şükela:  tümü | bugün
  • agaçlarin en süperlisi, en söz dinlemezi, en asisi, en kural tanimazi, en haylazidir. bahar tam gelmeden, mart ayinin sonlarina dogru, birazcik günesi gördü mü, kendinden geçer. sarkilar türküler söyleye söyleye pat diye çiçek açar. bütün agaç bembeyaz çiçeklerle dolar. seftali, kayisi, kiraz, elma gibi ögretmeninin çaliskan ögrencisi, tabiat annesinin bir tanesi, bütün kurallara uyan, her seyin bir zamani olduguna inanan, risk almayan, aman da aman agaçlar, bahçelerde domuz gibi, kupkuru sekilde baharin tam olarak gelmesini beklerken, ona azicik günes yeter. herkesten önce baharin gelisini kutlar, iki üç günlük günesin keyfini sürer. ama pislik mart, kapidan baktiran ve kazma kürek yakma eylemine sicak baktiran bir ay oldugu için birkaç gün sonra firtina çikar, hava sogur. kis yeniden gelir. erik agacinin beyaz çiçeklerine, beyaz karlar yagmaya baslar. kafam kadar dolular, bütün çiçekleri yerlere döker. erik agaci da diger agaç arkadaslarinin kinayan bakislari arasinda, baharin gelisini bekler. bahar gelince kurallara uymadigi için ceza alir ve dökülen çiçeklerinin erik olmasina izin verilmez. zamaninda açtigi çiçekleri kadar erigi olur. bu sebeple her yil, verebileceginden daha az erik verir... ne güzeldir. aferindir.

    (bkz: her seyin bir zamani var)
    (bkz: hadi be)
  • aldandık erik ağacım, aldandık..
    sen zamansız çiçek açtın,
    ben birini sevdim..
  • diğer ağaçlardan bir farkı da, yaraladığı yerde izini yıllarca, dallarca bırakmasıdır.

    erik ağacı, sol kolumda kalmış, çocukluğumdan bana miras bir çizgidir.
    bu izi bulmakta her geçen yıl biraz daha zorlanıyorum. onu seçebildikçe hatırlıyorum o sıcak yazı. dünya kupası italya'da yapılmıştı. çok güzel bir yazdı. kamerun ne de iyiydi. ve maradona hâlâ güzel oynuyordu. istanbul'u özlemiştim, bunu hatırlıyorum.
    ki özlemekteyim, mütemadiyen.
    (bkz: yaşlandığının farkına varmak)
  • şubatın 8'inde bahçemde çiçek açandır. inşallah bir şey olmaz meyvene de çiçeğe de.
  • "seni ne kadar sevdim erik ağacı!

    nereye gidiyorsun bu nisan öğlesinde takmış takıştırmış?

    erik ağacı, sen esmer bir kız mısın?

    bu çiçekleri üzerine hangi nişanlı serpti?

    erik ağacı, seni yorgiya'm kadar seviyorum!

    erik ağacı, akşam olunca, o eve girince sen ne yaparsın?

    bana anlatsana onun kokusunu hiç duydun mu?

    seni de kıskanayım mı?

    o, senin acı eriklerinden topladığı zaman çok mu küçüktün?

    yine böyle hain miydi, dallarını kırar mıydı? sen onu bencileyin sever miydin?..

    erik ağacı, bir tatlı nefes gibi esen rüzgarın içinde çok az hareketli, bana hiçbir şey söylemiyordu.

    yokuşu bir koşu çıktım. içimden, onu göreceğim muhakkak diyordum. akşamüstü rastladım: - akşama gelecek misin? - geleceğim, sen şimdi git!

    akşam olmuştur. sokaklarda söylene söylene dolaşıyorum.

    bir sabah vakti, bir nisan öğlesinde erik ağacına sevgilimden söz açtım. erik ağacı onu çok iyi tanıyor. " eriklerimi tuza banarak yer " dedi. " ben çakal eriğiyim, aşısızım" der mi erik ağacı adama? neden demesin?..

    erik ağacı konuşmaz, gülmez, yemez içmez... erik ağacı aşıktır. dişleri kamaştıran meyveleri onun içinmiş...

