye'ye gelmeliyim?
    işte erdoğan bu noktada 3 şey yaptı.
    1- yabancı sermayeyi yerli sermaye ile bir tutan kanun çıkardı. böylece yerli sermayeden alınan vergi ile yabancı sermayeden alınan vergi aynı oldu. dolayısıyla sermaye türkiye'yi tercih etti.
    2- asgari ücret düşük tutuldu. böylece yabancı sermaye daha az işçilik parası ödeme fırsatını kaçırmayıp türkiye'ye geldi.
    3- en önemlisi de bu... çalışma şartları ve iş güvenliği esnetildi. yani bir işçiyi daha çok çalıştırmak, o işçinin çalışacağı ortam için daha az kurallar bulundurmak sermaye sahibi için önemlidir. zira sermaye sahibi bir işçiyi çok çalıştırabilirse daha çok ürün üretir. ona çalışacağı ortam için daha düşük şartlar sunarsa, iş güvenliği için daha az para ödemiş olur. ve en önemlisi, ölen, yaralanan işçileri için daha az tazminat öderse, ölen işçisi için büyük cezalar yemezse, daha çok kar elde edebilir.

    şimdi türkiye'de hep sorulur, bu asgari ücret neden artmıyor diye... artmaz, çünkü artarsa yabancı sermaye asgari ücretin daha düşük olduğu ülkeleri tercih eder.
    şimdi türkiye'de hep sorulur, bu kadar işçi neden ölüyor diye... ölür, çünkü iş güvenliği kriterleri düşük. ayrıca bir işçi ölürse, firmanın başı çok büyük bir derde girmez. böylece o firma türkiye'yi tercih edebilir.

    benim anlattığım bu şeylerin ispatı, türkiye'ye gelen yabancı sermaye oranında saklı. türkiye'ye 2002 yılına kadar ortalama yılda 1,1 milyar dolar yabancı sermaye geliyordu.
    2003 yılında 1,7 milyar dolar geldi.
    2004 yılında 2,8 milyar dolar geldi.
    2005 yılında 10 milyar dolar geldi.
    2006 yılında 20,2 milyar dolar geldi.
    2007 yılında 22 milyar dolar geldi.
    2008 yılında 19,5 milyar dolar geldi.
    2009 yılında 8,4 milyar dolar geldi.
    2010 yılında 9 milyar dolar geldi.
    2011 yılında 15.7 milyar dolar geldi.
    2012 yılında 13.2 milyar dolar geldi.
    2013 yılında 12,9 milyar dolar geldi.

    bu yalnızca doğrudan yabancı yatırım. bir de bunun yanında türkiye'deki yatırımcıların yatırım yapabilmesi için yurt dışındaki bankalardan aldığı krediler var. akp döneminde alınan yabancı kredi miktarı 200 milyar doların üzerinde.

    yani türkiye'nin büyümesinin en önemli faktörlerinden biri yabancıların parası. zira bugün türkiye'deki 49 bankasından 37'sinde yabancı ortak var.

    türk borsasındaki yabancı pay oranı ise 2013'lere kadar %65 civarındaydı. bu oran şuan %60 sınırında. buna rağmen borsanın çoğunluğu yabancıların elinde.

    ***

    bir ülkenin güçlü olabilmesi, üretimiyle alakalıdır. amerika, ikinci dünya savaşı sonrasında dünyadaki mevcut sanayi üretiminin %20'sini tek başına üretiyordu. amerika bu yüzden güçlüydü. üstelik üretimi yerliydi. türkiye ise kurulduğu dönemde sanayi üretimi açısında berbat haldeydi. yapılacak iki şey vardı. ya yerli sermaye sanayi üretimine teşvik edilecekti, ya da yabancı sermaye için dışa açılım olacaktı. mustafa kemal bu noktada çok önemli bir karar aldı. yabancı sermayenin ülke menfaatleri açısından ne denli tehlikeli olduğunu görmüştü.

    --- spoiler ---
    "efendiler, ekonomik alanda düşünür ve konuşurken, sanılmasın ki dış sermayeye karşıyız; hayır bizim memleketimiz çok geniştir. çok emek ve sermayeye ihtiyacımız var. kanunlarımıza uymak şartıyla dış sermayelere gerekli olan teminatı vermeye her zaman hazırız. yabancı sermaye, çalışmalarımıza eklensin ve bizim ile onlar için yararlı sonuçlar versin. geçmişte tanzimat devri'nden sonra yabancı sermaye, üstün hakları olan bir yere sahipti. devlet ve hükümet, dış yatırımların jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. her yeni millet gibi türkiye bunu uygun bulamaz. burasını esir ülkesi yaptırmayız."
    --- spoiler ---

