şükela:  tümü | bugün
  • uçuş korkusu, önce can, piç gibi romanları 80li yıllarda amerikada best seller olmuş, türk kadın edebiyatçıları da feminizm ve cinsellik temalarının kullanımıyla etkilemiş yazar.
  • turkce cevirileri genellikle fazla muhafazakar cevirilmeye calisirken mahfedilmis, ucus korkusu (fear of flying) ve how to save your lifetime kitaplarinda biraz degistirerek kendi hayatini anlatmis bir yazar. gectigimiz yillarda yazdigi (of blessed memories) kutsal anilar kitabi da gecen yil cevirilerek yayimlandi.
  • kadınlar hakkında dogru saptamalarına tanık olunabilinen yazar. (bkz: #1396162)
  • "bir sürü zeki erkeğin yanında aptal kadınlar görürsünüz ama zeki bir kadını hiçbir zaman aptal bir erkekle göremezsiniz" demiştir bu hatun
  • (bkz: fanny)
  • "benim gibi kitaplar yazıyorsanız hergün bir yüzleşme. eskiden olan kendimle bir sayfa sonrasında değişecek olan kadın arasında zamansız bir yarış. gaza bastıkça kaza riskim artıyor. ilerde olmam gerektiğini hissediyorum" diyen yazar.
  • aşağıdaki gibi ilginç tespitleri bulunan yazar:

    "burası çok zulme, az adalete tanık bir dünyadır. kardeşlerinden yardım umanın vay haline! daha yelkenini açmadan köpek balıklarına yem olur. toplum hayatı da doğadaki hayattan farklı değildir. insan hayatı kısadır, kötüdür, kabadır ve içi korkularla doludur. kalbine göre yaşayanlar bu hayatı daha da kısaltır, daha çok korkuyla doldururlar. kafayla yaşayanlarsa zevklerini artırırlar. öldüğümüz zaman yanımıza kar kalan tek şey birkaç iyi düzüşmedir."

    "şerefsizlik, ölümle karşılaştırılamayacak kadar önemsiz bir şeydir. hayat sürdükçe, şeref de yeniden elde edilebilir. hayata orospu olarak başlayan düşeslerin sayısı hiç de az değildir. ama hayat olmadı mı şerefin ne yararı olur? şeref açları doyuramaz, donanları giydiremez, hastaları iyileştiremez. şeref tıpkı göğse takılan madalyalara benzer. rehinci kabul etmez onu. sizi ne ısıtır ne doyurur. bir kol saati bile ondan iyidir."

    "insanoğlunun tüm saçma korkuları arasında en saçması, geleceğe duyulan korkudur. korkmakla geleceği kontrol altına alamayız. aldığımızı sansak da alamayız. kaygılar ve korkular, bir falcının kehanetleri kadar etkisizdir. ama biz yine de bu duygulardan vazgeçmeyiz."

    "biz hepimiz gömülü bir geçmişten çıkıp yükseliyoruz. mantıktan, aydınlıktan, doğanın büyük planından dem vuruyorlar ama, kadınlar için bu çağ en karanlık çağlardan biri. kadınların parlak güneşe benzetilip tapıldığı, solgun ayla bir tutulmadığı eski çağlardan çok uzak. mezarlarımızın üzerindeki tozu silkeleyip doğrulmaya, gerçek yüzümüzü göstermeye daha yeni yeni başlıyoruz."

    "kibirli olduğu söylenen kadın nesli, yalnızca yüzeysel güzellik konusunda kibirlidir. uğrunda bunca gürültü koparılan o kibir bile, sağ kalma içgüdüsünün sonucudur bence. kadınların hiçbir güce sahip olmadığı bir dünyada, tek çarenin güzellik olduğunu her kadın sezgileriyle bilmektedir."

    "bizler; hayat getirenler, hayat verenleriz. bunu bizden asla alamazlar. bu mucizeyi aşağılamaya, onu bizim onurumuz olmaktan çıkarıp mahvımızın nedeni haline getirmeye çalışsalar bile, gücümüzün esas kaynağı yine odur."

    "haç olsun, darağacı olsun, zindan parmaklıkları olsun, hep erkeklerin deliliğinin simgeleridir. kuvveti her zaman hayatın kendisinden önde tutarlar. ama kadının simgesi bir daire, bir halkadır. bacakların arasında beliren bir bebek başıdır, meme uçlarının yuvarlaklığıdır, göbek deliğidir, şişen karındır. güneştir o. halkaların ne başı ne de sonu vardır. oysa doğrular, ister yukarı ister aşağı gitsinler, ister haç, ister darağacı oluştursunlar, her zaman için erkeklerin ölüme taptığının kanıtlarıdır."

    "erkeklerin çoğu kadınları ya melek ya da şeytan olarak görürler. ya bakiredir kadınlar ya da orospu. ya azize ya da günahkar. bunlara aynı kadının yarı melek yarı şeytan olabileceğini, başlangıçta masumiyetin ta kendisiyken sonradan tecrübenin simgesi haline gelebileceğini anlatmak olanaksızdır. hele namus denilen şeyin zenginlerin parası yetebilecek bir lüks olduğunu, günahın ise fakirler için bir yaşam çaresi olduğunu asla anlayamazlar."

