şükela:  tümü | bugün soru sor
  • iyi ki bi erik dalı şarkısını çıkardık.kendini bir şey sanıp havalandı bu arkadaş. buradan habere ulaşabilirsiniz. bi ağacını mı diksek ne yapsak. gerçi tohumunun kilosu da ne kadardır şimdi kim bilir.
  • yani şudur,
    2 çeyrek altın bozdurursanız , 0tuz lira cebinizde kalıyor.
  • (bkz: erkeğin kilosunun 500 tl olması)

    diye okuyup “bu ne pahalılık “demeye gelmişken erik olduğunu fark ettim.

    yeni çıktığında pahalı olmasıı beklenmekle birlikte, eriğin aşırı pahalı olması durumu. karısı aşerenlerin allah yardımcısı olsun.
  • her sene verilen aptal haber. ezberledik artık. tamam 500 lira tamam.
  • "e almayın!" dedirten hödö.
    daha mevsimi değil, almayın!..

    her sene haberlerde gösteriyorlar çünkü haber bulamıyorlar.
    erik haberi tuttu diye erikten devam ediyorlar.
    almayın.
    bekle bir ay sonra 2 lira olacak fiyatı, bekle.
    alma!..

    her sene aynı tantana ya!..

    kimse armut istemiyor diye armut'un fiyatını mesele eden yok.

    e yeter artık ya!..
  • klişedir. ama fiyatından mıdır, fotoğrafından mıdır bilemem erik alasım tuttu. iyi ki dışarı çıkacak takatim yok. yoksa 8 tane eriğe 50 tl verecek kadar safımdır yani.
  • bir zamanlar kamu kuruluşunda çalışıyorum dostlar. mesai bitmeye yakın işten çıkıp 3 arkadaşla beraber servise doğru yürümeye başladık. çok fırlama zamanlarım ama, tip falan yine bomba, neyse dostlar... servise yürürken yol üzerinde çok ünlü bir kafe var, önünden geçerken gözüm içeriye ilişti baktım iki tane kız ama nasıl bana bakıyorlar, resmen beni gözleriyle yediler. hemen aklımdan bir piçlik geçti ve bunu uygulamaya koymak için kızların yanına doğru usulca yaklaştım, arkadan da arkadaşım mustafa beni takip ediyor...

    kızların yanına geldiğimde hiç sorgusuz, sualsiz masalarına direkt oturdum ve patates kızartmalarından otlanmaya başladım. kızlar şok. birbirlerine bakıp gülmeye başladılar, ama kızlar, kulakları çınlasın gerçekten de harikulade insanlardı. sonra sohbet, muhabbet etmeye başladık, bir müddet sonra masamıza 3. arkadaş kerim abi de geldi.

    kızlar sordu ne yapıyorsunuz falan, dedik biz burada çalışıyoruz, aaa öylemi derken, dedim siz ne yapıyorsunuz burada? kızlardan birisi konuya atlayıp, kardeşimi bekliyorum, birazdan çekimleri bitecek buraya gelecek kendisi manken falan dedi...

    tabii biz buna çok inanmadık, dedik herhalde bizi kekliyorlar, mankenin ne işi var bunlarla diye üstünde bile durmadık, güldük geçtik derken bir müddet sonra kızlar, evet sena da geldi işte der demez, kafamızı arkamıza çevirdik, aman allahım. bakın dostlar, hayatım kadınlar içinde geçti, bir sürü güzel kadın gördüm, ama ben daha önce böyle güzel bir kız görmedim. uzun boy, kalın dudaklar, diri göğüsler, giyim desen harikulade, taş gibi bir fizik, hatun harbiden bildiğiniz bebek...

    resmen nutkumuz tutuldu 5-10 dakika kendimize gelemedik, neyseki sonradan hızlıca toparlandık ve masaya yeniden dönebildik. o ara sena ile tanıştık, kendisi meğer katalog mankeniymiş, yaptığı işlerden falan bahsetti. bizim çakal kerim abi de hemen kızı markaja aldı, yaşı da var tabii bizden tecrübeli kızın altından girdi, üstünden çıktı kendisine çekti.

    ben de sena’nın ablasını aldım, mustafa’ya da diğer arkadaş rabia kaldı. hep beraber, kalktık kadıköy’e gittik eğleneceğiz. kadıköy’de moda taraflarında güzel bir klüp var altınlı, maltınlı ismi şimdi reklam olmasın diye söylemiyorum. oraya gittik ve eğlenmeye başladık. kızlar bir ara masaya meyve tabağı falan istediler. amına koyim kışın ortasında masamıza erikler, karpuzlar, kavunlar ne ararsanız geldi bir güzel de yedik. bir yandan da sular, seller gibi alkol tüketiyoruz.