    bu nedenle türkiye yerli sermayeye yönelecekti. ama bir sorun vardı, türkiye'de yerli sermaye yoktu. büyük yerli iş adamları bulunmuyordu. iş başa düşmüştü. devreye bizzat devlet girdi ve ülke için önemli yatırımları devletin kendisi yapmaya başladı. gerekli büyüme sağlanana kadar ülke tarım alanına yöneldi. böylece cumhuriyetin ilk yıllarında türkiye bir tarım ülkesi halini aldı. devlet topraksız köylülere toprak dağıtıyordu. büyüme oranları son derece başarılıydı. fakat 1929 dünya ekonomik krizi nedeniyle tarım ürünlerinin fiyatları düştü. böylece ülkenin tarım gelirleri azaldı. bu durum türkiye'yi devirmese de topallattı. türkiye'nin düşmemesinin ve büyümeye devam etmesinin en temel nedeni "çalışmaktır." türk halkı o günlerde kendisi için değil devleti için çalışmıştır. gelecek için çalışmıştır. çok çalışmıştır. çok çalıştığı için de çok büyümüştür. bunu ikinci dünya savaşının ardından almanlar da yapmıştır. ama maalesef cahil, yoksul ve geri kalmış anadolu insanının o dönemde başardığını bugünün okumuş, modern ve dinamik nesli maalesef yapamamaktadır.

    1927 yılında teşvik-i sanayi kanunu yürürlüğe girdi. amaç yerli sermayenin sanayi alanında korunmasıydı. asıl atılım 1935 yılında yaşandı. mustafa kemal sanayileşme hareketini başlattı. türkiye uçak üretiyor, üstelik bunu ihraç ediyordu. sanayileşme yatırımları için devlet bankalar kuruyor ve teşvikler başlatıyordu. fakat yalnızca üç yıl sonra mustafa kemal vefat edince türkiye'nin hem büyüme oranı hem de sanayileşme oranı azaldı. 1930'lara gelindiğinde milli gelir içindeki sanayi geliri payı %8 civarındaydı. bu oran 1932'de %10'a kadar yükseldi.

    milli gelir içerisindeki sanayi sektörünün payı 1970'lere gelindiğinde %17,5'e, 1980'de %20,5'e, 1990'da ise %25,9'a kadar ilerledi. bu oran 1997 yılında %28'e yükseldi. söz konusu oran 2010 yılında %19'lara kadar geriledi. 2014’te sanayi üretimin milli gelirdeki payı yüzde 21,5 oldu.

    ***

    tüm bu bilgiler ışığında söylenebilir ki, akp hükümetinin ekonomik başarısının temelinde batı sermayesinin türkiye'ye akmasıyla yaşanan refah ortamıdır. bu durumda sorulması gereken soru şu: batı sermayesinin türkiye'ye vermiş olduğu bu ekonomik desteğin karşılığı neydi? dünya üzerindeki bir çok ülke amerikan ambargosu ile hırpalanırken, türkiye'nin söz konusu şekilde kayırılması ve desteklenmesinin altında hangi sebepler yatıyor?

    2012 yılına gelindiğinde, akp-batı ilişkileri hiç olmadığı kadar zayıfladı. 2013 yılında batı medyası açık bir şekilde erdoğan eleştirisi yapmaya başladı. 2014 yılına gelindiğinde ise batı ile erdoğan ilişkileri tarihin en düşük seviyesinde. öyle ki uluslararası derecelendirme kuruluşların önemli bölümü türkiye'nin ekonomik görünümünü negatif seviyesine düşürdü. batı sermayesi türkiye'yi artık eskisi gibi desteklemiyor ve türkiye'ye yapılacak yatırımların önünü tıkamaya yönelik hafif girişimlerde bulunuyor.

    bu sebeplerle erdoğan artık ekonomik kulvarda desteksiz ve yalnız. siyasi tutumuna göre ilerki dönemde yalnız olan durumu daha da kötüleşebilir. türkiye batı'nın ekonomik bir ambargosu ile karşı karşıya kalabilir. şayet o ihtimal vuku bulur ve akp ambargo ile karşı karşıya kalırsa erdoğan ne yapacak? tabiki erdoğan bu durumda mustafa kemal'in yıllar önce karşı karşıya kaldığı durumla baş başa kalacak. ekonominin palazlanması için yerli sermayeye teşvik verilecek.

    mustafa kemal'in durumundan farklı olarak erdoğan'ın yurt içinde hem halk hem de iş adamları bazında bir çok düşmanı var. işin vahim yanı bu düşmanlık erdoğan'ın şahsi politikaları nedeniyle hayat buldu. yani erdoğan, topallaması halinde yurt dışından gördüğü baskının benzerini yurt içinde de görebilir.

