şükela:  tümü | bugün
  • bir mimar. son bir hafta içinde trt'de mimarlık-tasarım ile ilgili programlarda karşıma çıkan adam. tasarladığı mekanları görünce benim ağzım açık kaldı, kapatamadım. nacizane gözlemim bu adamın kalitesiz bir iş yapamayacağıdır. ne kadar para kazandığı yine televizyonda gördüğüm işyeri ve evi olarak kullandığı mekandan belli.
    giyinme odasını kasa odası görünümünde yapmış adam... avizeye takıntılı bir bağlılığı var, her yerde kullanıyor. kalabalık tasarımları ama yorucu değil, haşmetli ama rüküşlük hissi vermiyor.
    hobisi de giyinmek imiş. googleda arayınca sadece benim değil sosyetenin de ilgisini çektiğini gördüm. sosyeteye sokayım, kalite fetişizmine de ama bu adam çok iyi.
    (bkz: bu adama dikkat)
    http://www.erenyorulmazer.com/
  • saray takıntılı mimar.kendine yarattığı mekanda kapılar çift yönlü açılıyor,duvarlar altın varaklı portrelerle dolu.deli mi akıllı mı anlayamadım,sonradan görme mi modern mi onu da cözemedim,kıro bi tipi var gibi,cok düzgün bir türkçeyle konuşuyor.ya ben ev işyeri birlikte olan mekanını anlatmak istiyorum,istanbulun neresinden bulunduğunu bilmediğim denizi gören bir binanın en üst katı.2,5 kattan oluşuyor diyor,evde tavana doğru bakıldığında sanayideki bir atölye havası alabilirsiniz,metal çok ağırlıklı,şaşırtıcı adam,hiç bir şey iğreti durmuyor galiba,ya tasarımlarına gerçekten şaşırdığım için kendi zevkime göre eleştirmek ne kadar doğru olur bilmiyorum,adam yemek masası sandalyesi için iki tane koltuk koymuş napolyon döneminden masanın başına sonuna,kiliseden de uzun tabureler...her yerde kristal avizeler var,bahçelerde kullanılan heykel figürlerini getirmiş evin orta yerine koymuş,evin bahçesi yok,doğadan uzak diye yatak odası katına salon çiçekleri döşeyip arasına bir tane küvet oturtuvermiş,böyle perdeli merdeli saraylardaki gibin abartı bir yatak var ama sağından solundan modern lambalar çıkartmış.şunu da kullanmamış diyemiyoruz kırmızı hiç yok evde derken bir koltuk görüyoruz kırmızı döşeme,hep altın varak derken gümüşleri sokuyor gözümüze,çini hayranlığı da var,paslı bi dokunun üzerine getirmiş mavi işlemeli porselenleri yerleştirmiş.antika ve bit pazarı takıntısını evini anlatırken öğreniyoruz,bit pazarı derken efenim paris,brüksel bit pazarlarından bahsediyoruz.mutfak zaten ayrı bir olay,bembeyaz bir doku,orda da ayı gibi bir avizeyi tavandan tezgaha sarkıtmış,adam sıradanlığı sevmiyor,ama modernliği yaşıyor,hani kelebek mutfaktan falan gibi ama daha güzel,daha konforlu görünüyor işte ya adam işini ciddi iyi biliyor,banyo renkleri lavabosu falan ulan hepsi ayrı bir detay.sustum.yoksa bitmeyecek anlatışlarım.
    burdan sabahın köründe kıskançlık duygularımı tavana vurduran trt yaşam ve tasarım programına saygılarımı sunarım. *
  • evinin tasviri için dehşetengiz kelimesinin yetersiz kaldığı, ünlü mimar...
  • evindeki eşyaları görünce aklıma iki soru takıldı. birincisi tüm bunlar gerçek mi, antika mı, siz kimlerdensiniz? ikincisi ise bunların tozu-temizliği-bakımı nasıl oluyor? çok zevkli bir işi var, herşeyden önce cesareti, bu kadar şatafatı bir araya getirmesi alkışlanır.

    mimar olan annemin naçizane görüşü ise şu yönde "evet bu küvet benim de elimde olduktan sonra, ben de onu oraya koyarım"
  • ferrarisini şöförüne kullandırdığından * istanbul trafiğinde sağ koltukta yolculuk eden mimardır aynı zamanda..
  • istanbul'un en iğrenç binasında yaşamasının ve çalışmasının sebebi: koca şehirde gökkafes'ten başka her yerden bu iğrençliğin görülmesi ve insanın mimariyle estetiğe olan inancını kaybettirmesiymiş. yoksa kendisine mimar diyen bir insanın, çevresindeki tüm binaları çirkinliğiyle ezen, yapım sürecinde binbir taklanın atıldığı, kurnazlığın ve arkası sağlam olmanın yaşayan en büyük heykeli gibi duran bu gudubet yapıda oturmasının mümkünatı yok.