    zamanla kafalar süper oldu tabii, hayatımda ilk defa bacak arası dansını orada gördüm. baktım kerim abi sena’yla piste çıkmış, kızı belinden kavramış, dizini hafif kırarak hatunun bacak arasına girip o şekilde dans ediyorlar. tabii ben kusur kalır mıyım. ben de sena’nın ablası hatice’yi hemen piste attım, arkamdan da mustafa derken pist aksaray meydanı gibi oldu zaten kafalarımız da bir dünya. çılgınlar gibi dans ediyoruz.

    mekanda hafif karanlık, ara ara club müziklerle beraber hafif ışıklar yanıp, sönüyor o ara hatice dudaklarıma yapıştı, bununla ayak üstü resmen sevişiyoruz diğer yandan da kerim abimize bakayım dedim, birbirleriyle çiftleşirken kilitlenen köpekler gibi bacak arası pozisyonunu aynen koruyorlardı. mustafa’ya baktım diğer hatunu götürüyor falan. neyse...

    pistte epey kaldık ama, aşağı yukarı 1 saat hayvanlar gibi dans ettik, öpüştük bir ara karanlıkta birbirimizi kaybettik, ara ara partnerlerimizi değiştik falan... sonra hepimiz bitap düştük ve masamıza tekrar döndük. o ara hatice bana ayhan benimle bir lavaboya kadar gelebilir misin diye rica da bulundu, tabi diyerek ona lavaboya kadar eşlik ederken, bana yolda ayhan sana bir şey söyleyeceğim ama lütfen bana kızma dedi. şaşırdım, tamam dedim söyle asla kızmam, mustafa dedi, evet dedim. az önce pistte dans ederken beni öpmeye çalıştı dedi. mustafa’ya bak sen hele. çakal. karanlıktan faydalanıp bizim hatuna sarkmış demek. dedim hatice sen bana bırak, ben ona ne yapacağımı biliyorum diyerek bunu tekrar masaya götürdüm. o ara masada kerim abi ve sena da yoktu. kısa bir süre sonra onlar da geldi ve bu sefer de kerim abi bana ayhan benimle iki dakika dışarı gelsene dedi. hay sikicem dedim ayhanınızı, gelen giden beni masadan kaldırıp bir şeyler söylüyor amına koyim.

    neyse masadan kalktım, kerim abiyle beraber dışarı çıktık, kerim abi bana ne desin, ayhan dedi, az önce sena siz masadan kalktıktan sonra beni dışarıya çağırdı ve az önce dans ederken mustafa’nın onu öpmeye çalıştığından bahsetti. hadi ya dedim. az önce hatice’de bana aynısını söyledi kerim abi dedim. vay pezevenk mustafa iki bira içtin, kendini kaybettin önüne geleni öpüyorsun amına koyim. bizi kerim abiyle bir gülme aldı ve gülüşmeler eşliğinde tekrar masaya döndük ve eğlencemize devam ettik...

    artık saat sabah 5’i falan göstermeye başladı dedik artık çıkalım, otele falan gidip uyuruz 1-2 saat, sabahta işe gideceğiz... hesabı istedik. bir hesap geldi anasını sikiyim. kol falan yanında hikaye. bildiğin boru. kışın meyve sepeti söylersen böyle ebenin amını görürsün işte, bizde de o kadar para yok. neyseki kerim abinin kartı vardı, oradan ödedi de biz ona maaşlarımızı alınca vermek üzere anlaştık.

    hesap faslından sonra kendimizi dışarı attık gençler, deli gibi bir soğuk, kızlara otele falan gidelim dedik, istemediler sabah çok erkenden işe gitmeleri gerekiyormuş, üstelik çalıştıkları yer de avrupa yakasında biz de çok üstelemedik, zaten götümüze kol gibi hesap girmiş, bir de otel masrafları falan girmesin diye bunların numaralarını alıp, taksiye bildirdiğimiz gibi evlerine uğurladık...

    onlar gidince biz üç kafadar, mustafa bu arada kusuyor falan. moda sahilinde banklarda sabahladık. bu kızları öpme olayını da mustafa’ya anlatıp, yerlere yatana kadar güldük. o günden sonra mustafa’nın lakabı öpücük mustafa olarak kaldı. sabah da ilk vapurla, kadıköy’den eminönü’ne geçip çok sevdiğimiz işimize yetişmeye çalıştık...
  • normal olandır.

    her sene aynı geyiğin yapılmasından bıkmaz mı bu insanlar?

    mevsiminde olmayan meyve pahalı olur, tanesi 30 lira, kilosu 500 lira olur hatta haber kuşaklarının sonlarına doğru mutlaka 10 kez haberi yapılır. mevsimi gelince 3 kilosu 5 lira olur.

    alışın artık şu amk döngüsüne.
  • şahsıma, çocukken bahçemizdeki erik ağaçlarını hatırlatmıştır.

    erikler ağaçtan dökülüp çürürdü de, yemezdik.

    şimdi yerine bina yaptırdık sülalecek. ne ağaç kaldı ne de bahçe.

    evet doğru bildiniz , eriği artık yazdan yaza satın alıyoruz. bütçemiz uygun olursa tabi.