    ali babacan tüm bu ihtimalleri düşünüyor olmalı ki, 2014 eylülünde önemli açıklamalar yaptı. ali babacan, sanayinin toplam milli gelirden aldığı payın düştüğünü ifade etti.
    babacan açıkça "yerli üretimi çözmeli ve birbirimize yardımcı olarak kendi imkanlarımızla üretmeliyiz." diyordu. ona göre, türkiye'nin öncelikle sanayileşmesi ve üreten bir toplum olması gerekiyor.

    babacan, artık inşaattan sanayiye dönülmesi gerektiğine dikkat çekmişti ve asıl cümleyi sonra söylemişti;
    --- spoiler ---
    şimdi önümüzde yeni bir mücadele bizi bekliyor. sanayi ürünü ihracatımızda orta teknolojili ürünlerin payı artarken, ileri teknoloji gerektiren ürün ihracatının payı bir türlü artmıyor. bu durum sanayimizdeki yapısal dönüşüm ihtiyacını net bir şekilde gösteriyor. türkiye'yi bir dünya devi yapmak istiyorsak, sanayicilerimizin sorunlarına hızla çözüm bulmak ve ileri teknoloji üretiminde atılım yapmak zorundayız. yapısal dönüşüm ve reform süreci gündemimizin ana unsuru olmak zorunda.
    --- spoiler ---

    tüm bu gerçekçi açıklamalara karşın erdoğan'ın tutumu farklı yöndeydi. o babacan-bulut kırılmasında yiğit bulut'u desteklemişti. erdoğan inşaat sektörünün önünün açılması için faizlerin düşük tutulması politikasını benimsiyordu. böylece inşaat yatırımları kredi alanı açılacaktı. merkez bankası ve ona paralel babacan görüşü ise ekonomiyi daha gerçekçi yorumluyordu. faizin reel ekonomik parametrelerden bağımsız olarak hızlı şekilde düşürülmesi sorunlara yol açabilirdi.

    bu gelişmeler sırasında erdoğan çok talihli bir olay yaşadı. türkiye büyük oranda petrol ve doğalgaz ithal eden ülkeydi. 2015 bütçesine göre petrolün variline ortalama 110 dolar ödenecekti. fakat 2014 baharında yaşanan ukrayna krizi sonrasında rusya'nın kırım'ı ilhak etmesiyle batı ile rusya arasında ciddi bir kriz doğdu. amerika derhal ambargo kararı aldı ve rusya'nın en büyük gelirini teşkil eden petrol fiyatları düşmeye başladı. yıl sonunda petrol fiyatları 45 dolara kadar indi. işte bu durum erdoğan iktidarının ömrünü uzattı. bütçeye göre 110 dolar ödenecek varil petrole 45-60 dolar arasında bedel ödendi. türkiye bu ambargo nedeniyle 10 milyar doların üzerinde kar elde etti. petrol fiyatlarındaki bu düşüş sürerse türkiye 2015 yılında 40 milyar dolar kar elde edecek. şans türkiye'den hatta erdoğan'dan yanaydı. amerikan rus ekonomik savaşı erdoğan'a ciddi şekilde yaramıştı.
    her şeye rağmen petrol fiyatlarındaki düşüş halka yansıtılmadı. zira hükümet rezerv depolamak için bu şansı kullanmak istedi. indirim halka yansıtılsaydı, doğalgaz ve benzin fiyatları düşecek söz konusu şans halka yaramış olacaktı.

    tüm bunların ötesinde, türkiye'de hem yatırımcının hem vatandaşın hem de devletin ciddi miktarda kredi borcu bulunmakta. bu kredi borçlarının aksamaması mevcut ekonomik istikrara bağlı. şayet ekonomi durağanlaşırsa iflaslar başlayacak, şirketler işçi çıkaracak, işsizlerin banka borçları temerrüde düşecek. en büyük yıkım ise inşaat sektöründe yaşanacak. bir çok müteahhit yaptığı konutları satamayacak ve geçimini konut satışına bağlayan inşaatçı patronlar iflasın eşiğine gelecek.
    bu şu anlama geliyor, türkiye bir kaç yıl içinde konut krizi yaşayacak ve konut fiyatlarında büyük bir düşüş yaşanacak. kriz fırsattır geleneği nedeniyle konut satın almayı düşünenlere biraz beklemelerini tavsiye ederim.

    şayet türkiye'de inşaat sektörü çökerse, akp çöker. zira akp'nin en büyük dayanağı inşaat sektörü ve akp çevresindeki iş adamlarının büyük bölümü inşaatçı. yalnızca 4 gün önce financial times gazetesi bu soruna dikkat çekti, manşet çok açıktı: türkiye konutta depreme hazır mı?