    "herkeste yetenek vardır. eşine az rastlanan, o yeteneği izleme ve çıktığı karanlık yere gitme cesaretidir."

    "evliliğin tehlikesi hep bir ikili çılgınlık oluşu. kendi deliliğinin nerede bittiğini, eşinin çılgınlıklarının nerede başladığını kestiremez olur kişi. ya yeterinden az, ya yeterinden fazla suçlar kendini. üstelik bağımlılığı sevgiyle karıştırma eğilimini gösterir."

    "insan evlendiği erkeği ne kadar severse sevsin, gün gelir, kocasıyla yatmak eritme peynir yemekten fazla bir tat vermez olur. doyurucu; hatta şişmanlatıcıdır; gelgelelim ağzınızı sulandırmaz, yavandır. oysa özlemi çekilen şey, tam kıvamında bir rokfor, az bulunan yumuşacık, yağlı bir keçi peyniridir çokluk."

    "cinsel arzunun tek gereksinimi kendisidir, çocuk değil. kimsenin bakıp sevmeye olanak bulamadığı sayısı belirsiz çocuk yapacağımıza, birbirimizi çocukmuşuz gibi sevip esirgesek çok daha iyi değil mi?"

    "kimse kimseyi bütünleyemez. insan kendini bütünleyebilir ancak. onu yapacak gücü yoksa, sevgi arama çabasıyla kendini tüketir. tükenişin de aşk olduğuna inanmaya çalışır sonunda."

    "zeka bölümünüz ister 70 olsun ister 170, beyniniz yıkanmıştır. davranışlarınız, konuşmanız bir liseli olmadığınızı gösterse bile, bu fark yüzeyde kalır. içten içe, en akıllı kızlar bile, tutkulu bir aşık, insanın soluğunu kesecek bir erkek özlemi; sabun köpükleri, ipekliler, satenler -ve tabii- bol para düşleri içinde yaşarlar."

    (vajinaya dair) "ona aynı zamanda başka isimler de takılmıştır: mücevher parçası, tek hece, teyze, yayla, tavanarası, doğuş banyosu, et, balık, dipsiz kuyu, zevk kucağı, kahverengi kız, boğa gözü, halka, mihrap, günah çıkarma yeri, yarık, beşik, krem kutusu, eros'un yolu, küçük havuz, uyuyan fare, ördek havuzu, dilsiz kahin, vesaire, iyileşmeyen yara, en mutlu olduğu zaman en fazla ağlayan göz, musluk, keman, sinek tuzağı, kale, aşk çeşmesi, komik şey, güzel kürk, delik; cennet bahçesi, güvenli liman av alanı, tepenin altındaki ev, fildişi kapı, hayat merdiveni, kaymak tabağı, reçel kabı, mücevherler mücevheri, pisi, çaydanlık, mutfak, aşk lambası, kız kardeş, bukleler buklesi, şans torbası, sandık, fıstık, şaheser, güğüm, kasa, kumbara, küflü banka, nankör ağız, hardal kutusu, iğneli fıçı, yuva, bizimki, minibüs, istiridye, saray, nehir, zevk gemisi, erik ağacı, çanta, yavru kedi, delikler kraliçesi, yüzük, gül, eğer, sığınak, terlik, kilit, priz, güney kutbu, sperm emici, yarık incir, şeker, venüs'ün tapınağı, aşk hazinesi, alet gözü, cenazeci, bağ bozumu, hayat suyu kaynağı, atölye, ihtiras meyvesi..."

    "üzüntü hem çok sert hem de çok kaprisli bir efendidir. cenaze evlerindeki kanepelerin üzerinde yer alan zina olayları, balayı yatağında yer alan sevişmelerden bile fazladır. çünkü sevinç, kalplerimizi havalara uçururken her zaman cinsel ilişkiye sürüklemez. ama üzüntü bizi aşağıya doğru çektiği için insan vücudunun alt kısımlarının çağrısına daha fazla yaklaştırır. duyduğumuz acıyı bir yerlerde boşaltmak ihtiyacıyla kıvranırız ve yatak da genellikle buna en uygun yer olur."