    erik ağacı - nisan gitmeden evvel kocaman uykusunu uyurken -hiçbir şey düşünmezmiş... fakat bir gece yarısı içine sıcak bir su dolarmış... gözlerini nasıl açtığını, korkunç uykudan nasıl uyandığını erik ağacı unutmuştur. bu bir sarhoşluktur, sarhoşluk!

    dallarını kıracaktır yorgiya... çiçeğini göğsüne takacaktır. yataktan şarkılarla fırlayıp, tepesine bir haziran içinde binecek, erik ağacının onun için, hususi, yerin dibinden çektiği bir ekşi lezzeti tadacaktır.

    vangelistra kilisesinin çan kulesinden otuz metre aşağıda küçük bir kulübenin bahçesindeki, dalları evin siyah damını gören bir erik ağacı, benim en iyi dostumdur. dünyada bu küçük erik ağacıyla konuşabilirim. derdimi yalnız ona anlatabilirim. erik ağacı! seni de, yemişlerini tuzla yiyen esmer kızı da deliler gibi seviyorum, ne yapayım?"

    (bkz: havada bulut)
    (bkz: sait faik abasıyanık)
  • baharın müjdesini erkenden veren, beton dolu sokakları çiçekleriyle bir parça da olsa renklendirip süsleyen ağaçtır. lakin toprakla bağını koparıp atmış, vicdanı kararmış insanlar onun bu etrafını ışıtan sevincini çok görür, acımasız elleriyle canına kıymaktan çekinmezler.

    sokağımızın alt köşesinde, çok da büyük boyutlarda olmayan ama her bahar bin bir çiçek açan bir erik ağacı vardı. etraf incir, ceviz ve dut ağaçları ile dolu olduğundan, o çiçeklerin açması ve sokağı şenlendirmesi beni çok mutlu ederdi. bugün marketten dönerken baktım ki garip bir şekilde beli bükülmüş, bembeyaz çiçekli dalları yere inmiş. yanına yaklaşınca tam da belinin ortasından kırıldığını gördüm, içim cız etti. çiçeklerin ve dalların o mahzun hâline bakarken ağlayacak gibi oldum. o esnada ağacın yanındaki apartmandan çıkan komşu teyze yanıma geldi, "mal sahibinin oğlu, dalları apartmana geliyormuş diye kırmış ağacı; ben de kendisine kızdım ama dinlemedi, yazık etti sabiye" dedi. teyzenin, sokağımızı paylaştığımız bir ağaca bir çocuk/genç olarak bakması, onu bir can olarak görmesi buruk bir şekilde gülümsetti ama, insafsız biriyle de aynı havayı soluyor oluşumuza üzüldüm.

    ah insanlar, mezara götüremeyecekleri mallarını koruma hırsıyla neleri ezip geçiyorlar, farkında değiller.
  • her bahar yeniden gelin olan agaç.
  • bir bertolt brecht siiri.

    avludaki erik agaci bir kücük bir kücük,
    benzemiyor doğru dürüst bir agaca bile.
    ama gene de parmaklikla çevrili dört yani,
    korunsun diye güvenlik icinde.

    büyüyemiyor, zavallicik,
    büyümeyi isterdi tabii.
    cok az görüyor günesi,
    yapacak bir sey yok artık.

    erik agacı erik vermiyor hic.
    gel de erik agaci olduguna inan.
    ama gene de bir erik agaci o,
    belli yapraklarindan.
  • babanızın cenazesi bahçedeki eriğin meyve zamanına denk gelmişse ve başsağlığına gelenler "şeytana uyup" önce alt dallardakileri ardından biraz daha yukarıdakileri toplayıp yerler. uzanamayacakları dallardaki erikler için sırasıyla sandalyeye, masaya, masanın üzerine koyulan sandalyeye çıkarak ağaçtaki tüm erikleri yerler. bakarsınız. allah belanızı versin diyemeyecek kadar acılı ve bir o kadar da kendi çapınızda terbiyelisinizdir.

    erik ağacı, artık, zamanla kuruyup gitmesine ses çıkarmadığınız yine de suladığınız ve meyvesine bir daha asla dönüp bakmadığınız masum bir düşmandır.
  • saksıda 2 metrelik bir tanesini yetiştirdiğim ağaç türü. gömecek yer de yok boyumu aştı namusuz.