    --- spoiler ---
    financial times'da yayınlanan bir yazıda, türkiye'nin de aralarında bulunduğu bazı gelişen piyasalarda konut pazarının gereğinden fazla büyüdüğü ve bu sektörde "deprem" niteliğinde büyük bir krizin kapıda olduğu öne sürüldü.
    --- spoiler ---

    ***

    şüphesiz ki erdoğan'ın bu ekonomik politikası kısa vadede etkili olabilir. inşaat sektörünün yatırımları ekonomiyi bir nebze olsun diri tutabilir. zaten erdoğan iyice çıkmaza giren bir çok politikasında artık sadece bugünü düşünüyor.
    babacan'ın konumu ise sallantıda. muhtemelen seçimlerde milletvekili adayı olamayacak ve hükümet üyeliği sona erecek. sırf bu durum bile babacan'ın görüşünün erdoğan açısından değersiz olduğunu ıspatlıyor.

    tüm bu dinamikler eşliğinde türkiye'nin ekonomik durumu planlı bir şekilde, fazla hırpalanmadan kötüye gidiyor. son bir aydır, petrol fiyatlarındaki düşüşe rağmen, sürekli erdoğan açıklaması/dolar yükselmesi durumu tekrarlanıyor. sermayedeki yabancı çıkışları artıyor. türkiye'nin çarkını döndürme konusunda yıllarca kullandığı faktör artık azalıyor ve muhtemelen bu azalış sürecek.
    batı muhtemelen türk ekonomisinin çöküşünü görmek istemiyor. zira ekonomi çökerse fatura ılımlı islam modeline kesilebilir. oysa batı türkiye'de model sorunu yaşamıyor, modelin dışına çıkma heveslisi muktedir sorunu yaşıyor.

    güzel kokulu iktidar yıllarında erdoğan'a bir gün bu sorunlarla karşılaşacağı konusunda çok kez uyarılar yapılmıştı fakat o hep dinlememeyi seçti. ülkeyi kamplaştıran, bölen ve zihinlerde nefret uyandıran bir çok açıklama yaptı. artık yurt içinde bir çok düşmana sahip ve düşmanları erdoğan'ın düşmesi için kontrolsüz bir öfkeyle bekliyor. batı'nın yapacağı şey erdoğan'ın sonunu getirecek ekonomik ortamı sağlamak olacak ve ekonomik istikrarsızlık yaşayan erdoğan iç politikadaki düşmanları tarafından kolayca yutulucak. batı'nın hüneri olan manipülasyon bu noktada devreye girecektir, böylece gözünü erdoğan öfkesi bürümüş kalabalıklar batı yanlısı başka bir lideri alkışlayacak.
    rusya ambargosu bu senaryoyu biraz geciktirmiş olsa da erdoğan sanayi hamlesine yönelik ciddi adımlar atmış değil. belki de zor gününde yanında olacak arap dostlarını düşünüyor. fakat gün gelip çattığında hangi arap lideri erdoğan için abd'ye karşısına alır ki?

    ***

    zorunlu edit: türkiye için gerçekleşecek sorunların en önemlisi fed'in faiz artırımı. amerikan merkez bankası fed uzun süredir faiz artırımına gideceği sinyalleri veriyor. fakat bu hamlenin ne zaman yapılacağı meçhul. şayet fed faiz artırımı yaparsa doların yükselmesi ve borcunu dolar üzerinden ödeyen ekonomilerin borç maliyetlerinin artmasına neden olacak ki türkiye bu açıdan oldukça riskli bir bölgede. bu nedenle türkiye merkez bankası türkiye'deki faizlerin aşırı düşük tutulmasına karşı çıkıyor. zaten erdoğan'la başçı'nın ayrıldıkları temel nokta bu oluyor. fakat bunun yanında faiz artırımının gelişmekte olan ülkeler için olumlu sonuçlar vereceğini iddia eden ekonomistler de mevcut.
    fed'in faiz artırımı konusu muallaklığını sürdürürken bugün yeni bir gelişme yaşandı ve moody's analytics direktörü friedman "abd ekonomisi faiz artırımı için henüz hazır değil, fed bunun için 2015'in ortalarına kadar bekleyecek" dedi.
    2015 ortaları haziran'a denk geliyor! tam da türkiye'nin seçime gireceği sıralara.
  • güzel yazı. ancak başlığının karşılığını vermiyor. erdoğan'ın konuşması piyasaları yani aslında yabancı yatırımcıyı türkiye'de bağımsız bir ekonomi yönetimi ve bağımsız bir merkez bankası olmadığı yönünde endişelendiyor. tek konuşmasıyla faizleri düşüren adam pozisyonunda. bu da yavaş yavaş yabancı yatırımcının kaçmasına vesile oluyor. yine de güzel bir ekonomi yazısı olmuş.

    not: konut sektöründe kriz kaçınılmaz. ankara' nın dağında evleri allayıp pullayıp milyon liraya satmaya çalıyorlar. eskiden bu paralara istanbul'da deniz kıyısında müstakil ev alabiliyordun.