    "doğum sürecinde bir kadının geçirdiği başkalaşımlar, solgun aydedenin evreleri kadar çoktur. önce hamileliğin birinci evresi gelir. o evrede insan, içindeki bebeği yok etmek ister. onun varlığı, vücudunun merkezinde bir işgal, bir istila hissi verir. ikinci evrede, insan kendi içinde yeni bir hayatın ilk kıpırtılarını hissetmeye başladığı zaman, bunun ilk baştaki evreden çok farklı olduğunu görür. üçüncü evrede çocuk biraz daha büyür; insanın içine, kımıldayan, gıdıklayan, yalayan bir köpek yavrusu gibi duygular verir. dördüncü evrede, boyu küçük bir kavun kadar olur, insanı saatte dört kere idrar etmeye yollar ve siz yatar yatmaz onun uyanacağı tutar. beşinci evrede çocuk gerçek bir yük haline gelir. kalbin altındaki ağırlığı kurşundan beter olur. ama ne gariptir ki o evrede daha da çok sevilir. çünkü anneye artık bir hayalden çok bir gerçek gibi gelmeye başlar ve ağırlığına dayanmak kolay olur. altıncı evrede anne, doğum yatağında ölme korkusuna kapılır. geceleri canavarlı, ejderhalı rüyalar görürken, gündüzleri de doğumla ilgili kabuslar kurup durur. yedinci evrede hamilelik, yazın en uzun günü gibi uzamaya başlar. anne, bir zamanlar incecik bir insan olduğunu unutur; bir daha tekrar ince olabileceğine bile inanmaz. her adım, sokak ortasına işememe gayretiyle birleşip bir zorluk haline gelir. her hareket acı verir, her gece uykusuz geçer. uykusunda ne tarafa dönerse dönsün, çocuk ya ciğerine tekme atar ya kemikli kafasını bağırsaklarına yaslar. sekizinci evre, inanılmaz bir sabırsızlık ve bezginlik getirir. anne, çocuğun hiçbir zaman doğamayacağına inanmaya başlar; bundan da memnun olur. çünkü o zaman doğum yatağında ölme korkusu ortadan kalkar; yalnızca sonsuzluğa kadar hamileliğe tahammül etmek kalır. dokuzuncu evrede anne, ölmekten o kadar çok korkar ki, önceki korkuları bununla karşılaştırılamaz bile. onuncu evrede sular yarılır, acılar başlar. önce yavaş yavaş, sonra sarsıcı biçimde. anne artık elinde seçme şansı olmadığını bilir. ya doğuracak ya çatlayacak. geriye dönemez, başka bir yola sapamaz. kendisi de bebeği gibi hayat dansına doğru itilir. döne döne, yuvarlana yuvarlana, inleye inleye, kıvrana kıvrana. ölecek mi, yoksa yaşayacak mı, bilemez. ama sonunda acılar artıp öyle bir düzeye gelir ki, aldırmaz bile!"

    "erkeklerin çoğu kadınları ya melek ya da şeytan olarak görürler. ya bakiredir kadınlar ya da orospu. ya azize ya da günahkâr. bunlara aynı kadının yarı melek yarı şeytan olabileceğini, başlangıçta masumiyetin ta kendisiyken sonradan tecrübenin simgesi haline gelebileceğini anlatmak olanaksızdır. hele namus denilen şeyin zenginlerin parası yetebilecek bir lüks olduğunu, günahın ise fakirler için bir yaşam çaresi olduğunu asla anlayamazlar."

    "kişiliğimizden başka neyimiz var bu dünyada?"

    "mantık, aşk geçip gittikten sonra çalışır."

    "haç olsun, darağacı olsun, zindan parmaklıkları olsun, hep erkeklerin deliliğinin simgeleridir. kuvveti her zaman hayatın kendisinden önde tutarlar. ama kadının simgesi, bir daire, bir halkadır. bacakların arasında beliren bir bebek başıdır, meme uçlarının yuvarlaklığıdır, göbek deliğidir, şişen karındır. güneştir o. halkaların ne başı ne de sonu vardır. oysa doğrular, ister yukarı ister aşağı gitsinler, ister haç, ister darağacı oluştursunlar, her zaman için erkeklerin ölüme taptığının kanıtlarıdır."

    "ilham daha çok erkekleri ziyaret eder. ilham perisi dişi olduğundan çevresinde daha çok erkek sevgililer aramaktadır. bu nedenle de kadın şair, doğanın bir saçmalığıdır. herkes ondan nefret eder, uzak durur; kaderi yalnızlıktır, melankolidir, umutsuzluktur ve sonunda da intihardır."

    düzeltme: yeni pasajlar eklendi
  • kadınlar hakkında ince tespitleri olan amerikalı şiir ve roman yazarı öğretmen.fear of flying okunmalı okutulmalıdır.

    --- spoiler ---

    erkeklerin çoğu kadınları ya melek ya da şeytan olarak görürler. ya bakiredir kadınlar ya da orospu. ya azize ya da günahkar. bunlara aynı kadının yarı melek yarı şeytan olabileceğini, başlangıçta masumiyetin ta kendisiyken sonradan tecrübenin simgesi haline gelebileceğini anlatmak olanaksızdır.

    hele namus denilen şeyin zenginlerin parası yetebilecek bir lüks olduğunu, günahın ise fakirler için bir yaşam çaresi olduğunu asla anlayamazlar

    --- spoiler ---
  • "tanrı adına işlenen cinayetlerin sayısı, şeytan adına işlenenlerden fazladır." sözünün sahibi.