    google'da arama yapıldığında, kendisinin göbek adının "estetik dehası" olarak geçmesi, yaptığı bir projenin "yorulmazer manifestosu" olarak adlandırılması, sosyeteye çalışmanın ne kadar avantajlı olduğunu da gösterir. altın varaklı tablo ve üç tonluk avize gördüm mü hüzünlenir bir kenarda sessizce ağlarım. insanların bundan neden kurtulamadığına üzülürüm ama adamımız güzel şirket kurmuş. sosyetede para, murano'da cam çok; vermiş avizeyi, basmış varağı.

    her ay aynı şeyleri basan iç mimarlık dergileri sayesinde, üç seneye yaşayan en büyük mimar ilan edilir. "yorulmazer imzası, görkemi yarattı" başlıkları daha sık görülür.

    dünya mimarlık kongresinde robert venturi sikkafes'i gördüğünde "böyle bir siluete, böyle bir dokuya bu hainlik nasıl yapılır?" diye sormuştu. şimdi adını hatırlamadığım amerikalı başka bir otorite de, aynı binayı yeryüzünün en çirkin on binasından birisi olarak göstermişti.

    zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış da değil mesele, yaşadığı lüks hayatı kıskanıyor da değilim. ama mies van der rohe yaşasaydı, bu estetik dehasına muhtemelen:

    "sen ne ayaksın? " diye sorardı.

    "ne avizesi aslanım?" diye devam ederdi. nur içinde yatsın.
  • süzer plaza'da ev olarak kullandığı mekanı çok abartılı bir şekilde döşemiş mimardır. çok para kazandığı ve bu parayı harcayacak yer bulamadığı belli olmakta mekanı dayama döşeme tarzından. bundan öte günümüzde ihtiyaç duyulan minimal ve sade dekoratif tasarımlardan ziyade post-modern, antik ve barok füzyon tarzını benimsemiş gibi gözükmekte. sadece ev döşemesini baz alarak kişinin genel tasarım düşüncesi hakkında kanıya varmak mümkün değildir şüphesiz lakin genel tercihi konusunda önemli bir fikir verir özel ve kişiye ait mekanların dekorasyonu.

    bir mekana bu kadar çok heykel, avize, altın varaklı tablolar koyarsanız mekanın ağır ve kasvetli olması kaçınılmazdır. bu ağır ambiyans, yere kadar uzanan dış cephe cam kaplamalar, çelik konstrüksiyon ile modernize edilip yumuşatılmaya çalışılmış fakat yine de - her ne kadar zevk meselesi olsa da - mekanın boğuculuğunun önüne geçilememiştir. en kötüsü ise bu kadar tarihi ve ağır dekorasyonun yanında kolonlara yerleştirilmiş, duvara gömme flat ekranlar olmuştur sanırım. modern-antik sentez denenmiş fakat abartılı, her insanın kaldıramayacağı bir sentez ortaya çıkmıştır. zengine ve marjinalliğe çalışan bir mimardır. kaldı ki marjinal tasarımlar, abartısız bir sadelikle de olabilmektedir ki önemli olan bunu başarabilmektir kanımca.
  • kıro tipliymiş. kıro beyinliler ve tip takıntısı...

    nereye göre kime göre bu yakıştırmayı yapılıyor bilemeyeceğim ama, sayesinde okuduğum içmimarlıktan keyif alıyorum. parası da helal olsun, kendisi bir mihenk taşıdır, hedefi genişleten gerçek bir yetenektir. kıro tipliymiş, kurban olayım öyle kıroya.
  • istanbulun çükünde yaşama gerekçesi her ne kadar guy de maupassant'ın eyfel kulesi hikayesinden çalıntı olsa da, eğri oturup doğru konuşalım... dış cephe, cam kaplamalar, çelik vs. falan onun tercihi ve seçimi değil doruk pamir imzasıdır.. hatta adam aynı kırmızı uzay kafesi elinin erdiği her yerde kullanmıştı doksanlar boyunca..

    neyse, bu durum bizi eren bey'in mimar, hatta iç mimar kısmıyla değil de dekoratör kısmıyla başbaşa bırakıyor ki, sadece "oy oy oy... ben almayayım, alana da karışmayayım" demek istiyorum...
  • gectigimiz hafta cem tv'de kendisini dinleme serefine eristik diyemeyecegim cunku kendisi izleyici karsisinda egosunu sisirme firsati buldu. vay anam vay o ne narsizm o ne kendinden bahsederken kendini kaybedistir. yasadigi mesleki onorasyonlardan girdi, politikadan cikti ama hep o vardi, hepimiz onun etrafinda donduk. hay masallah ve de pes!